İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 5 - Fırtına (7/13)

Bölüm Beş (7/13)

Fırtına

“Ne?” diye hayretle ünledi Gnine.

“Şeker... Renklerine bakılırsa limonlu, çilekli, üzümlü ve naneli şeker...” dedi Lady Magella, hayretini gizleyemeden. “Anlamıyorum.”

Herkes dişi-dwarf’a benzer ifadelerle baktı. Aager ise bohçaları, keseleri ve fıçıları sessizce tekrar süzdü ve içeriklerini değerlendirdi.

“İz!” diye hırıldadı aniden. “Yerde herhangi bir iz var mı?”

Laila ona bön bön baktı.

“Herkesin her yere çoktan elleyip üstünden geçtiği bu daracık yerde iz sürmemi mi bekliyorsunuz Efendim?” diye sordu kız, hafif kaşlarını çatarak.

“Kimse kıpırdamasın.” diye hırladı siyahlar içindeki adam. “Lütfen İzci Laila. Bulabileceğiniz ve bize ait olmayan herhangi bir iz işimize yarayacaktır.”

“Bilmemiz gereken bir şey mi var, Efendi Aager? Sizin bir fikriniz var gibi.” diye ona kuşkuyla karışık bir merakla sordu Lady.

“Evet.” dedi adam hırıltılı sesiyle ama herhangi bir açıklama getirmedi.

Lady Magella ona biraz daha kaşlarını çatarak baktı.

Laila ise esefle iç çekti, yavaşça kuzenini yere uzattı, çuvallardan birini kızın başının altına yastık yaptı sonra da sinirli bir şekilde burnundan soludu.

“Fenerini rica edeceğim Gnine!” dedi sıkılmış dişleri arasından. “Sen o feneri nereden buldun?”

“Bu benim kendi tasarımım.” diye bilgiç bir ifadeyle sırıtarak cevap verdi küçük gnome. “İstediğim zaman açıp kapatabilirim. Daha doğrusu, dibinde gördüğün şu küçük düğmeyi saat yönünde çevirince ışık artar, aksi istikamete çevirince de azalır ve tamamen söner.”

“Bu gerçekten hayret verici. Büyülü mü?” diye sordu Laila, yüzünde imrenmiş bir ifadeyle küçük fenere bakarak.

“Olabilir... Muhtemelen... Belki... Azcık!” diye kaçamak bir şekilde cevap verdi Gnine.

“İzler İzci Laila.” diye hırladı Aager.

Laila tekrar burnundan soludu, Gnine’dan küçük feneri aldı, kendisine gösterilen düğmeyi sonuna kadar çevirdi ve birden bulundukları mahzen aşırı derecede aydınlandı ve herkesin gözleri kamaşıverdi!

“Oha!” diye ünledi izci kız, gözlerini fenerden kaçırarak.

“Belki biraz kıssan daha iyi olur.” diye mırıldandı Gnine hafif utanarak.

Kimse bir şey söylemedi ama küçük gnome’un el işçiliğinden de açıkça etkilenmiş gibiydiler.

Laila arada bir diğerlerinden, sağa ya da sola hareket etmeden kalkmalarını rica ederek toprak zemini inceledi ve belki otuz dakika boyunca bulundukları ‘tavşan deliğini’ köşe bucak aradı sonra da bulgularını diğerleriyle paylaştı.

“Dediğim gibi. Herkes şeyin üstünden geçmiş Efendim.” dedi izci kız.

Aager ise sadece kıza bakmayı tercih etti... Ve sessizce bekledi.

“Ancak bize ait olmayan kısmi bazı izlere rastladım.”

“Ne? Hepimizin ayakkabı numarası listesini mi tutuyorsun?” diye şaşırmış bir şekilde sordu Udoorin.

“Kimsenin ayakkabı numarasının listesini tutmuyorum Udoorin. Neden böyle bir şey yapayım ki? Onları ‘biliyorum’ o kadar. Sadece izlere bakarak kişinin ağırlığını, ırkını, cinsiyetini, taşıyorlarsa fazladan yükleri olup olmadığını, ne kadar hızlı gittiğini, hatta dinç ya da enerjik mi yoksa yorgun mu olup olmadığını çıkarabilirim.” diye cevap verdi izci kız ciddi bir sesle.

“Bu harika bir şey!” diye imrenmiş bir ifade ünledi genç adam.

“Kısmi iz İzci Laila.” diye hatırlattı Aager.

“Emin değilim Efendim. Ama bir ‘insana’ aitmiş gibi görünüyor. Bir erkek, sanırım, ama işin ilginç yanı, her nedense her iki adımda bir hopluyor gibi. Ve izlerin kısmi olmasının sebebi, sahibinin yere çok ‘hafif’ basmasından kaynaklanıyor olabilir. Ya da izler çok eski... Ya da... Ne bileyim... Dediğim gibi, emin değilim.” dedi Laila ve kızın yüzünde aklı karışmış bir ifade oluştu.

“Veya izler o kadar da eski değiller, sadece izlerin sahibi çok yaşlı?” diye önerdi Aager.

Laila ona öylece baktı.

“Bilmem. Olabilir.” diye bunun mümkün olabileceğini kabul ediyormuş gibi başıyla onayladı Laila. Sonra bir şeyler daha söylemek istiyormuş gibi ağzını açtı ama kendisine mâni oldu.

“Eklemek isteğin bir şey mi var İzci Laila?” diye hırıldadı Aager.

“Ben... Bir başka kısmi iz daha buldum...” diye mırıldandı kız kısık bir sesle.

Belli ki ‘öylece’ bakma sırası, siyahlar içindeki adama geçmiş gibiydi ama Aager Fogstep kıza ‘öylece’ bakmadı. Onu sessizce ve gözlerini kısmış bir şekilde süzdü.

“Demek öyle...” diye kendisi de sesini alçaltarak hırladı.

“İvit!” diye itiraf etti Laila ve her nedense kızın yüzü kızarmaya başladı.

“Küçük ayak izleri mi?” dedi Aager ve adamın kapkara gözleri biraz daha kısıldı.

“İvit!” diye tekrarladı kız ve yüzü biraz daha kızardı.

“Neler oluyor?” diye kaşlarını çatarak sordu Lady Magella. “Siz neden bahsediyorsunuz?”

Aager’in delici bakışları, yüzü artık iyice kızarmış olan izci kızı biraz daha süzdü sonra Tapınak Muhafızı’na döndü.

“Sanıyorum bu ‘tavşan deliği’ Efendi Cathber Gwet’chen Bolgrig’e ait. Kendisinin kim olduğunu bildiğinizi sanıyorum?” diye hırıldadı adam.

“Evet. Şahsen tanışmamış olsak da tabii ki Efendi Cathber’in kim olduğunu biliyorum.” dedi dişi-dwarf kaşlarını daha da çatarak. “Ama birçok akrabam onunla şahsen tanışıklar. Özellikle de annem Margaret Madish ve dedem Argail Smitefast.”

“Tahminim bu ormanda bunun gibi birçok başka gizli erzak delikleri vardır ki bu da anlaşılabilir bir durum.” diye gıcırdayan sesiyle devam etti adam.

“Neden bu durum anlaşılabilirmiş peki?” diye sordu Lady.

“Burası onun ormanı.” dedi Aager basitçe.

“Peki ya diğer ayak izleri?” diye sordu dişi-dwarf.

Aager buna hemen cevap vermedi. Yüzü her nasılsa daha da kızarmış olan Laila’ya tekrar takıldı sonra ruhsuz bir ifadeyle Tapınak Muhafızı’na döndü.

“Korkarım an itibariyle size bu konuda daha fazla bilgi veremeyeceğim Tapınak Muhafızı.” diye taş kıran sesiyle cevap verdi adam.

Bu...

...dişi-dwarf’un fena hâlde bozulmasına sebep oldu.

Hem de çok!

“Nedenini açıklamak ister misin delikanlı?” diye burnundan soluyarak sordu Lady Magella.

“Hayır, Tapınak Muhafızı, istemem. Operasyonel ihtiyat.” diye cevap verdi adam.

Bu...

...dişi-dwarf’un daha da fazla bozulmasına sebep oldu!

“Özür dilerim, ‘Beyefendi!’” diye fevkalade iğneli bir üslup ile bir anda parlayıverdi Lady Magella.

“Yavruturna Tapınağı, bütün bulgu ve bilgileri Şerif Departmanı ile paylaşır mı, Lady Magella?” diye kısık bir sesle hırladı Aager.

“Hayır, paylaşmaz!” diye gocunarak itiraf etti Lady.

“İşte cevabınız Tapınak Muhafızı. Bu durumun sizin için oluşturabileceği sıkıntılardan ötürü özür dilerim, ne var ki bu konuda bildiklerimi ifşa edebilmem için önce üstüm olan Şeriften izin almanız gerekiyor.” dedi siyahlar içindeki adam.

“Peki senin buradaki görevin ne, Şerif adına konuşamayacaksan?” diye fena hâlde alınmış bir ifadeyle sordu dişi-dwarf.

“Ben kasabanızı temsil ediyorum Lady. Ve her ne kadar ironik olsa da kanunları... Benim görevim ise iki şeyin gerçekleşmesini sağlamak. Birincisi, ölü ya da diri, Yavruturna kasabasına saldıranların adalete teslim edilmeleri. Bunu nasıl gerçekleştireceğim kısmı ise tamamen bana bırakıldı.” diye hırıldadı adam.

“Öyle mi?” dedi Lady Magella ve yüzünde korkunç bir ifade belirdi.

“Evet.” diye cevap verdi Aager sakin bir şekilde. “Şunu anlamalısınız Tapınak Muhafızı... Ben halka mal edilmiş biri değilim. Dolayısıyla ‘şirin’ görünmek gibi bir derdim yok ve başkalarının benim hakkımda ne düşündükleri onların ayrıcalığı olmakla beraber, benim sorunum değil. Görevimin ikinci kısmına gelirsek burada bulunan herkesin canlı, tek parça hâlinde ve işlevsel olarak kasabanıza geri dönmesini sağlamak. Özetle ifade etmem gerekirse üstlerimce görev parametrelerim özellikle ‘hallet’ kadar muallak bırakıldı ama bununla sınırlandırılmadı ki işte bu noktada da ‘tamamen bana bırakıldı’ kısmı devreye giriyor.”

Udoorin alık alık ve rahatsız olmuş bir ifadeyle önce Aager’e sonra da diğerlerine baktı. Gnine gömleğinin yakasıyla oynarken kendisini olabildiğince küçük göstermeye çalışıyor gibi bir hâli vardı. Laila kuzeninin yanına geri dönüp onu kollarına almıştı ancak kızın gözleri içsel bir hararetle yanmaktaydı. İzci kız tam olarak neden bir anda hiddetlendiğini kendisi de tam olarak çıkaramadı. Ama bunun muhtemel sebebi siyahlar içindeki adamın acımasız, insafsız ve merhametsiz tavrıydı. Lady Magella’nın suratı ise tam anlamıyla kapkara olmuştu ve alt dudağı, sinir krizi geçiriyormuş gibi titremeye başlamıştı.

“Bir şey dikkatimi çekti, delikanlı.” dedi adama buz gibi bir ifadeyle. “Yavruturna’dan bahsederken asla ‘benim kasabam’ ya da ‘kasabamız’ diye ifadelendirmiyorsun. Sadece ‘kasabanız’ diyorsun. Bunun nedenini bizlere açıklamak ister misin?”

“Sanıyorum ki vaktinizi de enerjinizi de böyle boş şeylere harcamamalısınız Tapınak Muhafızı. Zira sorduğunuz sorunun kendisinin de alacağınız cevabın da görevimiz açısından kimseye bir faydası olmayacak.” diye hırıldadı Aager.

“Belki de kendini hepimizin üstünde görüyorsundur!” diye harladı dişi-dwarf.

“Ben sadece yağlı bir urganın ucunda sallanırken hepinizin ‘üstünde’ olacağım Tapınak Muhafızı. Dolayısıyla kasabanızı kendi kasabam olarak benimsemem için bir sebep görmüyorum. En nihayetinde benim olmayanı asla kaybedemem.” diye hırladı siyahlar içindeki adam. “Belki de genç İzci Morel’in sağlığı ile ilgilenirseniz ‘kasabanıza’ daha iyi hizmet etmiş olursunuz. Zira kendileri hareket etmediği sürece, görevini de yapamadığı anlamına geliyor.”

İçinde bulundukları daracık mahzene bir anda ölüm sessizliği çöküverdi. Ne var ki Aager Fogstep, ezici ve kötürüm olduğu kadar her türlü duygudan da mahrum sözlerinin sonuçlarını görmek için beklemedi.

“Şimdi... İzci Laila ve Efendi Udoorin, benimle gelin.” dedi sadece...

...ve ‘tavşan deliğinden’ vahşi fırtınanın, uğursuz bir hışımla uğuldadığı ormana geri döndü.