Bölüm Dört (6/11)
Baskın
Bremorel, yoğun çalılıkların olduğu bir noktada çömelmiş, kıpırdamadan gizlenmekteydi. Kuzeni Laila ise yanına sessizce ve sürünerek gelmişti ve hazır olduğunu bildirmek için kızın omzuna çok hafif dokundu.
Yarım porsiyon boyu ile Gnine sürünmeye ihtiyaç bile duymadı ve hayret verici bir sessizlikle izci kızların yanına yaklaştı. Lady Magella, Moira ve Udoorin için durum oldukça zahmetli bir çabaya dönüşmüştü. Ne kadar uğraşsalar da üzerlerindeki ağır zırhların çınlayıp şangırdamasına pek de engel olamamışlardı. Efendi Aager ise ortalıkta yoktu.
“Ne oldu sana?” diye ‘sessizce’ gürledi Udoorin, izci kızların yanına geldiğinde.
Bremorel cevap vermedi. Kerpiç gibi bir yüz ifadesiyle onu süzdü sonra saklandıkları çalıların öbür yanına işaret etti. Udoorin kaşlarını çattı ve yavaşça başını kaldırıp izci kızın işaret ettiği yere baktı ve olduğu yerde öylece donakaldı. Zira yirmi adım ileride, ağaçların ve çalıların sığlaştığı küçük bir açıklık vardı. Açıklığın ortasında ise karalar içerisinde yarım düzine kadar ceset, parçalanmış ve etrafa saçılmış bir şekilde yerde yatmaktaydı!
Laila, gördüğü kanlı manzara karşısında donakalmış adamın omzuna dokundu sonra başıyla ona sağa gitmesini söyledi. Ardından Moira’ya baktı ve ona da Udoorin ile gitmesini işaret etti. Lady Magella’ya ise bir eliyle olduğu yerde beklemesini emretti. Kendisi de sessizce sola, en yakın ağacın arkasına doğru süzüldü ve kuzeninin, cesetlerin bulunduğu açıklığı öbür yandan dolaşmasını bekledi.
“Sakın önüme geçme!” diye tısladı izci kız, küçük gnome onu takip etmeye başlayınca. “Ve kıpırdama.”
“Ne?” diye sordu Gnine ve kaşlarını çatarak baktı ona ama kızın yüz ifadesini görünce bir anda susup olduğu yere sindi. Zira Laila’nın yüzünde gördüğü şey korkuydu. Buna rağmen kız kararlı bir şekilde dudaklarını birbirine kenetlemişti ve uzun yayına yardalık oklarından birisini yerleştirmiş, yavaşça yayını, tüylü ucu, hafif sivri elf kulağına doğru germiş bir şekilde duruyordu.
Sonra büyük bir gürültüyle, elinde koca baltası olduğu hâlde açıklığın ortasında Udoorin belirdi ve onun arkasından da bir elinde uzun kılıcı, diğerinde ise ağır kalkanıyla Moira hücum etti. Açıklığın sol tarafından ise kendi iki elli kılıcı hazırda Bremorel ortaya çıktı. Açıklığın en uzak noktasından ise bir elinde keskin kısa kılıcı, diğerinde uzun hançeriyle Aager süzülerek peyda oldu. Bütün bunlar olurken Laila ise yayı gerilmiş bir şekilde, olduğu yerde kıpırdamadan beklemişti.
Karanlık adam önce yerdeki cesetleri süzdü sonra başını kaldırıp Laila’nın saklandığı ağaca doğru kesin bir hareketle başını salladı. Laila derin bir nefes verdi, gergin yayını yavaşça boşa aldı ama yardalık okunu tekrar sadağına yerleştirmedi.
“Udoorin Lady Moira...” diye hırıldadı Aager. “...Etrafın güvenli olduğundan emin olun. İzci Laila, lütfen gelip cesetleri inceleyin. İzci Morel, sizden buraya gelen ya da buradan uzaklaşan izler varsa onları bulmanızı istiyorum. Efendi Gnine, siz de adamların eşyalarını ve ceplerini kontrol edin. Lady Magella, bunlardan değerlendirilebilir bir şey var mı bakarsanız sevinirim.”
“Değerlendirilebilir?” diye anlamamış bir ifadeyle sordu Lady.
“Bir şekilde hâlâ hayatta olan var mı, bakmanızı istiyorum.” diye hırladı siyahlar içindeki adam, beklentisiz bir ifadeyle.
“Bu biraz insafsızca bir ifade olmadı mı, delikanlı? Bu insanlar kısa bir süre önce hayattaydılar.” dedi dişi-dwarf, hiç tasvip etmeyen bir ses tonuyla.
“Ve şimdi ölüler Lady. Bu adamlar sizin kasabanıza sızıp birçok evin yanmasına sebep oldular. Yıllardır tanıdığınız insanlar, bu adamlar yüzünden yanarak öldüler. Dolayısıyla onlara karşı insaf beslemiyorsam kusuruma bakmazsınız diye umuyorum.” diye acımasızca karşılık verdi Aager.
“Hayat kutsaldır Efendi Aager. Hangisinin diğerinden daha değerli olduğuna sen karar veremezsin.” diye parlayıverdi Lady Magella kaşlarını çatarak.
“O zaman onlar öldürülürken burada olmamış olmam iyi olmuş. Zira onların cesetlerine bakarken hiçbir vicdan azabı duymuyorum. Benim için önemli olan tek şey, yaptıkları şeylerin sebeplerini açıklayacak hâlâ elimde bir cevabın olmayışı.” dedi adam bir omzunu silkerek. Ardından tek dizinin üstüne çöktü ve cesetleri incelemeye başladı.
Burada her ne olduysa bu, birbirini öldürmeye çalışan iki grup arasında gerçekleşen kanlı bıçaklı bir çatışma değildi. Burada olan şey, sadece ‘katliam’ olarak tanımlanabilirdi ve cesetlerin hâline bakılırsa bu adamlar bıçaklanmamış, ya da kılıçtan geçirilmemiş, daha ziyade doğranmışlardı.
“Bu onurlu bir savaş değil.” dedi Moira tiksintiyle. “Bir savaşta hasmınızı yere serdikten sonra onun son birkaç nefesini huzur içerinde vermesine ya da son duasını yapmasına müsaade edersiniz. Bu adamlar bilinçli bir katliama muhatap edilmişler... Öldükten sonra!”
“Evet.” diye onayladı genç Udoorin, yerde saçılmış cesetlere benzer bir tiksintiyle bakarak. “Ve muhtemelen kılıçlarla değil, baltalarla. Oldukça büyük baltalarla... Yani, savaş adında kişinin kendisini kaptırıp aşırıya kaçması, hoş olmasa da yine de anlaşılabilir bir durum. Ancak hasmını yere çaldıktan sonra işi bitmiştir. Ondan sonra biçmeye devam etmenin hiçbir anlamı yok artık. Ya da bağırsaklarını çekip çıkarmanın! Şunlara bak... Her biri en az üç kere ölecek kadar doğranmışlar. Kafaları kesilmiş ve içleri boşaltılmış. Yetmiyormuş gibi kolları ve bacakları da kopartılmış!”
Lady Magella kıyım yerine burnundan soluyarak yaklaştı. Doğranıp parçalanmış cesetleri müthiş bir hiddet ve tiksintiyle süzdü, derin bir nefes aldı, sırt çantasını ve çuvallarını yere koydu, kamp ateşi için kullandığı küçük, portatif küreğini çıkardı ve kazmaya başladı.
“Uhhmm... Ne yapıyorsun?” diye sordu Gnine, yüzünü buruşturmuş bir şekilde cesetlerin ‘ceplerini’ karıştırırken.
“Bu adamların gömülmesi lazım Efendi Gnine.” diye cevap verdi Tapınak Muhafızı fena hâlde kızmış bir şekilde. “Bence sen de kazmaya başlasan iyi olur.”
“Ne? Bu herifler için benden mezar kazmamı mı istiyorsun? Bu adamlar bizim kasabamıza saldırdılar. Evlerimizi ve dükkânlarımızı yaktılar. Birçok kasabalının ölümünden sorumlular! Lanet olasıcalar neredeyse amcamı öldürüyorlardı ve evimizi de atölyemizi de yerle bir ettiler!” diye harladı küçük gnome.
Lady Magella bir an kazmayı bıraktı ve ona çatık kaşlarla uzun uzun bakmaya başladı.
“Evlerimizi ve dükkânlarımızı yakıp komşularımızı öldürdüler, dolayısıyla bizim ahlaki standartlarımızı da bu ‘herif’ler mi belirleyecek?” diye karşılık verdi hışımla.
“Uhhmm... Siz böyle ifade edince, tabii ki hayır...” diye mırıldandı Gnine.
“Cesetleri yağmalamayı bırakıp kazmaya başlasan iyi olur Efendi Gnine. Yoksa senin için de bir çukur kazmak zorunda kalacağım!” diye tehditkâr bir şekilde tısladı Lady Magella.
“Bir tapınak muhafızı için biraz fazla haşinsiniz, bunu biliyor muydunuz?” diye homurdandı küçük gnome.
“Efendim?” diye bir anda parlayıverdi dişi-dwarf!
“Yok bişi, yok bişi...” dedi Gnine ivedilikle ve kendisi de hemen kazmaya başladı.
“Bunlar yangın gecesi görüp izlerini takip ettiğimiz kişiler Efendim.” diye rapor etti Laila, bir dizinin üstüne çökmüş, kıyımı ve etrafını incelerken. “Çizmelerin tabanlarını görüyor musunuz? Haklıydım. Bunlar kauçuk ve kötü bir şekilde aşınmışlar.”
“Çok iyi İzci Laila. Sizce burada ne oldu?” diye sordu Aager.
“Bir şeyler bu adamlara baskın yapmış. Muhtemelen iki gece önce. Biz onlardan daha yavaş bir tempoda ilerliyoruz çünkü hem iz sürüyor hem de temkini olabildiğince elden bırakmamaya çalışıyoruz.” diye başladı Laila ve izleri, cesetleri, kuzeni hariç diğerlerinin hiç fark etmediği, kırık dalları, ezilmiş çalıları, toprakta kaybolmuş kan damlalarını ve daha birçok ayrıntıları birleştirerek iki gün önce, gecenin bir yarısında gerçekleşen olayları ‘okumaya’ başladı:
“Burada kamp kurmuşlar. Şuradakiler...” diye başladı izci kız ve biri açıklığın on beş-yirmi adım kuzeyinde, “...dışında gerisi ateşin etrafında uyuyormuş. O ikisi gözcülük yapıyormuş ve ilk ölen de onlar olmuş. Bu adamlara baskın yapanlar, açıklığın ve kamp yerinin batısından gelmişler ve kıyıma başlamadan önce gözcüleri aradan çıkarmışlar sonra işe koyulmuşlar. Ne olduklarını bilmiyorum. Daha önce hiç bunlarınki gibi izlere rastlamadım ama cüsse olarak oldukça büyük olduklarını söyleyebilirim. İki kol ve iki bacaklılar ve temel insan şekline sahipler. Yüz ile yüz yirmi beş okka ağırlığında ve muhtemelen yirmi ile yirmi beş karış boyundalar. Bu yaratıklar adımlarını kendinden emin ve ‘ezerek’ atmışlar ama bir ordu gibi değil, dağınık ve keyfi bir düzenle hareket etmişler. Büyük Kuzey Tundraları’nda yaşayan barbar sürüleri gibi ama onlar kadar tedbirli değil. Daha çok ork yağmacılarına benziyor ama onlarınki gibi ‘kaypak’ da değil. Emin değilim. Tarif etmesi zor. Ne bileyim, ‘kendilerinden emin adımlarla yürüyen’ sanırım doğru bir ifade olacak... Buna rağmen yine de bu adamları tamamen gafil avlamışlar. Günler önce öldürdüğüm yaban domuzunun üzerinde bulduğumuz mızraklardan varmış ellerinde. Ve çentikli, iri baltalar... Uyurken pusuya düşürülmüş olmalarına rağmen adamlar anında uyanmışlar ve karşılık vermişler. Çatışma hızlı ve kanlı olmuş ama bu onları kurtarmamış. Zira baskını yapan yaratıklar saldırı anını gece, kamp ateşinin söndüğü zamana denk getirmişler ve adamların üzerine, çok daha uzun mızraklarla, baltalarla ve cüsselerinin avantajını kullanarak çökmüşler. Bu şekilde hepsini ortada toplanmaya zorlamışlar ve asıl katliam da o zaman başlamış. Buna rağmen bazıları ‘kuşatma’yı yarıp kaçmayı başarmış. Tahminim Bremorel kurtulanların kuzeye doğru giden ayak izlerini bulacaktır.”
İzci kız devam etmeden önce, yüzünde garip bir ifadeyle bir anlığına durdu ve çömeldiği yerinden kalkıp etrafında gördüğü ayrıntıları tekrar gözden geçirdi.
“Bütün bunların arasında aklımı karıştıran asıl şey ise, baskını yapan yaratıkların, kaçmayı başaranların peşine düşmemiş olmaları. Geride kalanların sonuncusunu da parçaladıktan sonra, öylece doğuya doğru yollarına devam etmişler.” diye hayret uyandıran bir özlülük ile söylevini tamamladı Laila.
Herkes yaptığı işi bırakmış, öylece izci kıza bakıyordu. Udoorin nöbette durduğu yerde dönmüş onu alık alık ve hayranlıkla seyretmişti. Belli ki Moira da etkilenmişti. Zira o da nutku tutulmuş bir şekilde yere tekrar çömelmiş izci kıza bakıyordu. Gnine'ın ise ağzı açıktı ve Lady Magella’nın gözlerinde ise “Ne kadar da çabuk büyüyorlar.” der gibi bir ifade vardı. Sadece Aager herhangi bir tepki göstermemişti. İzci kız iki gün önce, gecenin bir yarısında gerçekleşen olayları, sanki oradaymış gibi anlatırken kendisi cesetleri incelemeye devam etmeyi tercih etmişti.
“Ne?” diye yüzü biraz kızarmış bir şekilde sordu Laila, herkesin susup kendisini öylece seyrettiğini görünce.
“Bu... Muhteşemdi, kız!” deyiverdi Gnine, fena hâlde etkilenmiş bir ifadeyle.
“Pek sayılmaz aslında. Yani, İzci Efendileri Davien ve Moorat’ın bütün izci acemilerine öğrettiği şeylerden birisi de bu.” diye yüzü biraz daha kızararak cevap verdi Laila. “Bizim işimiz sadece kılıç sallayıp ok atmak değil. Eğitimimizin büyük bir kısmı iz sürmek ve iz okumak üzerine. Bree de aynısını yapabilir. Aslına bakılırsa ‘ayrıntılandırmaya’ gelince benden bile daha iyi iş çıkarabiliyor. Neden, derseniz, belki bir insan olduğu içindir. Ya da benden daha genç. Veya benden daha güçlü bir hayal gücüne sahip olduğu için. Ya da benden daha çok kitap okuduğu içindir.”
“Bremorel okuma biliyor mu?” diye sordu Gnine hayretle.
Laila ona kaşlarını çatmış, gözlerini de kısmış bir şekilde baktı.
“Tabii ki de biliyor. Bütün izciler okuma yazma bilir. Bilgi ve bilgelik bir kılıç ya da okun ucunda değildir. Okumak, izcilerde neredeyse bir zorunluluktur. En azından İzci Efendilerimiz bunu bize zorunlu kıldı. Ve şunu da söyleyeyim, öyle basit kitaplardan da bahsetmiyorum, din, felsefe, savaş taktikleri, hukuk ve hatta sanat.” diye ‘hıf’layarak söylendi izci kız. “Ve sana şuracıkta söyleyim, Bree ile hukuk konusunda sakın tartışmaya kalkma, seni yere çalar!”
“Bree ile herhangi bir konuda tartışırsam zaten beni yere çalar ki!” diye sırıttı Gnine.
Tam o esnada yakındaki çalılar aralandı ve ardından kılıcı hâlâ elinde olduğu hâlde Bremorel belirdi.
“Kuzeye ve hafif batıya doğru giden izler buldum. Yaklaşık iki yüz yarda ileride bir ceset daha var. Karnındaki koca yarığa bakılırsa muhtemelen arkadaşları onu sürükleyerek götürmeye çalışmış ama çoktan ölmüş olduğunu fark edince bırakıp gitmişler. Bu da bana, geriye sadece dört kaçak ve onlarla beraber takılan fırfırlı, beyaz gömlekli adamın sağ kaldığını söylüyor.” dedi, yüzünde sert bir ifadeyle.
* * *
Lady Magella’nın ısrarı üzerine, bunu takip eden birkaç saati parçalanmış cesetler için mezar kazmakla geçirdiler ve bu da olayı tam anlamıyla bir vakit kaybı olarak değerlendiren Aager’in sessiz bir hiddetle kaynamasına sebep oldu. Karanlık adam hasımlarına özellikle acı çektirmek için çaba sarf eden biri değildi. Ama onlar için lanet olasıca mezar da kazmazdı. Muhatabını keser, ürkütücü denebilecek derecede pratik bir ekonomiyle bir sonraki hedefine yönelirdi, o kadar! İşleri bittiğinde Tapınak Muhafızı mezarların başında kısa bir dua etmiş sonra tekrar yola koyulmuşlardı. Bir sonraki günün akşamında ise, gördüklerini de gömdüklerini de aratacak ikinci bir kıyım sahnesiyle karşılaşmışlardı...