Bölüm Üç (2/6)
İlk İpucu
“Umm... Efendi Aager?” diye afalladı Udoorin, siyahlar içindeki adamın kendilerine doğru yaklaştığını görünce.
Udoorin Shieldheart, en özlü bir ifadeyle ‘iri’ bir gençti. Öyle ki babası Şerif Standorin'den bile neredeyse bir karış boylu idi. Dahası, genç adamın hacmi, kaba cüsse ve yağlı bir göbekten ziyade şişkin ve ‘kalıplı’ kaslardan oluşuyordu. Koyu kahve saç ve kaşları, daha hayatın çirkeflikleriyle kaşarlanmamış enik gözleri ve her nedense çenesinin altında, muhtemelen kendisini olduğundan daha yaşlı göstermek, dolayısıyla da ciddiye alınmak için ‘yetiştirdiği’ ve daha çok bir tutam ‘çalı'yı andıran sakalımsı ‘bir şey’ vardı. Aager Fogstep asla çocuğun yüzündeki ‘çalı’ hakkında yorum yapmamıştı, her ne kadar bunu ‘akıl almaz’ bulmuş olsa da. Karanlık adam başkalarının özel hayatlarına, tercihlerine ya da sorunlarına dahil olmamayı tercih eden biriydi —işlerini doğru düzgün yapmalarına engel olmadığı sürece...
Genç Udoorin aynı zamanda zırhlı bir vagona benziyordu:
Üstünde ağır, zincirli bir zırh dizlerine kadar dökülüyordu. Bir elinde kocaman bir savaş baltası, sırtında hacimli bir çanta, bir kalkan, çaprazlamasına bağlanmış bir çift yedek savaş baltası, belinde babasının kılıcı ve yedek kemerlerde bir düzine bıçak ve hançer asılı hâliyle daha çok, hayatında ilk defa şeker dükkânına dalmış ve ulaşabildiği tüm şekerleri ceplemiş bir çocuğa benziyordu.
“Efendi Udoorin.” diye hırıldadı Aager. “Karşılaşmamız hâlinde, taşıdığın onca keskin demirle düşmanın üzerinden yuvarlanarak geçmeyi düşünüyorsun sanırım. Farklı bir yöntem ama işe yarayacağından eminim.”
Udoorin’in yüzü kızardı.
“Sadece yedeklerim olduğundan emin olmak istedim, o kadar Efendi Aager. Bilirsin, bir tanesinin kırılması hâlinde...” diye mırıldandı genç adam.
“Tam olarak kaç tanesini kırmayı düşünüyorsun?” diye sordu Aager.
Genç adamın yüzü biraz daha kızardı.
“Lady Moira.” dedi siyahlar içindeki adam, Udoorin'in hemen gerisinden gelen ve pırıl pırıl parlayan çelik zırhlar içerindeki uzun boylu genç kıza.
Lady Moira Hooman, oldukça boylu bir kızdı. Hiç şüphesiz genç Udoorin kadar iri kaslı değildi ancak üzerindeki neredeyse yirmi okkalık çelik zırha rağmen yürüyüşündeki ‘heyecanlı' adımlara bakılırsa kızın muhtemelen güçlü kasları vardı. Duruşuna bakıldığında ise ciddi bir savaş eğitimi aldığı belli oluyordu. Üzerindeki teçhizatın ne denli bakımlı olduğuna bakılırsa belli ki kız yola çıkmadan önce temizlenmiş ve zırhını da parlatmıştı.
Klasik anlamda güzel olmaktan ziyade, açık yeşil gözleri, cömert dudakları ve başının tepesinde topuz yaptığı uzun, kızıl-kahve saçları ile kızın çarpıcı, güneş gibi parlayan, dürüst bir cazibesi vardı. Dahası kız, ciddi ve çatık kaşlı bir kişilikten ziyade, sanki aklına muzip bir şey gelmiş biri gibi gülümseyen bir ifade sergilemeyi tercih ediyordu ve bu durumun, onun hem bir asilzade hem de bir paladin olarak tüm karizmasını mahvediyor olabileceğini de umursuyor gibi görünmüyordu.
“Efendi Aager Fogstep.” diye yüzünde güneş gibi parlayan bir tebessümle karşılık verdi kız. “Sizinle en sonunda karşılaştığıma pek sevindim.”
Aager bir an duraksadı. Zira kızın, söylediği şeyi laf olsun diye değil, gerçekten ve dürüstçe ifade ettiği izlenimini edindi. Evet, kendisi bir Drashan'lıydı ve hırsızlar, katiller, kesiciler, sübyancılar, orospular ve korsanlarla dolu o leş kokulu ada, tarihi boyunca hiçbir zaman bir paladini ağırlamamıştı ama yine de onlar hakkında bir şeyler duymuştu. Ve duyduğu şeyler arasında da paladinlerin her zaman doğruyu söyledikleri bilgisi vardı. Kız, kendisiyle karşılaştığına gerçekten ‘pek sevinmişti!'
“Öyle mi?” diye hırıldadı siyahlar içindeki adam.
“Tabii. Şirin kasabanıza geldiğim günden beri her gece geç saatlerde kaldığım misafirhanede şahsıma tahsis edilen odanın kapısının önüne kadar sinsice sokulup odamda olup olmadığımı kontrol eden şahsiyetle en nihayetinde karşılaşmış olmam sevindirici bir durum, sizce de öyle değil mi?” dedi kız ve tekrar gülümsedi.
Aager tekrar duraksadı.
Ve ister istemez, bu kızın muhataplarını sadece gülümsemesi ve dürüstlüğü ile alt etmekle yetinmediğini, aynı zamanda fevkalade iyi bir gözlemci olduğu gerçeğine de ayıldı. Belli ki bu kız, parıldayan zırhlar içerisinde, gördüğü her şeye akılsızca saldıran bir ahmak değildi. Ama asıl soru, onu nasıl duyduğu idi? Kimse onu sessizce yaklaştığında duymazdı. Ve misafirhanenin hem koridorları hem de odalarında halı vardı.
Kız ona sevecen bir şekilde sırıttı.
Kızın gerçekten güzel bir sırıtışı vardı!
“Ortada şaşılacak bir şey yok Efendi Aager.” dedi Lady Moira mutlu bir ifadeyle sanki önünde duran siyahlar içindeki adamın zihninden geçenleri okumuş gibi. “Biz mütevazi paladinlerin varoluşsal bazı duyuları vardır. Dolayısıyla her zaman olmamakla beraber, bazen şer yaklaştığında onu hissedebiliriz.”
Aager’in gözleri bir anda kısıldı.
“Eh...” diye takdir etti içinden. “...En azından ne olduğumu bilen birisi çıktı en sonunda.”
“İzci Laila ve Morel'i, dünkü yangından sorumlu olduğunu düşündüğümüz şahısların izlerini sürmeleri için önden gönderdim. Olası bir karşılaşmada ise geri gelmelerini emrettim. Sizden ricam, genç Udoorin ile beraber yaklaşan düşmanın takıma sokulmasını engellemeniz. Bu şekilde izcilerimiz de kendi marifetlerini sergileme fırsatı bulacaktır. Bu sizin için uygun mudur?” dedi sesli olarak. İfade ediş şeklinden bunun gerçekte bir soru değil, sadece nezaket icabı öyle dillendirilmiş bir emir olduğu anlaşılmaktaydı.
“Tabii ki Efendi Aager. Biz paladin ve şövalyelerin en iyi yaptığı şey budur: Düşmanı ön cepheden karşılamak.” diye mutlu bir gülümsemeyle cevap verdi Moira. “Bununla beraber sormadan da edemeyeceğim. Saygı değer Şerif bu takımın lideri olarak sizi mi tayin etti? Rütbeler ve emir komuta zinciri açık ve net olmalı ki özellikle muharebe anında ölümcül olabilecek yanlış anlaşılmalara ve kargaşalara sebep olmasın.”
“Şerif bana, buradaki herkesi sağ salim, hayatta ve fonksiyonel olarak geri getirmem hususunda talimat verdi. Sanıyorum marifetlerim konusunda şahsıma gereğinden fazla itibar ediyor. Özellikle de bu kadar çok deneyimsiz ve gerçek savaşta sınanmamış gencin olduğu bir takımın tamamının geri gelmesini, bir ihtimal olarak mümkün görmediğimi düşünürsek.” diye hırıldadı Aager.
Udoorin siyahlar içindeki adama yan gözle baktı.
“Karamsar ama makul bir varsayım Efendi Aager. Bununla beraber içiniz rahat olsun. Zira ben emirlerinize uyacağım ve takım arkadaşlarımın sağ salim, hayatta ve fonksiyonel olarak geri dönmeleri için elimden geleni yapacağım.” dedi kız ve yüzü tekrar güneş gibi aydınlandı.
“Huh!” diye gıcırdadı Aager'in sesi. “Bir paladin, karanlıkta sinsice yaklaştığını hissettiği bir adamı takip mi edecek?”
“Ben insanları en kötü hâllerine göre yargılamamaya çalışırım Efendi Aager.” dedi Moira tekrar sırıtarak. “Bir şeyi daha sormama izin vereceğinizi umut ediyorum. Acaba ‘Aager Farstep’ ile bir akrabalığınız var mı? Kendileri pek sevilen ve sayılan ve oldukça da dindar, tanınmış bir mürit idi.”
Aager Fogstep bir anlığına ve gözleri kısılmış bir şekilde baktı kıza sonra da:
“Hayır.” diye hırladı...
...ve onun arkasından gelen Tapınak Muhafızı Lady Magella'ya döndü.
Lady Magella, karalar içindeki adamın bel hizasını sadece bir karış aşan boy ile kızılımsı altın, kalın örme saçlı, iri elli, vurgulu adımlı ve daha çok ayaklı bir gardırobu andıran bir dişi-dwarf idi.
Gömleğinin ve eteğinin üstünde, genç Udoorin’de olduğu gibi, dizlerine kadar dökülen zincirli bir zırhı vardı. Ancak iri gencin zırhı ‘raftan alınmış’ izlenimi verirken Lady Magella’nın zırhı ise kendi ölçülerine göre özel ‘örülmüş’ gibiydi. Sırtında kalkanı, içi patates, soğan, havuç, ayıklanmış dereotu ve maydanoz, pirinç, bulgur, peksimet, kurutulmuş et ve meyve, yemeklerde kullandığı baharatlar, bilumum kap kacak, ahşap tabaklar ve portatif bir de kazan gibi birçok şeyi, ayrı ayrı bohça ve keseciklere koyup tıkıştırdığı koca bir sırt çantası ve ona bağladığı yarım düzine, içlerinde kasaba fırınını yağmalamış izlenimi verecek kadar çok somun ekmeğin olduğu çıkın ile dağda uzun bir kışa hazırlanmış birisini andırıyordu...
Ya da çok uzun bir yolculuğa...
Her ne kadar Yavruturna kasabasındaki yetimlere karşı düşkünlüğü ile tanınsa da Lady Magella’nın şefkati, belki de olması gerektiği kadar ‘yumuşak' değildi. Dişi-dwarf'un rahat denebilecek bir ağırlığı vardı ve sabit çatık kaşları göz ardı edilebilirse kadının muhtemelen göründüğünün aksine, oldukça cana yakın olduğu düşünülebilirdi.
Tek sorun, kadın kimsenin kendisiyle o kadar da cana yakın olmasını istiyormuş gibi bir izlenim vermiyordu, dolayısıyla konuştuğu nadir zamanlarda bile sesi de vurguları da belinde taşıdığı topuz kadar sert ve ağırdı.
Aager Fogstep birçok sebepten ötürü hem bu dişi-dwarf hem onun efendisi olan Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos Lightshand ile olabildiğince az etkileşimde bulunmaya çalışmıştı ki buna geçmişte kendisi, Şerif Standorin, iki izci efendisi Davien ve Moorat ve o zamanlar daha izci çırağı olan Laila ve Bremorel ile beraber Lady Magella'nın da katıldığı baskınlar da dahildi.
Karanlık adam, dişi-dwarf'a karşı her zaman mekanik denebilecek bir nezaket göstermiş sonra da ondan olabildiğince uzak durmuştu. Şimdi bile kendisine çatılı kaşlarla bakan bu kadın ile kaçınılmaz olarak ve isteyebileceğinden çok daha uzun bir süre boyunca muhatap olmak zorunda kalacaktı.
“Tapınak Muhafızı.” diye nazikçe hırıldarken başıyla selamladı kadını, Aager.
“Efendi Aager.” diye kendisi de benzer bir temkin ile karşılık verdi dişi-dwarf. “Sizin mutlu varlığınızı bir türlü göremiyoruz vaazlarımızda.”
“Aslında bakılırsa tapınağınıza uğramışlığım var.” diye karşılık verdi siyahlar içindeki adam. “İki defa.”
Lady Magella bunu pek de inandırıcı bulmadığını ifade edecek şekilde tek kaşını kaldırdı.
“İlki tapınağınızın oluşturabileceği potansiyel güvenlik risklerini değerlendirmek içindi.” dedi Aager utanmaz bir şekilde. “Diğeri ise vaazınızı dinlemek içindi. Her ne kadar anlatınızı genel anlamda bir vakit kaybı olarak değerlendirmemiş olsam da şahsım adına boşa harcanmış bir emek olduğunu düşünmedim değil.”
“Neden? Duydukların hoşuna gitmedi mi?” diye kaşlarını biraz daha çattı adama Lady Magella ve adamın tapınağa ilk geliş sebebini ‘görmezden’ gelmeyi tercih etti.
“Hayır Efendim.” diye itiraf etti Aager ve her ne kadar suratının yarısını kapatan yarım maskesinin altında kaybolmuş olsa da yine de haşin bir şekilde sırıttı dişi-dwarf’a. “Vaazınız, hırsızlık, cinayet ve Kutsal Gökler'in söz konusu cürümleri yapanlara verecekleri cezalarla alakalıydı. O noktada çağrınızın, şahsıma yönelik içeriğini anladığımı düşündüm.”
Lady Magella siyahlar içindeki adama ‘hıf'ladı.
“Geçen haftaki vaazı kaçırmışsın o zaman.” dedi ciddi bir ifadeyle.
Aager geçen haftaki vaazın ne olduğunu sormadı.
“Geçen haftaki vaazın konusu iyilik, şefkat, anlayış ve sevginin güzelliği üzerineydi.” dedi dişi-dwarf çatık kaşlarla.
Karalar içindeki adam, dişi-dwarf’un ‘kalıcı çatık kaşları’ göz önünde bulundurulduğunda, ‘iyilik, şefkat, anlayış ve sevginin güzelliği’ konulu vaazının gerçekte ne denli ironik olduğu ile ilgili herhangi bir yorum yapmadı.
“O zaman pek de bir şey kaçırdığım söylenemez Tapınak Muhafızı. Bahsettiğiniz kelimelerin ne olduklarını bile bilmiyorum ve bilme ihtimalimi yakın bir zamanda da görmüyorum.” diye hırlamayı tercih etti.
“Belki bir gün öğrenirsin Efendi Aager.” dedi Lady Magella siyahlar içindeki adama gözlerini kısarak.
“Benim gibiler için Muhteşem Gökler'in vadettiği dışında bir gelecek yok Lady. Sizin anlayacağınız, ben tapınağınızın standartları için yaşamıyorum.” diye, maskesinin altından gıcırdayan bir sesle cevap verdi.
“Çok bilge birisi olmalısınız Efendi Aager. Geleceği bu denli açık bir şekilde gördüğünüze göre.” diye karşılık verdi dişi-dwarf, fena hâlde kızmış bir şekilde.
Aager, Tapınak Muhafızı’nın nereye varmaya çalıştığını çıkaramadı. Tıpkı kadının neden bir anda bu kadar kızdığını anlayamadığı gibi.
İnsanlar nadiren kendisine karşı kızgınlık duyarlardı.
Ondan nefret eden çok olmuştu ama kimse ona uzun bir süre kızgın kalmamıştı çünkü siyahlar içindeki adam ardında pek az kızgın ya da kendisine husumet güden birilerini bırakmıştı.
Aager bir süre gıkını çıkarmadan kendisine çatık kaşlarla bakan dişi-dwarf'u süzdü. Tekrar konuştuğunda ise bunu burnundan soluyarak yaptı:
“Lady, yolculuğumuz esnasında herhangi tehlikeli bir durumla karşılaşmamız hâlinde, sizin en az on beş adım geride durmanızı rica edeceğim. En arkada olmanız dolayısıyla, o istikametten gelebilecek tehlikelere karşı da uyanık olmanız gerekecek. Şimdi, müsaadenizle benim bir başka yerde olmam gerekiyor.” dedi ve Tapınak Muhafızı’nın cevabını beklemeden oradan uzaklaştı. Zira Yavruturna kasabasına geldiği günden beri neden tapınaktan ve orada çalışan muhafızlardan uzak durduğunu hatırlamış oldu!