İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 4 - Baskın (11/11)

Bölüm Dört (11/11)

Baskın

Aager Fogstep, kendilerinden geçmiş iki izci kızı donuk bir ifadeyle süzdü. İkisi de uyuyor olmalarına rağmen ter içerisindeydiler. Lady Magella kızların önce yaralarına müdahâle etmiş sonra onları bir güzel battaniyelerle sarmıştı. Tapınak Muhafızı haşin kadındı ama iş ‘çocukları’ olarak gördüğü bu gençlere geldiğinde belli ki pek de ‘cimri’ değildi. Dişi-dwarf, iki izci kızı iyileştirmek için elinden gelen hiçbir şeyi ardına koymamıştı.

Aager ikisini de ölü gözlerle süzmeye devam etti ve kızların hâlâ biraz fazla solgun, dudaklarının ise grimsi olduğunu gördü. Karalar içindeki adamın ölü ve donuk ifadesi kayboldu, yerini acı bir nefrete bıraktı.

Lady Magella’nın tehditkâr emirleri sonucunda küçük gnome Gnine, yine patates soymaktaydı çünkü izci kızlar uyandıklarında doğru düzgün ve sıcak bir yemeğe ihtiyaç duyacaklardı.

Udoorin de kızların az ilerisinde, baltasını dizlerinin üstüne koymuş, ağır çantasını, silahlarının geri kalanıyla beraber bir kenara savurup atmış, sırtını bir ağaca vermiş, boğazını ovalarken kamp ateşi için kazdığı çukurda oynaşan alevleri, için için kaynayarak seyrediyordu. Hiç şüphesiz izci kızlara olanlar onun suçu değildi. Ne var ki genç adam öyle düşünmüyordu. Yaratığa tam bir ahmak gibi bodoslama dalıp Bremorel’in üstünden atması dışında gerçekte hiçbir işe yaramamıştı. Baltasını kaybettikten sonra yaratıkla elleriyle boğuşmak zorunda kalmıştı ve genç adam kati olarak biliyordu ki, ortalıkta o yaratıklardan bir tane daha olmuş olsaydı çoktan ölmüş olurdu. Ondan hemen sonra ise Bremorel gitmiş olurdu. Udoorin, daha önce Lady Moira’nın savaştığını görmemişti ve her ne kadar kız işini biliyor gibi gözükse de nihayetinde yaratık, iki izciyi de alt etmiş, kendisi gibi iri bir adamı neredeyse boğarak öldürmüş ve bunu yaparken şaşırtıcı bir şekilde olaya dahil olan Gnine’ın saldırılarına karşı da kendisini korumayı başarmıştı. En azından Efendi Aager olaya el koyuncaya kadar... Şayet yaratık paladin kızı da geçmiş olsaydı, bunun anlamı Laila da olduğu yerde kesilmiş, ardından da Tapınak Muhafızı Lady Magella öldürülmüş olacaktı. Bu olay Udoorin için bir ‘uyanış’ olmuştu ve genç adam bunu pek de iyi karşılamamıştı.

“Seni bir kenarda somurtasın diye eğittiğimi hatırlamıyorum genç Udoorin.” diye hırıldadı Aager ve gelip iri gencin yanına oturdu.

Udoorin fena hâlde sinirlenmiş bir şekilde dudaklarını birbirine yapıştırıp burnundan soludu.

“Belki de olanların senin hatan olduğunu düşünüyorsun.” diye devam etti siyahlar içindeki adam. “Emin ol ki öyleydi...”

Udoorin adama dönüp öylece bakakaldı.

“...Ama sandığın sebeplerden dolayı değil. Şayet bir şekilde iki izcinin de senin sorumluluğun altında olduğunu düşünüyorsan tabii. O zaman sana meselenin aslını gözden kaçırdığını hatırlatmak isterim; onlar senin sorumluluğunda değiller. Asla da olmadılar.” diye hırladı Aager acımasızca. “Senin aksine İzci Laila ve İzci Morel, Adalar Krallığı’ndaki sayılı iki İzci Efendileri tarafından eğitildiler. Asıl hata, genç Laila ve Morel’in, ayyarı yakalamak için gösterdikleri hırs dolayısıyla gözleri başka bir şey görmez hâle gelmiş olmasıydı. Bunun sonucunda da verilen emirleri bir kenara attılar ve hem birbirleri arasındaki mesafeyi hem de takımla aralarındaki mesafeyi arttırdılar. Öldürdüğümüz yaratık bu şekilde iki izci arasına sızıp Laila’ya pusu kurabilme fırsatını bulmuş oldu. Ama hata orada da bitmedi. Benim işim, izcilere vermiş olduğum emirleri, harfi harfine yerine getirdiklerinden emin olmaktı. Aynı sebepten ötürü yıllardır görev başındaki Yavruturna bekçilerine rastgele zamanlarda baskınlar düzenledim. Hepsinin görev yerlerinde ve ayık olduklarından emin olmak için. Tıpkı benzer sebeplerden ötürü yıllardır, devamlı ve durmaksızın Davien ve Moorat, emirleri altındaki bütün izcilere kasabanızın çevresinde, Ritüel Ormanları’nda ve Aksi Tepeleri’nden Kalaycı Tepeleri’ne kadar tüm arazilerde devriye gezdiriyorlar çünkü hepimiz güvenli olmanın gerçekte bir aldatmaca olduğunu biliyoruz. Senin çocukluk arkadaşların bu gerçeği unuttular ve sonuçlarını neredeyse kendi hayatlarıyla ödüyorlardı. Ben sorumluluğumu gevşek tuttum ve onları, aradaki mesafeleri korumaları konusunda uyarmadım ve neredeyse onların, senin ve Tapınak Muhafızı’nın ölmenize sebep oluyordum.”

Siyahlar içindeki adam bir anlığına durdu sonra aynı acımasız hırıltısıyla devam etti:

“Aramızda sadece Lady Moira anlamsız ve ahmakça şeyler yapmadı. Geldi ve düşmüş yoldaşının yarılmış bacağına geçici turnike bağladı ve bu şekilde daha fazla kan kaybetmesini engelledi, dolayısıyla onun hayatını da kurtarmış oldu. Sonra da bağından kurtulmuş başı kesik bir tavuk gibi anlamsızca sağa sola koşturmaktansa yerde ve kendisini koruyacak durumda olmayan İzci Laila’nın başında nöbet tutarak Tapınak Muhafızı’nın da işini güvenli bir şekilde yapmasını sağladı ve Lady Moira kasabanızdan biri bile değil. O kendisine düşen işi yaptı ve orada durdu çünkü bizim de kendi işimizi yapmamızı bekledi. Ama biz, işin bize düşen kısmı itibariyle başarısız olmuş durumdayız. Tamamen...”

“Gnine’ı atladın.” diye fena hâlde bozulmuş bir şekilde mırıldandı Udoorin.

“Efendi Gnine ne benim sorumluluğumda ne de benim sorunum genç Udoorin. Kendi tercihi dolayısıyla burada bulunuyor ve gelmesini de ben istemedim. Şayet bana sorulmuş olsaydı burada olmazdı. Zira gelmesine müsaade etmezdim.” diye hırıldadı Aager. “Onun hocası da değilim, bebek bakıcısı da. Sorumluluk, benim değil amcasının ona öğretmiş olması gereken bir şey.”

“Gnine’ın sorunları olabilir. Ama o yine de bu takımın bir üyesi Efendim.” dedi Udoorin inatla.

“Arkadaşına olan sadakatin takdire şayan bir davranış, genç Udoorin ama sanıyorum bir o kadar da yersiz. Zira sen söz konusu olduğunda Efendi Gnine kıymet bilen birisi değil.” diye harladı Aager hiddetle.

Udoorin omuzlarını silkti.

“Fark etmez.” dedi sakince.

Aager, genç adamın ‘arkadaşları’ söz konusu olduğunda sergilediği dik kafalı duruşu karşısında sadece burnundan solumakla yetindi. Özellikle, söz konusu ‘arkadaşın’ kendisiyle yıllardır dalga geçtiği düşünüldüğünde. Siyahlar içindeki adam, Drashan’dayken yaşıtlarıyla, hatta kendisinden yaşça çok daha büyük olan çocuklarla nasıl başa çıktığını hatırladı. Sonra ve ürkütücü bir şekilde, bütün kızgınlığı uçup gidiverdi ve dönüp yanında oturan genç adama dipsiz, kapkara gözlerini kısarak ve nahoş bir sırıtışla baktı.

“Senin ısrar ettiğin gibi şayet Efendi Gnine bu takımın bir üyesi ise, buna, marifetlerini gizleyerek değil, bunları bizlerle paylaşarak başlayabilir. Baskı altındayken ve ölüm kalım meselesi söz konusu olduğunda marifetlerini, bizlerin dikkatlerimizi dağıtacak birer sürpriz olarak ortaya koyması sadece ahmakça değil, aynı zamanda sorumsuzca bir davranış. Sanıyorum başkalarının dikkatini dağıtmaması hususunda kendilerini uyardığımı hatırlıyorum ama belli ki uyarımı kale almamayı tercih etmiş gibi görünüyor. Ben de ona bunun sonuçlarını öğreteceğim. Tıpkı yıllar önce sana öğrettiğim gibi...”