İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Önsöz

Ahmak Avuntusu

Nasıl da özgürlüklerimizin yaftasıyla avunduk.
Sarhoş ve farkındasız, sahip olmamız gerekenlerden bihaber.
Açgözlü olduk ahmakça, elimize tutuşturulanlarla,
Derin bir uykuya daldık, öylece saf:

Uygun görülen, gerekenmiş gibi.

Ekşimiş suratlarla bir de onları başkalarına çok gördük,
Bizim sandığımız özgürlükleri kaybetme korkusuyla.
Böylece pinti olduk kendi elimizle,
Ve sessizce korkak.

Büküldü belimiz, kırlaştı hayallerimiz.
Ve unuttuk, en önemlisini:

Uygun görülen, kısılabilir.
Verilen de geri alınabilir.

Bilesin, aralarında en fakiri beden.
Akıl ise şaşkın hâlef.
Ancak ateş temizler kalpleri ta ki
Anlar ahmak dahi; sadece eylemdir baki.

Muhterem Aager ‘Pious’ Farstep’in kutsal yazıtlarından:
“Heyhat, Korkaklar ve Haşin Kışlar”

Önsöz

Bütün hikâyeler, yaklaşan bir değişimin kırılma noktası mahallinde başlar ve değişim, kayıtsız doğası gereği, genellikle hayret verici ve beklenmedik, istenmeyen, ürkütücü ve bir o kadar da yersiz sonuçları beraberinde getirir.

Söz konusu değişim, ne kadar farklı, alengirli, tartışılır, cafcaflı veya ilham verici olursa olsun gerçekte önemli olan, geldiğinde ne yaptığımızdır. Onu sahiplenip benimseyebilir veya öylesine suyuna gidebiliriz ve dahi ona kafa tutup direnebiliriz.

Ya da onu tamamen görmezden gelebiliriz.

Yaklaşan değişim ne kadar haklı veya düzenbaz, ne denli yıkıcı ve hatta ölümcül olursa olsun, içeriği değil, vardığında sergilediğimiz duruştur önemli olan. Zira bu duruş ile gerçekte ‘kim’ olduğumuzu sergilemiş oluruz.

Hikâyemiz yaklaşık dört yüz seksen yıl önce kurulmuş, bu süre içerisinde büyüyüp gelişmiş, ancak bir şehir olmaktan itina ile kaçınmış, sessiz, sakin ve pek şirin bir kasaba olan Yavruturna’da başlıyor.

Bu huzurlu kasabayı önemli kılan ya da akranları arasında öne çıkaran sadece kurucularının sahip olduğu şöhret değil, aynı zamanda söz konusu kurucuların öngörüleriydi.

Yaşlı oldukları kadar bilge olan bu kurucular ilk toplandıklarında, huzur ve sükûnet bulabilecekleri, insanların, elf’lerin, dwarf’ların ve gnome’ların politik didişmelerinden mümkün olduğunca uzak, ancak dünyadan da tamamen soyutlanmayacak bir yer aradılar. Bu nedenle olası tüm potansiyelleri düşünüp gözden geçirdiler ve dahi değerlendirdiler, jeopolitik nedenler veya ulaşılmazlıkları dolayısıyla çoğunu bir kenara attılar, ta ki Adalar Krallığı’nın bu tatlı noktasını buluncaya kadar. Kuzeyinde, Bereketli Cennet köyü olarak nam yapmış bir orman elf’i topluluğunu dahi ağırlayan muazzam Ritüel Ormanları, hemen doğusunda utangaç fey’lere ve ağaç perilerine ev sahipliği yapan, yemyeşil ağaçların ve mis gibi sislerin arasından dimdik yükselen, bir o kadar da nefes kesen Martı Konağı vardı.

Güneyinde, hem yerin üstünde hem de yerin pek derinliklerinde çok meraklı gnome’ların yaşadığı Kalaycı Tepeleri ve Sessiz Tepeler, batısında ise asabi, fevkalade inatçı, çok da kaş çatan dwarf’ların toprak altında maden kazdıkları Aksi Tepeler ve Kadim Tepeler yer almaktaydı. Bu şirin toprak parçasının hemen yanından ise Büyük Arashkan Irmağı’nın suları heyecan ve neşeyle akmaktaydı...

Kuruluşundan yüzyıllar sonra Yavruturna kasabası zenginleşecek, gelişecek ve buraya barış, huzur ve uyum içinde yaşamak için gelen elf, insan, dwarf veya gnome; kısaca herkesi kabul edecekti. Ve hatta bazen tam olarak elf, insan, dwarf ya da gnome olmayan bazı ‘şeyleri’ dahi kucaklayacaktı.

İşte hikâyemiz Yavruturna adındaki bu mutlu kasabada başlıyor...

...Değişimler, tercihler, eylemler ve beraberinde gelecek olan hayret verici ve beklenmedik, istenmeyen, ürkütücü ve bir o kadar da yersiz sonuçlarıyla ve dahi duruşlarıyla birlikte.