Bölüm Üç (5/6)
İlk İpucu
“Harika bir atış Laila.” dedi Udoorin, devasa yaratığa yüzünde beliren geniş sırıtışla bakarken.
“Gerçekten öyle İzci Laila. Mesleğinizin hakkını veriyorsunuz.” diye gülümsedi Lady Moira.
Laila’nın yüzü kızardı ister istemez.
“Evet! Ben oradaydım!” diye ekledi Gnine, mutlu bir ifadeyle. “Tam gözümün önünde vurdu onu!”
“İşte benim kuzenim, Laila Wolvesbane... Altı yüz adımdan okla bir iğneyi deliliğinden bile vurabilir!” diye ekledi Bremorel gururla.
Tapınak Muhafızı Lady Magella herhangi bir şey söylemedi ama yüzündeki ifadeye bakılırsa, onun da etkilenmiş olduğu açıkça görülmekteydi. Aager de uzun bir süre sesini çıkarmadı ve çömeldiği yerden muazzam yaratığı inceledi. Bir süre sonra ayağa kalktı ve yaban domuzunun diğer yanında duran genç adama döndü.
“Genç Efendi Udoorin, belki de bu hayvanı döndürmemde bana yardım etmek istersin.” diye hırıldadı ona.
Udoorin hayvana biraz daha yaklaştı, elindeki baltayı yere sapladı, yaban domuzunu arka ayaklarından kavradı, derin bir nefes aldı sonra da var gücüyle asıldı. Genç adamın kasları gerildi ve ağaç gövdesi gibi kol ve bacakları birden şişti ve suratı kıpkırmızı oldu, buna rağmen yerde yatan hayvanı hareket ettirmesi tam bir dakika sürdü. Neden sonra ve büyük bir gürültüyle yaban domuzu öbür yana devrildi...
...ve hayvanın kalçasına saplanmış kırık mızrak sapını ifşa etti!
Uzun bir süre herkes gördükleri şeye öylece bakakaldılar. Sadece izci kızlar tepki gösterdi.
“Oha! Bu da ne böyle?..” diye ünledi Bremorel.
Laila ise keskin bir şekilde tısladı.
“Nereden bildin?” diye sordu Udoorin en sonunda.
“Bilmiyordum. Sadece tahmin ettim. Her ne kadar İzci Laila fevkalade bir okçu olsa da bu büyüklükteki bir hayvanı tek bir ok ile yere sermesi bana ihtimal dışı gibi göründü.” dedi Aager gıcırdayan sesiyle.
“Ne yani? Laila'nın bir yaban domuzunu indiremeyeceğini mi söylüyorsun?” diye bir anda parlayıverdi Bremorel.
Aager kısa bir anlığına ve sessizce izci kızı, kapkara gözleriyle öylece süzdü.
“İzci Laila’nın okçuluk kapasitesi konusunda pek az şüphem var İzci Morel. Tek bir ok, başına veya boynuna isabet etmesi hâlinde ortalama bir yaban domuzunu indirebilir. Ne var ki bu denli büyük bir avı bir okla indirebilmiş olmasının bir başka açıklaması olabileceğini düşündüm. Bu da beni, hayvanın daha önceden yaralanmış olma ihtimaline uyandırdı. Olayın gerçekte bu şekilde gelişmiş olduğunu düşünürsek neye itiraz ettiğinizi anlamış değilim.” diye hırıldadı siyahlar içindeki adam sakince.
Bremorel, kaşlarını çatarak baktı adama. Laila ise kırık mızrak sapına uzandı ve onu çıkarmaya çalıştı ama yerinden oynatamadı. İki eliyle de denedi ama mızrak ya çok derine saplanmıştı ya da ucu çekip çıkartılmasını özellikle zorlaştırması amacıyla imal edildiği üzere tırtıklıydı. Kız kuzenine döndü ve başıyla mızrağa işaret etti. Bremorel burnundan soludu ve kırık mızrağın sapına uzandı ama kuzeni gibi ona hemen asılmadı. Önce onu bir ileri bir geri, ardından da bir sağa, bir de sola eğip büktü sonra da kıvrak bedeninin tamamını kullanarak mızrağı, ıslak, yırtılma sesi eşliğinde çekip çıkarttı.
“Bu bir izci silahı değil.” dedi Bremorel, elinde tuttuğu kırık mızrağa bakarak. Mızrağın sapı ağır ve kalındı. Ucu ise, kendisinin de tahmin ettiği gibi, saplandığı zaman çekip çıkartılmasını zorlaştıracak, dolayısıyla da ölümcül derecede acı çektirmesi amacıyla özellikle tırtıklı imal edilmişti. Dahası, mızrağı saplayan kişi yeterince güçlüyse ve ani bir hareketle sapladığı mızrağı geri çekmesi durumunda muhatabının tüm iç organlarını yere boşaltması amacıyla bilinçli olarak bu şekilde dövülmüştü. Mızrağın ucu ile sapının birleştiği çelik yuvada, garip, rahatsız edici rünler kazınmıştı.
“Evet.” diye onayladı kuzeni Laila. “Bu mızrak iyi bir atış için çok ağır. Bunun gibi bir dökümü daha önce görmedim. Ve kendisine gıdım saygısı olan hiçbir bir izci ya da avcı, böylesi tırtıklı bir mızrakla avlanmaz. Avda amaç bir hayvanı eti ve kürkü için öldürmektir. Ona acı çektirmek değil. Mızrağın kendisi de ağır olduğu için zaten uzağa atamazsın, atabilsen bile o mesafede mızrak güçten düşmüş olur ve en iyi ihtimalle ortada bunun gibi yaralı, acıdan aklını kaçırmış ve gördüğü her şeye nefretle saldıran bir hayvan bırakmış olursun. Dediğim gibi, bizler bir hayvanı öldürdüğümüzde bunu eti ve kürkü için yaparız. Ya da hayvan kuduz olmuştur ve öldürülmesi gerekiyordur.”
“Katılıyorum.” diye onayladı Bremorel ve düşünceli bir ifadeyle mızrağın çeliğini inceledi. “Bu bize ait değil. Sapın tutturulduğu yerde bazı rünler var ama ne olduklarını bilmiyorum.”
“O rünler dwarf alfabesi değil.” dedi Lady Magella haşin bir ifadeyle ve herkes dişi-dwarf'a döndü. Zira çatık kaşlı kadın pek de konuşkan biri değildi. “Ne? Değil işte. Dwarf'lar imal ettikleri silahlara imzalarını atarlar. Bu şekilde işçiliklerinin sorumluluğunu üstlenmiş olurlar. Bu gördüğünüz rünler dwarf'lara ait değil. Ork alfabesine benziyor ama tam olarak değil.”
“Ork alfabesi mi?” diye hayretle sordu Moira. “Bu bölgede ork'ların yaşadığını bilmiyordum.”
“Her bölgede ork'lar vardır.” diye cevap verdi Laila yüzünü buruşturarak. “Geldiklerinde onları takip ederiz. Bazen sadece geçip giderler, bazen de yağma için gelirler. O zaman onları öldürürüz.”
“Siz ork'ların burada yaşamasına izin mi veriyorsunuz?” diye, daha da şaşırmış bir ifadeyle sordu Moira.
“Kişisel olarak ork'lardan ne kadar hoşlanmasam da evet, Lady Moira, yağmacılık yapmadıkları sürece onların burada yaşamalarına izin veririz. Zira onların da burada olmaya en az bizim kadar hakları var.” dedi izci kız. “Ritüel Ormanları'nda birçok ırk ve topluluk yaşar. Burada ogre'ler bile var. Yani, şu anda bile kasabamızda demirci çırağı olarak bir ork çalışıyor. On beş, on altı yıl kadar önce geldi, kandan ve yağmadan bıktığını, bundan böyle ekmeği için çalışmak istediği söyledi. Birçok kasabalı buna karşı çıktı ama Belediye Başkanı Arthandos Yuleman, kim Yavruturna'ya barış içerisinde gelir ve aynı barış için çalışıp didinirse onun kasabamızda yeri olduğunu söyledi.”
“Bu gerçekten hayret verici!” diye itiraf etti kızıl-kahve saçlı paladin kız, yüzünde imrenmiş olduğu açıkça görünür bir şekilde. “Korkarım bizim Durkahan'da böyle lükslerimiz yok.”
“Demek bu bir ork silahı.” dedi Aager sessizce.
“Muhtemelen.” diye onayladı Lady kaşlarını çatarak. “Dwarf'lar, ork'ları çok iyi bilir. Zira tarihimiz onlarla aramızda gerçekleşen savaşlarla doludur. Ancak bu mızrak başı, onlar için biraz fazla kaliteli bir döküm. Ork'lar genelde silah ve zırh bakımı konusunda çok da başarılı değildirler çünkü kırıldığı zaman onu atar ve buldukları bir başka silahı alırlar. Şayet bu mızrak gerçekten bir ork'a aitse ve ellerinde bu kalitede başka silahlar varsa, bu hiç de iyiye alamet değil. Ortalama bir ork silahını zincirli zırh ya da iyi bir kalkan rahatlıkla durdurabilir. Bu şeye çelik zırhın bile dayanabileceğini sanmıyorum.”
“Zırhlar ve silahlar konusunda pek bilgilisiniz Tapınak Muhafızı Magella. İmrendim doğrusu.” diye gülümsedi Moira.
“Bana ‘Lady' de. Bu benim adım. Bir sıfat ya da ünvan değil.” dedi Lady.
“Ah. Özür dilerim Lady. Bunun farkında değildim.” diye tekrar gülümsedi kız samimi bir şekilde.
“Sorun değil.” dedi dişi-dwarf bir omzunu silkerek. “Doğduğumda annemin aklından neler geçiriyordu bilmiyorum ama bana bu ismi vermiş. Ve evet, zırhlar ve silahlar konusunda geniş bir bilgi haznesine sahip olduğum doğru. Nihayetinde bir tapınak muhafızı olarak doğmadım ve olmam konusunda da bana fikrim sorulmadı, ki bu da konumuzun dışında. Özetle, basit bir yağmacı ork sürüsü bile yabana atılacak bir şey değil. Ellerinde bu kalitede silahlar olan bir ork sürüsü ise tamamen farklı, bir o kadar da ölümcül bir durum.”
Bunun üzerine herkes bir an sessizliğe büründü ve söylenenler üzerinde kara kara düşünmeye başladı.
“Görüşleriniz için teşekkür ederim Tapınak Muhafızı.” diye hırladı Aager sonra uzanıp kırık mızrağı İzci Morel'den aldı ve onu Udoorin'e verdi. “Bunu çantana koy. Kasabaya geri döndüğümüzde Demirci Efendi Gurk'un ork çırağına gösterirsin. Belki bu konuda bir şeyler biliyor olabilir. Şimdi, İzci Laila ve Morel. Lütfen yerlerinizi alın ve izleri sürmeye devam edin.”
Laila verilen emre bir şey demedi. Ama devamlı kendilerine ne yapmaları gerektiğini söyleyen siyahlar içindeki adama parlamadan önce kuzeni Bremorel'i dürttü ve iki izci kız tekrar iz peşine düştüler.
Takımla aralarındaki mesafe yerince açıldığında Bremorel dayanamadı ve yüzünde çirkin bir ifadeyle ve dişlerini gıcırdatarak hırladı.
“O heriften gerçekten nefret ediyorum!”