Bölüm Dört (1/11)
Baskın
“Görebildin mi?” diye sindiği yerden, el işaretleriyle ‘fısıldadı’ Laila Wolvesbane. “İşte tam orada. Yaban böğürtlen çalısının altında.”
Bremorel Songsteel de yere sinmiş olduğu hâlde başını biraz kaldırdı, seksen adım ilerideki, kuzeninin kendisine gösterdiği çalıyı dikkatle süzdü.
“Hayır. Hiçbir şey görmüyorum.” diye parmaklarıyla karşılık verdi kuzenine.
“Gel.” diye dürttü Laila onu. Sonra eliyle geniş bir daire çizdi ve yine bazı işaretler yaptı. “Etrafından geniş bir daire çizelim ve daha yakından bakalım.”
Bremorel başını biraz daha kaldırdı ve ortalıkta kimsenin olmadığından emin olmak istiyormuş gibi kısılmış gözlerle etrafına bakındı.
“Gerek yok. Sen orada olduğunu söylüyorsan, o zaman oradadır. Senin keskin gözlerine, başkasına güvendiğimden daha çok güvenirim. Geri dönüp bulgularımızı diğerleriyle paylaşalım.” dedi sesli olarak sonra da kindar bir şekilde ekledi: “O Aager-herifine de çiğneyecek bir kemik atmış oluruz.”
İki izci kız, temkinli, sessiz adımlarla geri çekildiler. Yeterince uzaklaştıklarında ayağa kalktılar ve geldikleri istikamete doğru koşmaya başladılar.
“Bree...” diye nazikçe ama imalı bir ses tonuyla azarladı Laila. “Aş artık şu adamı. Kasabamızın güveliği için doğru bildiğini yapıyor, o kadar. Başka bir şey yapıyor olsaydı asıl ona şaşırırdım. Duyduğum kadarıyla işi dışında herhangi bir özel hayatı yokmuş. Ona tahsis edilen o bit kadar evine bile nadiren uğruyormuş. Bekçilerin olmaları gereken yerlerde, ayık ve uyanık olduklarından emin olmak için vaktinin neredeyse tamamını kasaba sokaklarında sinsi sinsi dolaşarak geçiriyormuş. Geri kalan zamanlarda ise Udoorin'in tepesine uğursuz bir veba gibi inip onu eğitmekle uğraşıyormuş. Dürüstçe söylemem gerekirse ikisine de acımıyor değilim. Yani, İzci Efendim Davien bana öyle davransaydı daha ilk gün pes etmiş olurdum.”
“Neden o herifi ısrarla savunduğunu anlamıyorum Laila. Sen de ona en az benim kadar uyuz oluyorsun.” diye kaşlarını çatmış bir şekilde kuzenine baktı Bremorel.
“Benim ne düşündüğümün ya da ne hissettiğimin pek az önemi var kuzen. Adam işini yapıyor ve belli ki yapacak başka da bir işi yok... Yani, senin peşinden ayrılmayan o zavallı çocuğun bir gün cesaretini toplayıp seninle konuşmasını diliyorsun, öyle değil mi?” diye sordu Laila.
“Buna cevap vermeyi reddediyorum. Açıkça tuzak bir soru bu.” dedi Bremorel camdan bir sırıtışla.
“Söylemeye çalıştığım şey, her ne kadar şapşal ve dik kafalı kızın teki olsan da en nihayetinde senin hayallerin ve umutların var. O veya bu şekilde herkesin hayalleri var ki normal olan ve herkesten beklenen de bu. O adamın yok. Ve asıl ürkütücü olan şey ise, o adam yaptığı hiçbir şeyi, azıcık bile olsun tatmin edici bulduğu için yapmıyor. Sanırsın ki Şerif ona bu takımın liderliğini verdiği için biraz kibirlenir ya da caka satar, öyle değil mi? Ama hayır. Adamda zırnık ego yok. Yani, bu ürkütücü değilse nedir bilmiyorum. Bence lider olmuş olmamış adamın umurunda olduğunu bile sanmıyorum. Ama iş onun üzerine yıkıldığı için, tırtıklı bir okun atardamarları parçalamadan çıkarmaya çalışan bir tabibin neşter kullanması gibi, yaptığı her işe itina gösteriyor ve bunu yaparken de bizim kişisel duygularımızı okşamak gibi bir derdi olması gerektiğini de düşünmüyor çünkü o duygulardan kendisinde yok!” diye açıklamaya çalıştı Laila.
“Sen nereden biliyorsun bunları?” diye sordu Bremorel gözlerini kısarak.
“Sordum soruşturdum.” diye cevap verdi Laila bir omzunu silkerek.
“Neden ki?”
“Merak... Ama daha çok onunla ilgili bazı şeyler kafama takıldığı için... Özellikle Bane-Song Operasyonu'ndan sonra.” diye sesli bir şekilde düşünüyormuş gibi konuştu Laila. “...ve sonrasında bize tahsis edilen çadırda yaralarımızdan dolayı kıvranıyor olmamıza rağmen, ‘günü kurtaran kahramanlar' gibi değil de birer suçluymuşuz gibi bizi saatlerce sorguladığı için. Yani, her ne kadar yaptığı şeyden dolayı ben de o zaman ona fena hâlde kızmış olsam da neden bize göre önemsiz gibi görünen bir şeyin aslını öğrenmek için öyle saplantılı bir şekilde ikimizi de sorguya çektiği merakımı uyandırmıştı. Ve sanırım cevabını da buldum en sonunda. Sanıyorum o adamın böyle olmasının sebebi onun geçmişiyle alakalı. Drashan’da başına gelen bir şeylerden dolayı.”
“Kimin umurunda ki!” diye harladı Bremorel.
“Sevgili kuzenim ve kız kardeşim...” dedi Laila ciddi bir ifadeyle ama kızın dudaklarının bir kenarı hafifçe yukarı kalktı. “...Herkesten çok senin ‘basit bir yanlış anlamanın’ nelere mal olabileceğini bileceğini sanırdım.”
Bremorel olduğu yerde donakaldı.
Sonra yavaşça kuzenine döndü ve ona buz gibi bir ifadeyle baktı.
“Bu... Çok acımasızcaydı Laila. Lanet olsun be kızım ya... O olay üzerinden yıllar geçti ve ben daha bir çocuktum.” diye söylendi, burnundan soluyarak ve utanmış bir şekilde.
“YK-12117601-1732!” dedi gıcırtılı bir hırıltı.
İki izci kız da bir an nefeslerini tuttular sonra beklenmedik bir hızla tepki verdiler; Laila yardalık oklarından birini çoktan uzun yayına yerleştirmiş ve germiş, Bremorel ise iki elli kılıcı çekmiş ve sırtını kuzenine verecek şekilde aksi istikamete dönmüştü!
Neden sonra sesin sahibini tanıdılar ama yine de temkini elden bırakmadılar.
“Efendi Aager.” dedi Laila mesafeli bir sesle ve kalbi küt küt atarak. “İki izciye asla sessizce sokulmamalısınız. Özür dilemek için çok geç olabilir.”
“Şayet kişi, iki izciye sessizce sokulabildiyse bir özrün yeterli olacağını sanmıyorum.” diye hırladı aynı ses ve Aager Fogstep ağaçların arasında peyda oldu.
“Neden buradasın?” diye harladı Bremorel. “Senin takıma göz kulak olman gerekmiyor mu?”
“Sizler de takımın bir parçasısınız İzci Morel.” dedi adam, malum olan bir şeyi dile getiriyormuş gibi. “Olağan gidişlerinizden daha uzun bir süre ortada yoktunuz. Ben de iyi olup olmadığınızı kontrol etmek için geldim.”
“İyi olup olmadığımızmış! Senin umurunda olduğumuzu hiç san—.” diye huysuzca karşılık vermeye çalıştı izci kız ama siyahlar içindeki adam sözünü kesti.
“—Kişisel sorunlarınızı başkalarına mal etmeyin İzci Morel.” diye gıcırdadı Aager'in sesi. “En başta bir izci çaylağı olarak devşirilmenizin sebebi de bu değil miydi? Aradan geçen onca yıl sonra yaptığınız o hatadan bir şeyler öğrenmiş olabileceğinizi düşünürdüm. Bu konuda ısrarla beni hayal kırıklığına uğratıyor olmanız hayret verici.”
Bremorel'in yüzü karardı.
“Bree, lütfen...” dedi Laila sakince sonra yayını gevşetti ve okunu tekrar sadağına yerleştirdi. Ardından bir elini kuzeninin omzuna koyup uyarı anlamında hafifçe sıktı. Sonra siyahlar içindeki adama döndü ve aynı sakin üslup ile konuştu: “Geciktik çünkü çalıların arasına gizlenmiş bir tane daha hayvan leşi bulduk. Bunun bir tuzak olmadığından emin olmak için etrafı gözetliyorduk.”
“Bu da mı diğerleri gibi yarı yenmişti?” diye sordu Aager kısılmış gözlerle.
“Öyle görünüyor ama kesin olarak emin değiliz. Geri dönüp takımı bilgilendirmek üzereydik. İki gün önce öldürdüğüm o yaban domuzunu yaralayan sonrasında da yol boyunca bulduğumuz diğer hayvanları öldürüp leşlerini çalı altlarına saklayan kişi her kimse, bunu da onun öldürmüş olduğu düşünüyorum. Ama dediğim gibi, daha gidip gözümüzle görmedik.”
“Bu konuda sizin muhakemenize güveniyorum İzci Laila.” dedi siyahlar içindeki adam ve bir an sessizliğe büründü. Neden sonra gözlerini biraz daha kısıldı ve sanki sesli düşünüyormuş gibi tekrar konuşmaya başladı: “An itibariyle elimizde sizin öldürdüğünüz yaralı yaban domuzu ve sonrasında ikinizin bulduğu altı tane daha hayvan leşi var. Ölü bulduklarınızın hepsi de seri bir şekilde içleri boşaltılmış, kaba etleri çiğnenmiş, geri kalan kısımları ise bulunan en yakın çalının altına saklanmış ve hepsi de farklı yer ve mesafede. Düşünceniz?”
Adam hakkında izci kızları rahatsız eden bir başka şey de buydu. Her ne kadar Laila ve Bremorel ondan hoşlanmasalar, ya da kuzenlerden genç olanı için muhtemelen ‘uyuz olma' ifadesi daha geçerli ve gerçekçi olsa da siyahlar içindeki adam izci kızlar söz konusu olduğunda mümkün olduğunca kayıtsız emir vermemeyi tercih ediyor gibiydi. Yapmalarını istediği şeyleri onlardan tam olarak rica etmese de kendi İzci Efendilerinin verdiği gibi emir de vermiyordu. Gerektiği zamanlarda da hiç gocunmadan onların fikirlerini alıyordu ve izci kızlar adamın bunu sırf nezaket olsun diye de yaptığını düşünmüyorlardı. Daha ziyade ve daha ‘Aager'ce bir sebep olarak bunun tamamen pratik ve pragmatik bir sebebi olduğu sonucuna varmışlardı; adam, profesyonel anlamda kızların aldıkları eğitime, edindikleri deneyim, tecrübe ve becerilere güveniyordu, o kadar. Yine de fikirleri sorulduğunda iki izci kız ister istemez biraz irkilmiyor değillerdi işte. Nihayetinde ve gerçekte ikisi de daha yeni ‘izci’ rütbesine yükseltilmişlerdi ve kendi efendileri dahi onlardan herhangi bir konuda fikirlerini sormamıştı.
“Öyle görünüyor ki bizim en başta yaptığımız değerlendirme hâlâ geçerli Efendim.” dedi Laila sakin bir şekilde. “Toplam on üç kişiler. Bunlardan on ikisi oldukça iyi ve benzer eğitim almış şahıslar ve on ikisi de insan. Sonuncusu insan değil. Bizim tahminimiz onun bir elf, daha büyük bir ihtimalle bir yarı-elf olduğu yönünde. Şehir dışına dair fazla bir tecrübesi olduğunu da sanmıyoruz. En azından sürdüğümüz izlerden edindiğimiz izlenimler bunlar. Bu yarı-elf her kimse, kaldırım taşı gibi düz ve sert zeminlerde yürümeye alışık birisi.”
“Ama siz onun bir kasabadan olduğunu da düşünmüyorsunuz.” dedi Aager, izci kızın zihnini okumuş gibi.
“Hayır.” diye araya girdi Bremorel. “Adalar Krallığı'ndaki daha zengin kasabalarda yerlerin kaldırım taşı ile kaplanmış olması duyulmamış bir şey değil. Nihayetinde Yavruturna'nın tamamı kaldırım taşlarıyla kaplı. Ama genel olarak kasabalar kaldırım taşlarına çok da fazla yatırım yapmazlar çünkü kaliteli kaldırım taşı da işçiliği de pahalı, dolayısıyla da ortalama bir kasabada kullanımı da anlamsız. Özellikle de üstünden yeterince koyun ve sığır sürüsü geçtiğinde çatlayıp parçalandığı düşünülecek olursa. Bizim kasabamızdaki kaldırım taşları iyi kalite malzeme ve işçilik kullanılarak döşenmiş ama bizim kasabamıza sığır ya da koyun sürülerinin girmesine izin verilmiyor. Hayır. Kaçak yarı-elf küçük bir kasabadan çıkma biri değil. Bizim tahminimiz onun Arashkan'dan gelmiş olduğu yönünde çünkü orası krallıktaki en büyük şehirlerden biri ve duyduğum kadarıyla da şehrin tamamı yüksek kalite kaldırım taşlarıyla döşeliymiş.”
Bremorel bir an durdu.
“Eklemek istediğiniz bir şeyler mi var İzci Morel?” diye hırıldadı siyahlar içindeki adam.
“Emin değilim. Sanırım o bir çeşit...” dedi izci kız ve yüzü hafiften kızardı.
“Bir çeşit ne?” diye sordu Aager.
“Bir çeşit erkek orospusu!” deyiverdi kız ve suratı tamamen kızardı!
Laila duraklarını büzüştürdü ve pembeleşmiş yüzü gülmemek için kasıldı.
Aager iki kızı da uzun bir sessizlik içerisinde süzdü.
“Bir erkek orospunun ne olduğunu nereden bildiğinizi merak etmiyor değilim İzci Morel. Sizin genel ilgi ve ihtisas alanınız dışında gibi sanki.” diye gıcırdadı adamın sesi ama her nedense kızlar adamın yarı maskesi ardında sessizce kendilerine güldüğü izlenimine kapıldılar.
“Bilmiyorum zaten, tamam mı!” diye parladı Bremorel ve yüzü daha da kızardı.
“Size inanıyorum İzci Morel. Bununla beraber, yine de sizde bu izlenimi uyandıran şeyin ne olduğunu duymaya can atıyorum.” dedi Aager, gözleri hafif kısılmış bir şekilde.
“Yavruturna yangınından sorumlu olan o adamları gördüğümüz o ilk gece, İzci Laila adamlardan birinin beyaz, fırfırlı bir gömlek giydiğini fark etmişti.” diye parladı genç izci kız. “Günlerdir onların peşindeyiz ve ikimiz de adamların hepsini sadece ayak izlerinden bulabiliriz ve fırfırlı olan, diğerleri gibi kauçuk tabanlı çizmelerden değil, şehirlilerin tercih ettiği kaliteli çizmelerden giyiyordu. O zaman, aynı adama ait bir koku da aldığımı sanmıştım. Bugün izleri takip ederken yine aynı kokuyu aldım, tamam mı?”
“Anlıyorum.” dedi Aager nötr bir sesle. “Ama lütfen devam ediniz.”
“Adam parfüm kokuyordu. Baş döndüren cinsten bir parfüm.” deyiverdi kız.
“Baş döndüren, öyle mi?” dedi karalar içindeki adam, iki kaşı da kalkmış bir şekilde.
Bremorel kendisini daha da batırdığını anladı ve yüzü tamamen karardı.
Laila ise gülmemek için çok uğraştı ancak kıkırdamasına engel olamadı.
“İzci Bremorel’in söylemeye çalıştığı şey...” dedi Laila boğazını temizleyerek “...Kokusunu aldığı parfümün içinde muhtemelen Afrodizan olduğu.”
Aager kızların ne demek istediğini hemen anladı. Aslına bakılırsa onlardan çok daha iyi anladığı söylenebilirdi ve bu kendisinin, geçmişi şaibeli olan bir Drashanlı oluşundan değil, orada yaşadığı tecrübelerden kaynaklanmaktaydı. Afrodizan, ardında hafif vanilya tadı bırakan, oldukça ‘ayartıcı’ bazı özellikleri olan, nadir bazı çiçek ve bitki özlerinden simya sanatları kullanılarak elde edilen ‘bir nevi tatlandırıcı’ydı ve Adalar Krallığı’nda üretimi de kullanımı da satışı da yasaktı. Ne var ki yeterince parası olanlar için tedarik edilmesi imkânsız da değildi. Afrodizan’dan küçük bir miktarın yetişkin bir erkek tarafından değerlendirilmesi beklenen sonuçları gösterirken, alışık olmayan bir bayanın içkisine serpiştirilmesi ise dengesizce bir şekilde ‘ayarmasına’ sebep olurdu. Tecrübesiz iki kız içinse kokusunun bile ‘baş döndürmesi’ kaçınılmazdı.
Aager genç izci kızları temkinli bir ifadeyle süzdü ve ikisinin de göz bebeklerinin olması gerektiğinden biraz fazla büyümüş olduğunu fark etti ki bu da neden yüzlerinin farkında bile olmadan kızardığını açıklıyordu. İlginçtir ki, Aager Fogstep sessiz kalıp kızların kendilerini rezil etmelerini beklemedi ve bunu da efendi, düşünceli ya da medeni biri olduğundan değil, ‘ayartılma’ olayını anlamsız, bir o kadar da ahmakça bulduğundan dolayı yapmadı.
“İzci Laila.” dedi taş kıran sesiyle. “Raporuna eklemek istediğin başka bir şey var mı?”
“Evet Efendim.” diye cevap verdi Laila. İzci kız neler olduğuna ayılmış gibi yüzü biraz daha kızardı. “Hızlarını arttırdılar. Daha önce izleri, temkinli ve sessizce yürümeye çalışan kişilerde görüldüğü gibi ‘üç çeyrek adım’ arayla idi. Şimdi ise temkini elden bırakmış gibi görünüyorlar ve adımlarını hızlandırmışlar.”
Aager bunun üzerine kaşlarını çattı. Bu durum hem suçluların ormanda izleri kaybetmemek hem de görünmeyen tehlikelere karşı temkinli olmalarından dolayı ağır giden tempolarının değişmesine sebep olacaktı. Şayet bu insanlar tedbiri elden bırakacak şekilde hızlarını arttırdılarsa bu hiç şüphesiz izci kızların işini kolaylaştıracaktı. Ancak bu, onlara yetişmek istiyorlarsa kendilerinin de temkini elden bırakmaları gerektiği anlamına geliyordu ve Aager bunu yapmak istemiyordu. Evet, Laila ve Bremorel’in savaş deneyimleri vardı. Lady Moira'nın da bir paladin olarak söz konusu alanda iyi eğitim almış olduğundan emindi. Kendisi ise Drashan’da altı yaşına bastığında çoktan ‘bileylenmişti’. Edindiği bilgilere bakılırsa Lady Magella’nın da tapınak muhafızı olmadan önce edindiği savaş tecrübeleri vardı ancak söz konusu tecrübelerin üzerinden neredeyse yirmi ‘dwarf yılı’ geçmişti. Udoorin’in eğitimini son dört yıl kendisi üstlenmiş olmasına karşın, genç adam daha hiç gerçek bir savaş görmemişti. Aslına bakılırsa herhangi bir ‘silahlı’ çatışmaya katılmamıştı. Gnine'a gelince, kimsenin dikkatini dağıtmadığı ya da ayak bağı olmadığı sürece küçük gnome Aager’in umurunda değildi.
“Öyle olsun.” diye hırıldadı siyahlar içindeki adam uzun bir sessizlikten sonra. “Biz de tempomuzu arttıracağız. O adamların kaçıp kurtulmasına izin veremeyiz. Bu ormandan çıkmadan önce onlara yetişmiş olmamız şart. İzci Morel, siz yine önden gideceksiniz. İzci Laila, bundan sonra siz de onu sadece yirmi adım gerisinden takip edeceksiniz. Daha önce yaptığımız gibi takım da dağınık hareket etmeyecek ve sizi daha yakın bir mesafeden takip ediyor olacak.”
“Takım bizi daha yakından takip ederse adamlar geldiğimizi duyarlar o zaman.” diye itiraz etti Bremorel.
“Peşinde olduğumuz adamlar tempolarını arttırdılar İzci Morel. Bu bana artık temkine ihtiyaç duymadıklarını ve ormandan çıkıp kurtulmak üzere olduklarını söylüyor ki buna müsaade edemeyiz. Ya da bir şey onları tedirgin etti ve temkinli olmalarının bir işe yaramadığına anladılar ki bu da kaçmak için ellerinden geleni yapacakları anlamına geliyor. Her iki hal hem lehimize hem de aleyhimize işleyecek. Zira birileri ‘ortadaki adamı’ aradan çıkarmaya karar vermişe benziyor ve biz buna da izin veremeyiz çünkü ‘ortadaki adam’ bizim hedefimizin ta kendisi. Şayet birileri bizden önce davranır ve onları öldürürse bizim görevimizi de öldürmüş olacaklar çünkü elimizde sorgulayacak hiç kimse kalmamış olacak. Şimdi, öndeki yerinizi alın İzci Morel.” diye hırladı Aager ve takımın geri kalanını bilgilendirmek için dönüp gitmeye hazırlandı ancak bir an durdu. “Ayrıca sizden ‘baş döndüren’ kokulardan da uzak durmanızı rica edeceğim İzci Morel.”
“Efendim...” dedi Laila.
Aager izci kıza baktı.
“Buraya geldiğinizde söylediğiniz şey... YK-1211—” diye başladı izci kız.
“—7601-1732.” diye Bremorel de bitirdi.
“Evet. Nedir o?” diye sordu Laila.
Aager izci kızları tekrar süzdü. Her ne kusurları varsa da ikisinin de keskin gözleri ve kulakları vardı. En azından önemsiz gibi görünen küçük ayrıntıları görecek kadar. Dahası, gördükleri ayrıntılara karşı kayıtsız kalmayacak farkındalıkları ve onları hatırlayacak kadar da sağlam hafızları vardı. Evet, ikisi de pek akıllıydı ve Aager bu görev için onları, daha tecrübeli izcilere tercih ettiği için memnundu.
“Yedi bin altı yüz bir yılının Kasım ayının on ikinci günü, yerel saat itibariyle on yedi otuz ikide, Yavruturna kasabasında oldukça manidar bir olay vuku buldu. Sorduğunuz o ‘şey’ söz konusu olayın hadise rapor numarasıdır.” diye hırıldadı Aager sonra da sustu.
İki izci kız da kaşlarını çattılar. Zira siyahlar içindeki adam daha fazla bir açıklama yapmadı.
“Ne olayı?” diye parladı Bremorel en sonunda.
Aager sessizce ikisini süzmeye devam etti, ancak ölü gözlerinde kötürüm bir parıltı belirmiş gibiydi.
“Adı geçen rapora göre, üç delikanlı, oldukça genç ve güzel bir yarı-elf izci çırağına, sonu kavgaya varacak sözlü sataşmada bulundu. İzci çırağının on iki yaşındaki kuzeni, delikanlılardan birisinin burnunu kırarak, bir diğerinin apış arasına tekme atarak, sonuncusunun ise kolundan et koparacak şekilde ısırarak hoşnutsuzluğunu ortaya koydu.”
Laila'nın yüzü anında kıpkırmızı kesildi.
Kuzeninin ise suratı çoktan kapkara olmuştu.
“Bir izci çırağı olarak...” diye acımasızca devam etti Aager. “...Kendisinden beklendiği üzere kavgaya müdahâle edeceği yerde, kedisini de olaya karıştırarak basit bir itiş kakış ile bitecek bir sürtüşmenin daha da büyümesine sebep oldu. Özellikle de olaya karışan herkesten yaşça daha büyük olduğu düşünüldüğünde.”
Laila utancından başını yere eğmiş, kendi ayaklarına bakıyordu.
Bremorel’in ise, “Yer yarılsa da içine girsem.” der gibi bir hâli vardı.
“İzci acemisinin on iki yaşındaki kuzeni bununla da yetinmemişti. Tek hatası yanlışlıkla oradan geçiyor olması dışında gerçekten olay ile hiçbir ilgisi olmayan dördüncü bir çocuğu duvara çarpıp revirlik edinceye kadar yumrukladıktan sonra kavga, Şerif'in müdahâlesi ile sona erdi. Bu olay, söz konusu ‘on iki yaşındaki kıza’ Yavruturna tarihinde, ‘reşit olmamasına rağmen hücreye tıkılan ilk suçlu’ akabinde ise kolunu çiğnediği çocuktan ‘cesur’ ve ‘ateşli’ anlamına gelen ‘Bre’ ünvanlarını kazandırdı. Hücreden çıktıktan sonra ise enerjisini daha iyi değerlendirmesi umuduyla bir izci çırağı olarak İzci Efendisi Moorat tarafından devşirildi.”
Aager gitmeden önce son bir defa daha durdu ve önünde kıvranan kızlara baktı sonra da karnı tok bir kaplan gibi hırladı:
“Evet, oldukça manidar...”