Bölüm Dört (7/11)
Baskın
“Hiçbir şey anlamıyorum.” diye hayretle itiraf etti Bremorel, önünde yatan parçalanmış cesetlere bakarak. “Bu adamlar profesyonel katillere benziyorlardı. Buna rağmen pusuya düşürüldüler. Hem de üst üste iki kere. Sanırdım ki ilkinden sonra biraz daha temkinli olurlardı.”
“İnsan bedeni ancak bir yere kadar devamlı zihinsel ve fiziksel baskı altında kalabilir kuzen. Bu adamlar günlerdir, bilmedikleri bir ormanda koşturup duruyorlar.” diye düşünceli bir ifadeyle açıklamaya çalıştı Laila, kanlı cesetlere bakarken. “Hayır, bu adamlar günlerdir bir ‘ormanda’ koşturup duruyorlar! Yani, bu ikimizi de çok da fazla yormazdı ama bizler izci olarak eğitildik ve uzun soluklu koşmaya alışığız. İzci Efendi Davien ok ve kılıç eğitimine geçmeden önce tam bir yıl boyunca beni koşturup ağaçlara tırmandırdı. Kıyafetlerine ve teçhizatlarına bakılırsa, belli ki bu adamlar ise şehir koşulları için eğitim görmüşler. Tahminim, duvarlara kolaylıkla tırmanabilir ve ses çıkarmadan bir eve girip cinayet işleyebilirler. Ama düz bir duvara tırmanmak ya da örme taşlarıyla döşenmiş şehir sokaklarında koşmakla ağaçlara tırmanmak veya zemini düz olmayan, çukur ve ağaç kökleriyle dolu bir ormanda koşmak aynı şey değil.”
Genç Udoorin ve Moira tekrar kanlı kamp yerinin iki ucunda nöbet tutmaktaydılar. Aager ve Gnine ise cesetlerin ceplerini ve eşyalarını karıştırmakla meşguldüler. Lady Magella ise her ikisine, hiç de tasvip etmediği açıkça görünen bir ifadeyle bakmaktaydı.
“İzler ne diyor?” diye hırıldadı Aager, bulduğu küçük bir kesenin içindeki sikkelere bakarak. Karanlık adam hiçbir utanma belirtisi göstermeksizin sikkeleri cepledi ve bir başka cesedi kurcalamaya başladı.
“Pusuya düşürülüp kıçlarına tekmeyi yemişler!” dedi Bremorel, uyuz olmuş bir şekilde.
“Biraz daha ayrıntılandırmak ister misiniz, İzci Morel? Benim dahi tahmin edebileceğim şeylerin ötesinde bir şeyler...” diye hırladı Aager başını kaldırmadan.
Bremorel, karanlık, kukuletalı ve yarım maskeli adama burnundan soluyarak pis bir bakış attı ama adam kızın sergilediği tavrı umursamadı bile.
“Uyuyorlardı. Ama derin değil. Cesetlerin duruşlarına bakılırsa hepsi batı istikametinden bir saldırı bekliyorlarmış. Ne var ki izler, onlara daha önce pusuya düşüren yaratıkların bu sefer doğudan geldiklerini söylüyor ki bu da neden bir önceki baskından sonra doğuya doğru gittiklerini açıklıyor.” diye anlatmaya başladı Bremorel, izlerin hikâyesini. “Belli ki yaratıklar geniş bir yarım daire çizecek şekilde önce doğuya sonra kuzeye dönmüşler ve bu adamları, onlara paralel bir güzergâhta takip etmişler. Gece olup adamlar uyuyunca da kampı vurmuşlar. İkisi kaçmayı başarmış. Biri yaralıymış ve pek de uzağa gidememiş. Yirmi, yirmi beş yarda ilerideki çalıların arkasında buldum cesedini. Ölüyor olmasına rağmen yaratıklar adamı sırtından mızrakla şişlemişler, ya da şişlendiği için ancak oraya kadar gidebilmiş. Bu da yetmiyormuş gibi bir de boğazını kesmişler.”
“Peki sonuncusu?” diye sordu Aager.
“Sonuncusu fark edilmeden kaçmayı başarmış.” dedi izci kız ve huysuzca bir omzunu silkti.
“Bu sonuca nasıl vardın?” diye sordu siyahlar içindeki adam.
“Adam burada gerçekleşen çatışmaya hiç katılmamış bile. Sanıyorum kesiciler saldırıya uğradıklarında şu ağacın dibinde saklanıyormuş.” dedi Bremorel hoşnutsuz bir ifadeyle ve kamp ateşinin az ilerisindeki bir ağaca işaret etti. “Sinmiş olduğu yer itibariyle, saldırıyı gerçekleştiren yaratıklar onu görmemişler ve o da bundan faydalanıp kaçmış. Ona ait ortada bir ceset olmadığına göre, belli ki teşebbüsünde başaralı olmuş. Takip edildiğine dair herhangi ize de rastlamadım. Bunlarla işleri bittikten sonra yaratıklar cesetleri çiğneyip batıya, en başta geldikleri istikamete doğru bir mil boyunca da yönlerini değiştirmeden devam etmişler. Bir mil sonra yollarından sapmadılarsa bu civarda değiller artık.”
Aager bir anlığına kızın anlatısını değerlendirdi sonra yavaşça çömeldiği yerden kalktı.
“Teşekkür ederim İzci Morel. Size de İzci Laila. İkiniz de meslektaşlarınıza örnek teşkil edecek bir iş çıkardınız. Hem izleri sürme konusunda hem de bulgularınızı bizlerin anlayabileceği, kapsamlı bir bağlamda sunmanızda... Ki bu da neden özellikle ikinizin bu takıma öncülük etmenizde ısrar etmiş olmamı açıklıyor. Hiç şüphesiz İzci Efendileriniz, Davien ve Moorat, sizlerle gurur duyarlardı.” diye hırıldadı.
Laila’nın yüzü hafif pembeleşti ama bunu kaşlarını çatarak gizlemeye çalıştı. Bremorel’in yüzü ise tamamen kızardı sonra karardı, en sonunda da adama pis bir bakış daha attı.
“Asıl meseleye geri dönersek sanıyorum kaçmayı başaran, fırfırlı beyaz gömlekli olan, öyle değil mi?” dedi Aager, onaydan ziyade malum olan bir şeyi ifade ediyormuş gibi.
“Evet Efendim.” dedi Laila.
Bremorel ise sadece başıyla onaylamayı tercih etti.
“İzcilerimizin yaptığı kapsamlı anlatıyı daha da ayrıntılandırmak gerekirse sanıyorum ki bu adamlar birer kesiciydi.” dedi Aager, başıyla yerdeki cesetlere işaret ederek.
“Kesici?” diye sordu Lady Magella.
“Kiralık katil.” dedi Aager kısaca. Sonra, belki de bunun diğerleri için yeterli olmayabileceğini düşünerek açıklamaya karar verdi. “Ne var ki bu adamlar ortalama birer kiralık katil değillerdi. Sanıyorum bu adamlar belirli bir loncanın üyeleriydiler. Ya da bir mezhep, tarikat veya bir cemaatin üyeleriydiler...”
“Ne demek istiyorsun?” diye hafif kaşlarını çatarak sordu dişi-dwarf. “Kiralık katillerden oluşan bir mezhep ya da tarikat hiç duymadım.”
“Bu adamlar...” diye hırıldadı siyahlar içindeki adam ve başıyla yerde yatan, tanınmaz hâle gelmiş cesetlere işaret etti. “Hepsinin kıyafetleri, teçhizatları, silahları, hatta sırt çantalarındaki eşyalar bile tıpa tıp aynıydı ki bu da aynı eğitimden geçtiklerini söylüyor bana. Ortalama bir kesici sessiz hareket edebilme, suikast, sızma, zehir kullanımı, casusluk, kılık değiştirme ve yakın mesafe dövüşü gibi temel eğitimlerden geçer. Bununla beraber, her kesicinin kendisine özel yöntemleri, alışkanlıkları, tercihleri, favori zehirleri, öldürme şekilleri ve hatta huy veya tuhaflıkları da vardır. Bu adamların ise ‘kişisel’ ya da birini diğerinden farklı kılacak herhangi ‘bireysel’ özelliği yok.”
“Bakıyorum sen ‘kesiciler’ hakkında çok şey biliyorsun Efendi Aager. Kişi ister istemez bunun nedenini merak etmiyor değil.” dedi Lady Magella ve gözlerini kısmış bir şekilde onu süzmeye başladı.
“Merak edilecek bir şey yok Lady. Kesicileri iyi bilirim çünkü Drashan’da sayılarını bile hatırlamak istemediğim kadar kesici kestim.” diye cevap verdi Aager, neredeyse umursamaz bir ifadeyle. “Ki bu da sonrasında asla pişmanlık duymadığım bir eylemdi.”
Bir anda ortam sessizleşti ve herkes rahatsız olmuş bir şekilde siyahlar içindeki adama yan yan bakmaya başladı.
“Sorun, bu adamlar daha önce karşılaştığım hiçbir kesici profiline uymuyorlar.” diye hırıltılı sesiyle devam etti, Aager. “Yaptıkları işte fevkalade iyi olduklarından hiç şüphem yok ve onlara saldıran yaratıklarla değil de başka bir şeyle muhatap olmuş olsalardı, eminim hayatta kalırlardı. Bu da bana bu kesicilerden çok daha tehlikeli bir şeylerin, şu anda bile bu ormanda serbestçe dolaştığını söylüyor. Bu yaratıklar fevkalade iyi eğitimli, bir düzine kiralık katile, bir defa değil, iki defa baskın yapmayı başardılar. Üstelik ilk baskından kaçanları kovalamakla uğraşmadılar. Sırf kurtulmuş oldukları izlenimini vermek için etraflarında geniş bir daire çizdiler, ancak ondan sonra onları ikinci defa vurdular. Bu yaratıklar sadece acımasız değiller, aynı zamanda da fevkalade kurnazlar. Bütün bunlara rağmen, ilk baskından kurtulan kesiciler korktukları için yandaşlarını geride bırakıp kaçmadılar. Her şeye rağmen görevlerini tamamlamak istedikleri için kaçtılar.”
“Nereden biliyorsun bunu?” diye sordu Lady, adama dik dik bakarak.
“Biliyorum çünkü kesicilerin onuru yoktur.” diye testere gibi sesiyle açıkladı siyahlar içindeki adam. “Onların sahip olduğu şey, profesyonel anlamda bir dürüstlükten ibarettir. Beni yanlış anlamanızı istemem Tapınak Muhafızı. Onları övmüyorum. Sadece basit ve pratik bir gerçeği dile getiriyorum: Şayet ödeme aldıkları işi tamamlamazlarsa bütün güvenilirliklerini ve itibarlarını kaybederler ve kimse onları bir daha kiralamaz. Dahası, loncalarının kaybolmuş itibarlarını geri kazanmak için onların ortadan kaldırılmaları gerekeceğini de çok iyi bilirler. Sanıyorum Efendi Nimbletyne'in evini yakmadan önce mucidin atölyesinden bir şey aldılar. Bu yüzden bazıları kaçarken diğerleri geride kalıp öleceklerini bilmelerine rağmen savaşmaya devam ettiler. Hedeflerine ulaşıp görevlerini tamamlamaları gerektiğini biliyorlardı. Aynısını ikinci baskında da denediler ama bunun için sayıları artık yeterli değildi. Bu da geriye görevi tamamlaması gereken sadece bir kişiyi bırakıyor ve o kişi de bu kesicilerle aynı lonca, mezhep, tarikat, ya da cemaatten biri değil. Aslına bakılırsa söz konusu kişi bir kesici bile değil...”
“Erkek orospusu!” diye birden ağzından kaçırıverdi Bremorel!
Bunu, bastırılmış bir sessizlik takip etti. Neden sonra Gnine dayanamadı ve kahkahâlârla gülmeye başladı. Udoorin ciddi bir yüz ifadesi takınmaya çalıştı ama o da dayanamadı ve ‘fırk’ladı. Moira’nın yüzü kızarken Laila hiçbir şey olmamış gibi, pembe bir suratla nazikçe gülümsüyordu. Bremorel, ağzından kaçırdığı lafın bir anda farkına vardı ve utanç içerisinde yerin dibine geçmek istiyormuş gibi olduğu yerde kalakaldı. Lady Magella ise genç izci kızı, iki kaşı da kalkmış bir şekilde öylece süzmeye başladı. Neden sonra boğazını temizlemek istiyormuş gibi öksürdü ve mesafeli bir ses tonuyla konuştu:
“Sen erkek orospularını nereden biliyorsun, kızım?”
Bremorel’in yüzü daha da kızardı, dudaklarını sımsıkı birbirine yapıştırdı ve gıkını çıkarmadan öylece durdu.
“Sanıyorum genç İzci Morel, beyaz gömlekli adamı kastediyor...” diye araya girdi Aager. “...Hayret verici bir aşinalıkla.”
Zavallı Bremorel ölüverdi.
Birkaç defa!
“Şimdi...” dedi Aager ve rezil olmuş kızı kendi hâline bırakarak devam etti. “Belki Efendi Gnine, amcasının atölyesinden çalınan şeyin ne olduğunu bize söyleyebilir.”
“Neden bahsettiğini bilmiyorum.” dedi Gnine hiç bekleme yapmadan.
Aager, yarım maskesi ardında burnundan soludu ve soğuk bir ifadeyle küçük gnome’a baktı.
“Söyleyemem.” diye, ruhsuz adamın bakışları altında daha fazla dayanamadı ve bir anda itiraf ediverdi küçük gnome.
“Söyleyemez misin?” diye sordu Laila. “Neden söyleyemiyorsun?”
“Söyleyemem işte, tamam mı? Müşteri hakları ve gizlilik ihlali diye bir şey var.” dedi küçük gnome ve çenesini kapattı.
“Anlıyorum.” diye gıcırdadı Aager’in sesi. “Peki bu ‘haklar’ söz konusu müşterilerin, başkalarının ev ve dükkânlarını kundaklayıp öldürmeyi de kapsıyor mu?”
“Bakın, ne çaldıklarını tam olarak bilmiyorum bile. Bu konuda bir fikrim var ama emin değilim. Dahası, her ne kadar durum şaibeli de olsa bu adamların gerçekte bizim kasabamıza girip söz konusu cürümleri işlediğine dair elimizde kesin bir kanıt yok.” dedi Gnine mutsuz bir ifadeyle ve yerde yatan cesetlere işaret ederek devam etti. “Bu adamların gerçekte amcamın müşterisi olup olmadığını bile bilmiyorum, dolayısıyla müşteri gizlilik ihlali kapsamına girip girmediği de belli değil.”
“Gerçekten mi?” diye kaşlarını çattı Bremorel ve az evvelki utancı bir anda hiddete dönüşüverdi. “Teknik ayrıntıların arkasına mı saklanıyorsun sen?”
“Bana öyle bakma, tamam mı? Bunlar teknik ayrıntı değil, kanun! Ve söz konusu kanunlar binlerce yıl önce, Kalaycı Tepeleri’nde yaşayan gnome’ların İhtiyar Heyeti tarafından yazılmış olan mucit yemini ile destekleniyor. Ortada bir suç olduğuna dair kati delil olmadan öyle pat diye müşteri bilgilerini veremem.” dedi Gnine, fena hâlde kızmış bir şekilde. “Şayet bu kuralı çiğnersem sadece ‘men’ edilmem, aynı zamanda Mucitler Loncası’ndan da ihraç edilirim ve ben sertifikalı bir mucit bile değilim, sadece basit bir çırağım. Bunu yaparsam geleceğe dair bütün mesleki hayatıma, imtiyazlara ve sertifikalara veda etmek zorunda kalırım.”
Bremorel ona hışımla baktı. Laila bir elini kuzenin omzuna koydu ve onu sakinleştirmeye çalıştı. Tam dönüp küçük gnome’a bir şeyler söyleyecekken bir başkası araya girdi ve herkesi şaşırttı...
“Bu adamlarla amcandan çalınan şeyin siparişini verenler aynı adamlar olmayabilirler. Ama aynı lonca, tarikat, cemaat, ya da mezhebe aitlerdi.” diye gürledi Udoorin.
Herkes dönüp hayretle genç adama baktı, muhtemelen pek az konuştuğu için. En azından Lady Magella ve Lady Moira ortamda olduğu zaman.
“Nereden biliyorsun?” diye küçümseyen bir üslupla sordu Gnine.
Udoorin bir omzunu silkti.
“İki yıl önce kasabamıza gelip Nimbletyne amcanla ilgili sorular soran adamlarla aynı kıyafetleri giyiyorlar.” diye hafif kaşlarını çatarak cevap verdi Udoorin. “Hatırlıyorum çünkü babam, Efendi Aager, İzci Efendileri, Davien ve Moorat, Laila, Bree ve izcilerin büyük bir kısmı ve hatta Lady Magella, Oger Tepeleri'ndeki ogre’lere baskın yapmak için gitmişlerdi ve babam, vekili olarak ardında beni bırakmıştı.”
“Evet. Hatırlıyorum.” diye hırıldadı Aager.
“O zaman sadece beş kişiydiler. Şüpheli davranışları dolayısıyla bir düzine kadar bekçiyle beraber ben ve Thomas, dördünü, kaldıkları handa tutuklamıştık ama bir tanesi orada değildi. Daha sonra öğrendik ki beşincisi amcanın atölyesindeymiş. Onu da sorguya çekmek için gittiğimizde adamın çoktan oradan ayrılmış olduğunu öğrendik. Karakola geri döndüğümüzde ise nöbette bekleyen bekçileri bayıltılmış, hapse attığımız dört şüpheliyi ise hücrelerinde boğazları kesilmiş olarak bulduk. Kanıt istiyordun, işte sana kanıt!” dedi genç adam.
Gnine sessizce olduğu yerde kaynayıp durdu ve Udoorin’e hiç hoş olmayan bakışlar atmaya başladı ancak bunun iri adam üzerinde herhangi bir etkisi olmadı.
“Amcamdan ne icat etmesini istediklerini bilmiyorum.” dedi burnundan soluyarak küçük gnome en sonunda. “Aynı, ‘müşteri gizlilik ihlali’ kapsamından dolayı amcam ne yaptığı işi ne de müşterilerini benimle paylaşırdı. Çırağı olarak ona yardım ettim ama üzerinde çalıştığımız şeyin ne olduğunu asla bilmedim. Amcam, verilen sipariş üzerinde devamlı çalıştı ve neredeyse bir yıl boyunca birçok deneme yanılmalarla işi en sonunda bitirdi ama müşteri siparişi teslim almak için gelmedi. Biz buna pek şaşırmadık çünkü bizim meslekte böyle şeyler bazen olur. Özellikle amcamdan yeni bir şeyler icat etmesi istendiğinde. Bunun da birçok sebebi olabilir. Siparişi veren kişinin işi batmış olabilir. Siparişin kendisi iptal edilmiş olabilir ve onca mesafeyi sırf bunu amcama söylemiş olmak için gitmek istememiş olabilirler. Nihayetinde mucit parasını her halükârda alır çünkü ortada bir emek var. Ya da müşteri, herhangi bir sebepten dolayı ölmüş de olabilir. Bildiğim tek şey, icat ettiği şeyin göreceli bir şekilde küçük ve yuvarlak bir şey olduğu. Ters dönmüş bir fanus gibi ama dayanıklı, kırılmaz camdan yapılmıştı ve içinde çok hassas, ince teller vardı.”
Küçük gnome bir anlığına durdu sonra fevkalade mutsuz bir ifadeyle devam etti:
“Bunun dışında ne işe yaradığına dair hiçbir bilgim yok ve sanıyorum amcam da bilmiyordu. Birçok müşteri ondan, şunu ya da bunu yapacak bir şeyler icat etmesini ister. Ya da ellerinde bir şema ile gelirler ve amcam o şemadaki şeyi imal ederdi ki bu da aletin ne işe yaradığına dair her zaman kesin bir fikir vermez. Ama amcam, kendisinden istenen şeyin gerçekte daha büyük bir aletin sadece bir parçası olduğundan kuşkulanıyordu. Onun tahminine göre diğer parçalar, kendisi gibi başka mucitlere sipariş verilmiş olabilirmiş. Şayet çalınan şey o icat idiyse ne önceki grubun sırt çantalarındaydı ne de bunlarınkinde. Ve ‘icat’ derken öylece alıp cebe tıkıştırılabilecek kadar da küçük bir şeyden bahsetmiyorum. Özellikle de içindeki tellerin ne kadar hassas olduğunu düşünürsek imtina ile sarılıp sağlam bir kutunun içerisinde muhafaza edilmiş olması gerekir. Muhtemelen kendisi için özel tasarlanmış bir kutu ya da sandığa ihtiyaç duyacaktır ki amcamın yaptığı da buydu. Dolayısıyla aradığımız şey, tabanı on iki inç genişliğinde ve benzer derinlikte, otuz beş inç boyunda, kolay taşınması için tepesinde sağlam urgandan örülmüş sapı olan, dikine bir sandık.”
Herkes anlatılanları düşünürken Aager ise sessizce, hafif balık etli, hayatını haylazlık ve muzırlıkla geçirmiş olan küçük gnome’u süzdü. Ve işte tam o esnada aradığı şeyi buldu: Göz bebeklerinin çok hafif büyüdüğünü ve sol gözündeki anca fark edilir seğirmeyi.
Küçük, haylaz gnome’un bir sırrı vardı ve korkuyordu.
“Bize söylemediğin bir şey mi var Efendi Gnine?” diye hırıldadı Aager.
Gnine olduğu yerde, bir tarafına çuvaldız batırılmış gibi irkiliverdi.
“Neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim yok!” dedi ve çenesini kapattı!
Aager acımasızca ona bakmaya devam etti. Rahatsız edecek kadar uzun bir süre.
“Şayet Efendi Gnine’ın konuyla ilgili eklemek istediği bir şeyler daha varsa eminim söyleyecektir. Yoksa rahat bırak çocuğu Drashanlı!” diye bir anda harlayarak araya girdi Lady Magella.
“Pek haşince.” diye hırıldadı Aager iki kaşını da kaldırarak ama kukuletası dolayısıyla kimse bunu görmedi. Yarım maskesinin arkasında gizlediği pis sırıtışı da kimse fark etmedi. “Görüyorum ki bu sizin ‘şefkatli’ çağrınızın en iyi hâli.”
Lady Magella ona çatık kaşlarla baktı.
“İzci Laila, İzci Morel. Sanıyorum elimizde yakalamamız gereken bir ayyar var.” diye hırıldadı Aager, izci kızlara dönerek.
“Ayyar?” diye sordu Bremorel.
“Evet, İzci Morel. Her ne kadar havsalamın bir türlü alamadığı sebeplerden dolayı siz onun bir erkek orospusu olmasını isteseniz de...” diye gıcırtılı sesiyle cevap verdi Aager.
Genç Bremorel’in suratı yine karardı.
“...Gerçekte kaçkınımız bir ayyar.” diye devam etti adam. “...Ki bu da sizin onu bulmanızı çok daha zorlu kılacak. Son kaçağımızın bir ayyar oluşu aynı zamanda neden bir düzine eğitimli kesicinin o yaratıklar tarafından doğranırken onun kaçmayı başardığını da açıklıyor.”
İzci kızlar siyahlar içindeki adama öylece baktılar.
“Sanıyorum bu, meslek hayatınızın en zorlu avı olacak. Bir ayyarın, hiç bilmediği bir ormanda, sizin gibi iki tecrübeli izciden kaçabilecek kadar iyi olabileceğine inanmak istemiyorum. Lütfen bana yanılmadığımı gösterin.”