İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 4 - Baskın (5/11)

Bölüm Dört (5/11)

Baskın

“Onları bulduk Efendim.” diye fısıldadı Laila, yüzü kerpiç gibi olmuş bir şekilde. Aager, bir anlığına genç izci kızı süzdü ve gördüğü ifadenin ayrıntılarını yakaladı.

“Öldürüldüler.” diye sessizce hırıldadı ve kızın geldiği istikamete doğru yürümeye başladı.

Laila’nın tek kaşı kalkmış bir şekilde siyahlar içindeki adamın peşine takıldı.

“Evet ama siz nereden bildiniz?” diye sordu ister istemez.

“Avlanıldıklarını fark ettiler. Bu yüzden ürkmüşlerdi ve aynı sebepten dolayı da fazlalıklarından kurtulup tempolarını arttırdılar. Şaibeli işlerle uğraşanlar, şaibeli koşullar altında ölürler. Sizin bunu anlamanızı beklemem İzci Laila.” diye hırladı Aager ve hızını arttırdı.

Laila kaşlarını çattı ve sinirli bir şekilde söylendi adama.

“Ama siz anlarsınız, öyle değil mi?”

“Evet.” diye sakin bir şekilde cevap verdi Aager. “Ama sanıyorum beni yanlış anladınız İzci Laila. Sizin bunu anlamanızı beklemem, derke, bunu sizin herhangi bir kavrayış eksikliğiniz olduğuna inandığım için söylemedim. Bunu söyledim çünkü siz şaibeli biri değilsiniz. Tam aksine, siz gördüğüm nadir dürüst insanlardan birisiniz. Her ne kadar hırçın ve katır inadına sahip olsa da ve işin tadını kaçıracak kadar uzun bir süre şahsıma karşı garez gütse de kuzeniniz de gerçekte dürüst birisi. Bununla beraber İzci Morel, bir türlü üstünden atamadığı hiddetini doğru bir yerde değerlendirebilsin diye izciliğe devşirildi. Siz ise bir izci olmak için gönüllü oldunuz. Evet, o zaman yaş olarak küçüktünüz ama aynı zamanda diğer gönüllüler arasında en zeki, hedef odaklı ve aklı başında olanıydınız. İzci Efendisi Davien, başvuranlar arasında tercihini yaparken hiç şüphesiz bu vasıflarınızı görmezden gelmedi. Dahası, izci olmaya, kendi geçmişinize rağmen yine de kişisel bir kan davası gütmek için gönüllü olmadınız. Bunu, sizin yaşadıklarınızı başkalarının da yaşamasını istemediğiniz için yaptınız ki bu da bana sizin, yaptığınız işi gerçekte ne denli ulvi bir misyon olarak gördüğünüzü söylüyor.”

Laila, kendisini açık bir kitap gibi okuyan adamın, kukuletası ve yarım maskesi dolayısıyla anca görebildiği kara gözlerine baktı.

“Kuzeninizin imtina ile tutunmaya çalıştığı gareze gelirsek siz aynı garezi gizlemek konusunda çok daha başarılısınız ki bu da gerçekte sizin ne denli zeki olduğunuzu gösteriyor.” diye devam etti siyahlar içindeki adam. “Yavruturna’yı çevreleyen ormanların, tepelerin, arazilerin ve tarlaların güvenliği sizin sorumluluğunuzda. Benim, ikinize karşı geçmişte yaptıklarımı yapmış olmamın sebebi, aynı kasabanın güvenliğinin de benim sorumluluğumda olmasından kaynaklanıyor. Belki o zaman size karşı kullandığım yöntem konusunda hatalıydım. Ama işin gerçeği ben komplikasyonlardan ve ‘bilinmeyen’den hoşlanmam. Zira bilinmeyen, tespit edilemez dolayısıyla da ona karşı hazırlık yapılamaz. Bunun doğal sonucu ise benim tedbir alamayacağım bir güvenlik riski oluşturmasıdır. Özetle söylemem gerekirse o gün sadece görevimi yapıyordum.”

“Burada bir özür mü duyuyorum?” diye sordu Laila temkinli bir şekilde.

“İşimi yaptığım için özür dilemeyi gereksiz, anlamsız ve oldukça da kibirli bir davranış olarak görüyorum İzci Laila. Ama düşünürsek halkla ilişkiler asla benim uzmanlık alanım olmadığı.”

“Uhhmm... İnsanlara karşı daha nazik olabilirsiniz ama.” diye homurdandı izci kız.

“Nezaket, korkmadan evlerinin güvenliğinde uyuma lüksüne sahip olanlar içindir İzci Laila. Ve söz konusu nezaketin varlığı da insanların güvende olduklarına inanıyor olmasına bağlıdır. Ne var ki benim böyle bir lüksüm de yok. Tıpkı böyle hayalperestçe inançlarım olmadığı gibi. Ve gün gelir de ahmakça aksini düşünürsem veya böylesi çocukça hayaller kurmaya başlarsam insanlar kendilerini güvende hissetmeyi bırakırlar ve bütün ‘nezaketler’ ve ‘iyilikler’ ölür.” diye hırladı siyahlar içindeki adam.

“Hayatınız gerçekten çok yalnız, acınası ve çorak bir yer olmalı Efendim.” dedi Laila acı bir şekilde.

“Yine bilmediğiniz şeyler konusunda faraziyelerde bulunuyorsunuz İzci Laila.” diye bu sefer neredeyse harladı Aager. “Ben bir ‘hayat’ aramıyorum.”

İzci kız olduğu yerde kalakaldı.

“Ama... Neden?” diye sordu hayretle.

Karanlık adam da durdu ve yanan gözlerle dönüp genç kızı süzdü.

“Göklerin benim gibi Drashanlı bir cani için tam olarak nasıl bir ‘hayat’ sunacağını sanıyorsun? Belki de bir meleğin beni beklediğini düşünüyorsunuz. Hayır, İzci Laila Wolvesbane, siz gençsiniz ve sizin umutlarınız var. Siz asla ‘şaibeli’ olanı anlayamazsınız çünkü dürüstsünüz. Ben ise ‘umut’ denen şeyi pek az umursarım ve benim için dürüstlüğün ederi bir fosseptik çanağı kadar bile değil. Sizin ahlak anlayışınız da gerçekte aynı dürüstlükten kaynaklanıyor. Benimkisi ise pragmatik oluşumdan ileri geliyor, o kadar. Ben verdiğim bir sözü tutmazsam güvenirliğimi kaybederim ve bu da verdiğim sözlere son derece pratik bir şekilde yansır; ben birisine, yapmaması gereken bir şeyi yapması hâlinde onu öldüreceğimi söylediğimde, bunu söylediğim kişi sözümü tutacağımı kati olarak bilir. Sizi bekleyen sonsuz olasılıklarla dolu aydınlık bir gelecek. Benim geleceğim ise darağacında kısa bir bekleme, ardından Cehennemde geçecek olan çok uzun bir yolculuk.” diye tiksintiyle hırıldadı Aager ve konuşmayı kendi ucundan öldürdü sonra da dönüp tekrar koşmaya başladı.