Bölüm Dört (10/11)
Baskın
“Nasılsın?” diye hırıltılı bir sesle sordu Udoorin, elinde kanlı bir paçavrayı midesine bastırmış, suratında ekşi bir ifadeyle yerde yatan Bremorel’in yanına geldiğinde.
İzci kız genç adama kaşlarını çatarak baktı ve tam ona huysuz ve asabi tavrı ile “Sence nasıl görünüyorum?” diye şarlayacakken kendi dilini ısırmayı tercih etti ve sadece “Canım yanıyor.” diye, aynı ekşi suratla mırıldandı.
“Özür dilerim. Sana zamanında yetişemedim ama önce durup Laila’nın iyi olup olmadığına bakmak istedim.” dedi genç adam, hırıltılı sesiyle.
“İyi mi peki?” diye sordu Bremorel ve Udoorin kızın yüzündeki korkuyu gördü.
“Onun da canı yanıyor. Burnu kırılmış. Bacağında ise kötü bir kesik var. Senin anlayacağın, fena hâlde hırpalanmış durumda. Lady Moira yanında. Görmeliydin. Bir elinde güneş gibi parlayan kılıcı, diğerinde kalkanıyla Laila’nın tepesinde durmuş o kadar görkemli görünüyordu ki. Bana baktı ve ‘Muhteşem Gökler şahidim olsun ki sevgili Laila’yı hayatım pahasına koruyacağım.’ dedi —kendi ifadesi.” diye cevap verdi Udoorin.
Bremorel ‘fırk’lamaya çalıştı ama bu sadece onun acıyla kıvranmasına sebep oldu. Genç adam eğildi ve kızın karnına tuttuğu paçavradan sızan kanı gördü.
“Fena akıtıyorsun. Kaldır şu paçavrayı da bir bakalım.” dedi ve biraz daha eğildi.
“Sana göbeğimi göstermeye hiç niyetim yok.” diye tısladı izci kız. “Git kendine bir kız bul ve onun göbeğine bak. Bu göbek çoktan rezerve edildi!”
“Ne? Neden bahsediyorsun sen? Bir dakika... Senin göbeğin rezerve mi edildi? Kim rezerve etti?” diye hayretle sordu Udoorin.
“Bu seni hiç ilgilendirmez, tamam mı!” diye genç adama pis bir bakış atarak hırladı izci kız.
Udoorin esef dolu bir nefes verdi. Genç Tapınak Muhafızı Thomas Dimwood’un yıllardır kızda gözü olduğu, buna karşılık kızın çocuğa karşı sergilediği mutlak umursamazlık dışında Bremorel’in neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Ancak kızın renginin fena hâlde solduğunu fark etti.
“Ya bak... Lütfen bunu yanlış anlamamaya çalış ama kan kaybından gitmek üzeresin ve Lady’nin acilen o yaraya bakması lazım.” dedi genç adam ve kızın cevabını, olası itirazlarını ve potansiyel tehditlerini beklemeden bir eliyle kızı sırtından, diğeriyle ise bacaklarının altından sıkıca kavradı ve kaptığı gibi koşmaya başladı. Bu da yetmiyormuş gibi, kızın hiddetini göstermesine izin bile vermeden gürledi:
“Eğer bundan bir olay çıkarmaya ya da gözüme parmağını sokmaya çalışırsan geri döndüğümüzde Thomas'a senin altı yaşındaki sulu gözlü ve sümüklü bir kız gibi ağladığını söylerim.” dedi sonra kısa bir an durdu ve ekledi: “Ayrıca ısırmak da yok!”
Bremorel'in suratı karardı ama olay çıkarmadan iri adamın onu taşımasına, sessizce kaynayarak izin verdi. Neden sonra dayanamadı ve tısladı.
“Isırmak mı? Gerçekten mi? Bunu burada, şimdi mi dile getiriyorsun?”
Udoorin, izci kızın da gerçekte genç tapınak muhafızına ilgi duyduğundan haberi yoktu. Aslına bakılırsa kızın çocukla eğlendiğini bile düşündüğü olmuştu. Genç adam ikisi arasında geçen ‘her ne ise’ durumuna karışmasa da bu onun pek de hoşuna giden bir şey değildi çünkü kişinin başkalarının duygularıyla oynaması fikri ona göre yanlıştı işte. Yaşça kendisinden büyük olsa da Thomas onun arkadaşıydı ve çocuk iyi, terbiyeli, saygılı, efendi, yardımsever ve kasaba genelinde de sevilen biriydi, her ne kadar Bremorel söz konusu olduğunda genç tapınak muhafızının belli ki aklı doğru çalışmasa da... Eh, Bremorel de Bremorel’di ve onun için pek de ‘sevecen’ ‘duygulu’ ya da ‘hassas’ bir kız olduğu söylenemezdi. Yani, ortada bir kavga söz konusu ise ve dört kişiye iki kişi veya altıya karşı iki kişi, hatta sekize karşı iki kişi iseniz, yanınızda Bremorel’in olmasını isterdiniz. Ne var ki niyetiniz güzel bir kızla romantik anlar yaşamak ise, Bremorel listenize bile giremezdi. Ancak kızın şu anki garip, ‘kabaran’ sessizliği ve kan kaybına rağmen kızaran yüzü, genç adamın kız hakkındaki ön yargılarının sandığı kadar isabetli olmayabileceğini de düşündürmedi değil.
Udoorin kızı olabildiğince sarsmadan, Lady Moira’yı en son gördüğü yere getirdi. Uzun boylu, geniş omuzlu Lady Moira, yüzünde fevkalade ciddi bir ifadeyle kalkanını önünde ve hafif yukarıda tutmuş hem kendisini hem de arkasındakileri korur hâlde duruyordu. Diğer elinde ise uzun, işlemeli kılıcını hafif yere doğru eğmiş, temkinli bir ‘en-gard’ duruşunda ve her an saldırmaya hazır hâlde tutuyordu.
“Onu buraya getir.” diye hiç şakası olmayan bir ses duyuldu ve Udoorin, paladin kızın arkasında Lady Magella’yı, Laila'nın kanlı bacağı ile uğraşır hâlde buldu. “Sanıyorum küçük Morel ile gecikmiş bir konuşmayı yapma zamanımız geldi.”
Bremorel bir anda kasıldı ve beti benzi tamamen atıverdi.
Udoorin, kızın hâline gülmedi. Onu sessizce tapınak muhafızının yanına getirdi ve yavaşça, suratı yamulmuş Laila’nın yanına yatırdı.
“Şu işe bak. Bir çift salak gibiyiz!” diye acıyla söylendi Bremorel.
“Evet...” dedi Laila kayık bir ifadeyle. “...Adi piç kurusu resmen donsuz yakaladı bizi.”
“Bana ağzını kül ile yıkattırma küçük Laila!” diye azarladı Lady Magella.
“Niye ya?” diye itiraz etti izci kız şaşı gözlerle. “Siz hiç donsuz yakalanmadınız mı?”
Bremorel kıkırdamaya çalıştı ama karnındaki kesikten bir anda göğsüne sonra da gerisin geriye aşağı, kasıklarına doğru bir sancı saplandı ve yüzünü buruşturarak tısladı.
Dişi-dwarf ise Laila’yı çatık kaşlarla süzdü sonra uzanıp kızın kırık burnunu kıvırıp yerine oturttu! Zavallı Laila bir anda acı dolu bir çığlık attı ve gözleri, yaşlarla dolmuş bir şekilde olduğu yerde yığılıp kaldı...
“Bir tapınak muhafızına ukalalık yaparsan böyle olur küçük Laila.” dedi dişi-dwarf sakin bir ifadeyle. Sonra diğer izci kıza döndü. “Şimdi... Sanıyorum sıra sende küçük Morel. Eminim seninle de konuşmamız gereken bir şeyler var.”
“Yeminle yok!” dedi Bremorel aceleyle.
“Aaa... Ama var...” dedi Lady ve beti benzi atmış kıza nahoş bir şekilde gülümsedi. “...Küçük Laila dikkatsiz davrandı. Ben de ona bunun sonuçlarını öğrettim. Tıpkı ona, tek kızını kaybetmesi hâlinde babasının neler hissedebileceğini hatırlattığım gibi. Nihayetine kızını kaybetmiş bir babanın çekeceği acı, kırık bir burundan çok daha fazla olacaktır. Ama seninle, amcanın tek yeğenini kaybetmesi hâlinde neler hissedeceğini konuşmayacağız çünkü senin aklın belli ki bunu düşünemeyecek kadar kıt! Seninle başka bir meseleyi konuşacağız...”
“Ne gibi mesela?” diye sordu Bremorel ve fena tırsmış bir şekilde, kendisine gülümseyen dişi-dwarf’a öylece baktı.
“Mesela, dört yaşında yetimhanemize getirildiğin günden bu yana neden bu denli huysuz, sinirli, düşüncesiz, hoyrat ve inatçı olman gibi. Özetle, ikimizin de senin ısrarla konuşmaktan kaçındığını bildiğimiz şeyler.” dedi Lady Magella ve gülümsemesi daha da genişledi. “Ve bir de son bir yıldır edindiğin, gün battıktan sonra tapınağımın etrafında, evinin yolunu kaybetmiş bir kedi gibi turlama alışkanlığın meselesi var.”