İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 4 - Baskın (4/11)

Bölüm Dört (4/11)

Baskın

“Yenilerini bulduk.” dedi Laila, elinde daha önce buldukları sırt çantasından bir tane daha göstererek. Zorlu geçen üçüncü gün sona ermiş, artık akşam olmuştu ve iki izci de buldukları çantanın aynılarıyla beraber, halka hâlinde sarılmış tırmanma ipleri, yedek kıyafetler, içleri boş papirüs kılıfları ve yarım düzine kadar, tepelerinde birer halkanın olduğu, avuç büyüklüğünde ve silindir şeklinde teneke mataralarla gelmişlerdi. Küçük gnome, Gnine, mataraların gerçekte matara değil, sis bombası olduklarını, ancak içlerinde zehirli gazların da olabileceğini, genel olarak çok da güvenilir olmadıklarını ve gömülmelerinin en sağlıklısı olacağını telkin etmesi sonucu kimse ‘mataralara’ dokunmamış ve onları kurcalamamıştı.

“Demek doğru o zaman.” diye gürledi Udoorin sırtından kalkanını, yüklü sırt çantasını, yedek baltalarını ve hançerlerini astığı kemerleri bir kenara attı ve yere çöktü. “Bir şeyden tırsmışlar ve kaçıyorlar. Bu arada, ne zaman yemek yiyeceğiz?”

“Görüyorum ki hep mideni düşünüyorsun.” dedi Bremorel kaşlarını çatarak.

“Acıktım Bree. Bunu gizlemem gerektiğini bilmiyordum.” diye cevap verdi genç adam masumane bir ifadeyle sonra etrafındakilere baktı. “Söylememem mi gerekiyordu?”

Bremorel gözlerini kısarak onu süzdü.

“Herhâlde yemeği biz kızların yapmasını bekliyorsun?” dedi asabi bir ifadeyle.

“Aklımdan bile geçmemişti.” diye cevap verdi genç adam. “Yani, ortamda bu kadar kız varken... Ama istiyorsanız yapabilirim. Benim için sorun olmaz.”

“HAYIR!” diye koro hâlinde Laila’dan, Lady Magella’dan, Gnine’dan ve Bremorel’in kendisinden itiraz geldi!

İzci kızlar çoktan bir çukur kazmış, etrafını taşlarla çevrelemiş, tomarla kuru dal toplamış ve kamp ateşini yakmışlardı. Hatta ateşin üzerine, içinde kaynar su olan küçük bir tencere bile asmışlardı.

“Ne? Yapamayacağımı mı söylüyorsunuz?” diye alınmış bir ifadeyle sordu Udoorin. “Ben yemek yapmasını babamdan öğrendim ve kendisi çok iyi bir aşçıdır.”

“Eh, bu her gün duyduğumuz bir şey sayılmaz: Yavruturna Şerifi Standorin Shieldheart’ın çok iyi bir aşçı olduğu.” diye ‘fırk’ladı Laila.

“Evet.” diye kıkırdadı Bremorel. “O ne dediyse.”

Lady Magella da sırt çantasını ve çuvallarını yere bırakmış, içindekileri karıştırmakla meşguldü. Aralarından iri olan beş-altı patatesi seçip Gnine’ın eline tutuşturdu.

“Ne yapacağım ben bunlarla?” diye sordu küçük gnome.

“Soy!” dedi dişi-dwarf çatık kaşlarla.

“Ne? Ortamda bu kadar kız varken sen patatesleri benim mi soymamı istiyorsun?” diye inledi Gnine.

“İzci kızlar bütün gün önden gidip iz sürüp bize bir şeyler musallat olmasın diye uğraştılar. Ben yemeği yapacağım. Ama lütfen, sana engel olmayayım, git ve bir Durkahan Hanımefendisi olan Lady Moira’dan patates soymasını iste Efendi Gnine!” diye hışımla küçük gnome’u azarladı sonra sesini iyice kıstı ve ona neredeyse tısladı. “Senin, takım arkadaşlarına herhangi bir faydası dokunmayacak kadar önemli bir şahsiyet olduğunu bilmiyordum. Amcan Nimbletyne, sana böyle mi öğretti yoksa?”

Gnine tırstı.

“Sorun değil. Ben soyabilirim.” diye önerdi Moira samimi bir şekilde.

“Hayır, güzel kızım.” dedi Lady Magella ona gülümseyerek. “Sen bu takımın bir üyesisin, ama aynı zamanda kasabamızın da misafirisin.”

Sonra tekrar küçük gnome’a döndü ve az önceki gülümsemesi kayboldu. Ardından ona tehditkâr bir ifadeyle baktı.

“Soy!” diye tekrarladı ve kendisi de çuvallardan bir-iki soğan, birkaç tane de havuç çıkarttı ve onları temizledi, ufak parçalara böldü ve kaynayan tencerenin içine atmaya başladı. Ardından da gün içerisinde Bremorel ve Laila’nın avladığı iki tavşanı temizlemeye koyuldu.

“Elbette.” dedi Udoorin o esnada. “Babam yaptığı her şeyde itina gösterir ve buna yemek yapmak da dahildir.”

“Sana inanmak istemediğim için değil Udoorin.” diye kıkırdadı Bremorel. “Ama bunu kendi gözlerimle görmeden kabul etmemi beklemiyorsun herhâlde.”

“Geri döndüğümüzde kendisine sorabilirsin. Eminim sana nasıl yemek yapıldığını öğretebilir.” diye karşılık verdi genç adam.

“Off... Biri fena laf soktu!” diye kıkırdadı Gnine patatesleri soyarken.

Bremorel'in yüzü karardı ve ona pis bir bakış attı.

Sonra Udoorin’e döndü ve ona da aynı bakışı attı.

“Babanın bana herhangi bir şey öğretebileceğini sanmıyorum—” diye başladı ama genç adam araya girdi.

“Bree, lütfen. Daha sonra pişman olacağın bir şeyler söylemeden önce sana hatırlatmalıyım ki bizim evde neredeyse her şey el yapımıdır.” diye sakince konuştu Udoorin. “Buna mutfak masası, tezgâh, tabureler, ahşap tabaklar, kaşıklar, çatal ve bıçakların sapları, mutfak dolapları, kitaplık, karyolalar, gardırop, şöminenin önündeki üçlü koltuk ve sandalyelerin hepsi de dahil. Babam kendi elleriyle inşa ettiği mutfakta yemek yapmayı da sever. Annem için çok yaptı çünkü o da sizin gibi bir izciydi ve çoğunlukla devriyeleri dolayısıyla eve geç gelirdi. Geldiğinde ise yorgun ve bitkin olurdu. Babam bundan dolayı asla şikâyetçi olmadı ama onun doğru dürüst bir şeyler yediğinden de emin oldu. Tıpkı sırf onun için kendi elleriyle yapıp döşediği eve döndüğünde mutlu olmasını istediği gibi.”

“Bu yaptığın hiç de hoş değildi Udoorin. Rahmetli anneni bu işin içine dahil etmen...” diye haşin bir şekilde tısladı Bremorel.

“Dahil etmedim ki. Sadece babamın iyi bir şerif olmasının yanı sıra neden iyi bir aşçı olduğunu anlamanızı istedim, o kadar. Eğer yemeği benim yapmamı istiyorsanız yaparım. Ve yaptığım yemekle seni utandıracağımdan da eminim.” dedi genç adam hafif sinirlenmiş bir şekilde.

“Neden birden ciddileşiverdin Udoorin?” diye sordu Laila.

“Ben her zaman ciddiyim Laila. Bunu fark etmiş olmalısın. İkiniz de benim arkadaşımsınız. Hatta en iyi ve en yakın iki arkadaşımsınız bile diyebilirim. Ama size söylediğim şeyleri, sanki uyduruyormuşum gibi sorguladığınız zaman bu benim hoşuma gitmiyor. Ya da dalga geçtiğiniz zaman. Bugüne kadar size asla yalan söylemedim. İkinizi de olduğunuz hâlinizle kabul ettim ve kasabamız için yaptığınız şeylerden dolayı da özellikle saygı gösterdim. Aynı olmasa da en azından benzer bir tavrı sizden de beklerim ama.” dedi genç adam hafif kaşlarını çatarak.

İki kız da ona öylece bakakaldılar ve ikisinin de yüzü utanmış bir şekilde kızardı.

“Özür dilerim Udoorin. Gerçekten. Kötü bir niyetimiz yoktu. Sadece sana takılıyorduk, o kadar.” dedi Laila dürüstçe.

“Aynen.” diye ekledi Bremorel.

“Niyetinizin kötü olmadığını biliyorum zaten. Olduğunu düşünseydim bunca yıl arkadaş olarak kalmazdık. Yani, böyle bir şeyi, kimseye herhangi bir saygısı olmayan Gnine’dan beklerdim ama sizden değil.” dedi Udoorin.

“Hey!” diye itiraz etti Gnine, patatesleri soyduğu yerden. “Buna alındım.”

“Hangi kısmına alındın Gnine?” dedi iri adam ve küçük gnome’a baktı. “Yıllardır bana yaptığın eşek şakalarına mı?”

“Sana yapmış olabileceğim herhangi bir eşek şakası olduysa da onları benim yaptığıma dair elinde hiçbir kanıt yok.” diye sırıtarak cevap verdi Gnine.

“Gnine!” diye burnundan soludu Udoorin. “Benim bir Şerif'in oğlu olduğum, dahası, son dört yıldır Efendi Aager tarafından şahsen eğitilmiş olduğum, dolayısıyla ikisinden de bir şeyler kapmış olabileceğim gerçeği hiç aklına gelmedi mi? İsteseydim ‘kanıt’ bulamayacağımı gerçekten düşünüyor olamazsın. Bunca yıldır kimin bana o eşek şakalarını yaptığını bilmediğimi mi sanıyorsun? Dahası, neden karşılık vermediğimi hiç düşündün mü? Bunu yapmadım çünkü amcana, senin etrafındakilere gösterdiğinden daha çok saygı duyuyorum. Aynı sebepten dolayı seni kafandan tuttuğum gibi kasaba duvarlarının üstünden Arashkan Irmağı'na atmadım. Ve inan bana bunu yapmış olsaydım gerçekten çok komik olurdu. Ama işin aslı ben başkalarıyla sırf eğlence olsun diye dalga geçmem. En azından, yıllar önce aptal bir çocuk olduğum zamandan beri bunu yapmıyorum. Söylesene Gnine, seni herkesten özel kılan nedir?”

Küçük gnome oturduğu yerde iri adama öylece bakakaldı.

Udoorin bir süre bekledi ama kendisine alık alık bakan gnome’dan herhangi bir cevap alamayınca tekrar burnundan soludu, oturduğu yerden kalktı, koca baltalarından birisini kaptı ve “İlk nöbeti ben tutarım...” diye homurdanarak uzaklaştı.

Aradan sadece birkaç dakika geçti ve Laila, Bremorel eşliğinde genç adamın nöbet tuttuğu yere, onun geldiklerini duyacağı şekilde ayaklarını vurarak yaklaştılar. Udoorin arkasına dönüp baktığında izci kızları görünce yine burnundan soludu sonra nöbetine geri döndü.

“Neler oluyor Udoorin?” diye yumuşak bir sesle sordu Laila, kendisine arkasını dönmüş genç adama.

“Yok bir şey.” diye homurdandı Udoorin.

“Hadi ama ya...” dedi Bremorel. “Bizler dostuz. Canını sıkan her neyse bize söyleyebilirsin.”

“Yok bir şey, dedim.” diye gürledi genç adam.

Laila derin bir iç çekti. Böyle olduğunda onunla konuşmak zor oluyordu. Çok sık olmasa da arada bir, özellikle canını bir şey sıktığında, genç adam pencerelerini kapatır, kapılarını sürgüler, sınırlarına hendekler kazar ve tam olarak agresif olmasa da belirgin bir şekilde sessizleşir ve içine kapanırdı.

“Ettiğimiz kavgayı mı hatırladın yine Udoorin? Bu yıllar önce olmuştu ve hepimiz küçüktük ve bir sürü aptalca şey yaptık. Buna rağmen kavgaya karışanlar arasında en olgun davranan sen olmuştun. Hâlâ dünmüş gibi hatırlıyorum, nasıl da utanarak kapımıza gelmiş öylece bekliyordun. Seni camdan gördüğümde o kadar kızmıştım ki, kapıyı açıp suratına bağırmayı bile düşünmüştüm ama babam bana engel olmuştu.” dedi Laila, hafif gülümseyerek. “Hâlbuki senin orada durmuş utancından kıvrandığını görüyordum. Buna rağmen sen cesaretini toplayıp kapıyı çalmış ve özür dilemiştin. Hem benden hem de babamdan. Sonra da kimsenin beklemediği bir şey yaptın. Benimle arkadaş olmak istediğini ve reddetmezsem bunun seni çok ama çok mutlu edeceğini söylemiştin. İnan bana bunu o an kabul etmemin tek sebebi apışıp kalmış olmamdan kaynaklanmıştı. Yani, resmen dumura uğradım o an ve iyi ki de öyle olmuşum. Sayende gerçek bir dost edinmiş oldum o gün.”

Udoorin bir şey söylemedi ama yüzü ister istemez biraz kızardı.

“Benim buna ekleyebileceğim bir şeyim bile yok.” dedi Bremorel. “Babanın beni tıktığı hücreden çıkıp eve geldiğimde Laila’yı seninle bahçede muhabbet edip gülerken gördüğümde, onun beni sattığını düşündüm. Öyle görünüyor ki bir hafta hücre cezası akıllanmam için yeterli değilmiş. Özellikle sana ve... Uhhmm... Diğer çocuğa yaptıklarımdan sonra... Neyse ki Laila araya girdi ve senin gelip özür dilediğini söyledi ve senin sayende ben de ‘Bremorel’ oldum.”

Udoorin ısrarla bir şey demedi ve sessizce burnundan soludu.

“Söyle bize Udoorin. Gerçekten, seni rahatsız eden nedir?” diye sordu Laila.

“Evet ya.” diye üsteledi kuzeni hafif sırıtarak. “Eninde sonunda pes edeceğini sen de biliyorsun.”

Udoorin biraz daha burnundan soludu ama en sonunda pes etti...

En nihayetinde Laila da Bremorel de arkadaşıydı ve gerçekte üçü de kardeş gibiydiler.

“Çizmelerim!” diye gürledi genç adam asabi bir şekilde.

İzci kuzenler önce birbirlerine baktılar sonra da iri gence döndüler.

“Uhhmm... Çizmelerin?” diye sordu Laila temkinli bir ifadeyle.

“Evet, lanet olasıca çizmelerim.” dedi Udoorin ve dönüp hiddetle kızlara baktı. “Yangın gecesi eşeğin teki çizmelerimin içlerine iğrenç solucan ve sülük doldurup güzelim şeyleri mahvetmişti. Ben de konsül toplantısından önce gidip bu yeni çifti almak zorunda kaldım ve beni öldürüyorlar!”