İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 3 - İlk İpucu (1/6)

Bölüm Üç (1/6)

İlk İpucu

“En azından o meymenetsiz eşekle muhatap olmak zorunda kalmayacağız.” dedi pis bir ifadeyle Bremorel, hemen önündeki ağaçlara bakarken.

Bremorel, genç, çarpıcı ve yanıltıcı derecede ince yapılı bir kızdı. Güzel yüzünü çerçeveleyen ve serbestçe dökülen simsiyah saçları ve dünyayı derin, yeşil gözlerle süzen bakışları vardı. Ne var ki kızın güzelliği, çok küçük yaştan kalma, dolayısıyla da kemikleşmiş bir ‘huysuzluk' ile gölgelenmişti.

“Hangi meymenetsiz eşek?” diye gülmemek için dudaklarını büzüştürerek sordu Laila.

Laila, kuzeninden belki iki parmak daha kısaydı ve orman elf'i mirasını vurgulayan belirgin, kıvrak bir vücudu vardı. Kız, uzun, koyu kahve saçlarını güzelce toplamış ve başının tepesinde at kuyruğu hâlinde bağlamıştı. Biraz güneşte kalmış izlenimi veren çok hafif bronz teni ve kenarları çekik, ‘imalı’ mavi gözleriyle kuzenin aksine, Laila dünyaya ‘vurgulayan’ ya da onu ‘benimseyen’ serin ve sakin bir aura yaymaktaydı.

“O Aager-herifiyle.” diye tısladı Bremorel kindar bir sesle.

“Hakkımda böyle olumlu şeyler düşündüğünüzü bilmiyordum İzci Morel.” dedi hırıltılı bir ses ve ağaçların arkasından Aager Fogstep beliriverdi.

Aager Fogstep denen adam ise neredeyse ‘açlıktan sıskası çıkmış' izlenimi veren, ortalamadan biraz daha boylu bir adamdı. Her zaman göründüğü gibi yine üstünde kara deriler, başında aynı malzemeden yapılmış kapkara bir kukuleta ve sadece derin, ruhsuz gözleri görünecek şekilde yüzünün, burun hizasından aşağısını gizleyen yarım maskesi ile izci kızların önünde peyda olmuştu. Görünürde üzerinde sadece iki hançeri var gibiydi ancak pırtık kara pelerini, acımasızca denebilecek kadar keskin bir kısa kılıcı gizliyordu. İşin aslı, Şerif'in kendisini Drashan'dan getirdiği günden beri, kimse onu karalar dışında bir şey giymiş olarak görmemişti ve birkaç kişi dışında gerçekte bu ürkütücü adamın yüzünün neye benzediğine müşahede eden de olmamıştı.

İki kuzen de bir defasında bu melun görünümlü adamın yüzünün neye benzediğini, Yavruturna'ya geldiği günden itibaren kendisini eğiten Udoorin'e sormuşlardı. Ne var ki soru karşısında iri genç adamın rengi atmış, yüzünde hayalet görmüş gibi bir ifade oluşmuş ve konu ile ilgili herhangi bir yorum bile yapmayı reddetmişti. Kimse bu adamın hırıldayan sesi dışında bir başka şekilde konuştuğunu da duymamıştı. Ve siyahlar içindeki adam ağaçların arkasından peyda olduğunda Bremorel'in yüzü kıpkırmızı kesilmiş ve kaçınılmaz bazı sonuçlara varmıştı...

Bir: Karalar içindeki bu adam burada olduğuna göre bunun anlamı da onlarla geliyor olacağı idi.

İki: Bir izci olarak onun varlığını hissetmemişti bile. Hem de ormanda. Yüzündeki ifadeye bakılırsa kuzeni de adamın varlığını sezememişti.

Ve üç: ‘Meymenetsiz eşek’ onun hakkında söylediklerini duymuştu.

“Efendi Aager.” dedi Laila sakin bir ifadeyle ve hiç duraksamadan. “Şerif'in sağ elini buraya kadar getiren nedir? Sizin saldırıyla ilgili ipuçları bulmak için kasabada kalmayı tercih edeceğinizi düşünmüştüm.”

“Bilmediğiniz şeyler konusunda faraziyelerde bulunmamalısınız İzci Laila Wolvesbane.” diye hırıldadı Aager. “Edinmesi kötü, kurtulması ise oldukça zor bir alışkanlık. Asıl sorunuzun kendisine gelirsek ben Şerif Standorin'in emirleri doğrultusunda buradayım. Sizlerin de burada olmanıza bakılırsa kendisinin, bu sabah erken saatlerde, olası bazı suçluların bulunması için özel bir takımın oluşturulması önerisi meyvesini vermişe benziyor.”

Laila, karalar içindeki, hırlayarak konuşan adama öylece baktı. Kısa bir anlığına adamın ruhsuz gözlerinin içine bakmaya çalıştı ama bunu başaramadı ve bu adamın, gerçekten söyledikleri kadar ruhsuz ve içinin ölü olup olmadığını merak etti. Kız kendi gözlerini, adamın dipsiz ‘çukurlarından’ kaçırdı, yavaşça burnundan soludu sonra sakin ve serin aurasına tekrar büründü...

“Emirleriniz nedir Efendi Aager?”

“Ne?” diye ünledi Bremorel ve önce hayretle kuzenine sonra da siyahlar içindeki adama baktı.

“Belli ki Şerif Standorin bizden, Belediye Başkanın’dan ve İzci Efendilerimizden birkaç adım önde imiş. Ve öyle görünüyor ki Efendi Aager'i bu takımın lideri olarak tayin etmiş.” diye açıkladı Laila sonra da hafif iğneli bir şekilde ekledi: “Bunu konsül toplantısında belirtmiş olsaydı sanki daha kibarca olurdu.”

Her ne kadar Şerif'in tüm protokolleri çiğneyerek yapmış olduğu şeyden hiç hoşlanmamış olsa da söylenirken kızın sesi de tavrı da sakindi.

“Hay sıçan!” diye neredeyse tükürürcesine küfretti Bremorel. “Her şeyin fazla iyi oluşundan kuşkulanmalıydım zaten.”

“Biraz kaba bir ifade, İzci Morel ama isabetli. Bununla beraber, koruduğunuz kasabadaki birçok ev ve dükkânın yanmış, birçok sivilin de ölmüş olmasını, ‘iyi' bir şey olarak nitelendirmenizin, oldukça düşüncesiz ve patavatsızca olduğunu ifade etmeliyim. Böyle bir şeyi ben bile yapmazdım.” diye hırıldadı siyahlar içindeki adam ve hiç duraksamadan devam etti: “Sanırım tam izci mertebesine terfi edilmiş olmanızdan dolayı ikinizi de tebrik etmem gerekecek. Bunu hak ettiniz.”

Bremorel kıpkırmızı olmuş bir şekilde adama öylece baktı.

“Şimdi...” diye devam etti Aager. “...Sizlerden, bu sabah bulduğunuz izleri sürmenizi isteyeceğim. İzci Morel, siz iki yüz adım mesafede önden gideceksiniz. İzci Laila ise sizi yüz adım gerinizden takip ediyor olacak. Herhangi birinizin bir şeyle karşılaşması durumunda, İzci Morel'in saklanmasını, İzci Laila'nın ise geri dönüp bizi uyarmasını istiyorum.”

“Neden ben önden gidiyorum?” diye parladı Bremorel.

“Neden ben arkadan takip ediyorum?” diye sordu Laila ama ses tonu kuzeni kadar asabi değildi.

Efendi Aager iki izci kızı bir anlığına sessizce süzdü. Sonra kabir azabını andıran sesiyle cevap verdi:

“Son dört yıl içerisinde, görev ve devriyeleriniz sonunda hazırlamış olduğunuz raporları takip ediyorum. Ve söz konusu raporlarda, ikinizin de olası bir çatışma hâlinde tercih ettiğiniz kaçınılmaz birer yönteminizin olduğunu fark ettim: İzci Morel kılıcı ile yakın mesafede savaşmayı, İzci Laila ise yayı ile uzak mesafeden düşmanını yere sermeyi tercih ediyor. Buna bağlı olarak ben de sizleri alışık olduğunuz tercihlere göre konuşlandırdım.”

“Neden Şerif sizin de geleceğinizi konsülde söylemedi?” diye sordu Laila. Ama kızın bu sorusu hiddetten değil, daha çok meraktandı.

Karanlık adam sanki bunun sebebini söyleyip söylememeyi ya da ne kadarını ifşa edeceğini düşünüyormuş gibi durdu bir an. Aager ile izci kızlar arasında, Bane-Song Operasyonu sonrasında onları sorguya çekmiş olmak gibi, ‘profesyonel anlamda’ pek de hoş olmayan bir geçmişleri vardı ve Laila hislerini bastırmayı başarsa da aradan geçen yıllara rağmen Bremorel adama uyuz olduğunu hiçbir zaman gizlememişti.

Adam omuzlarını silkti.

Bu yolculuğun onları oldukça uzaklara, hatta tahmin edemeyecekleri yerlere götürmesi muhtemeldi ve açıkçası izci kızların kendisinden hoşlanıp hoşlanmamaları pek de umurunda değildi ama ona güvenmeleri gerekliydi.

En azından olur olmaz yerlerde kendilerine vereceği emirleri sorgulamayacakları kadar.

“Sorduğun sorunun üzerinde biraz düşünecek olursan sanıyorum neden Şerif'in benim varlığımı konsülde dile getirmediğinin cevabını da bulmuş olacaksın İzci Laila.” diye cevap verdi Efendi Aager, imalı bir gıcırtıyla.

İki izci kız da ona öylece baktılar ama adamın ne demek istediğine ayılan Laila oldu.

“Şerif kasaba konsülüne güvenmiyor!” diye ünledi Laila.

“Buna şaşırmış gibisin İzci Laila. Ki bu bile başlı başına şaşılacak bir durum. Özellikle de kendi İzci Efendilerinizin topladıkları bilgileri, bırakın konsül üyeleriyle paylaşmayı, hiç kimse ile paylaşmadıklarını düşünürsek. Sanırdım ki biraz akıllı davranırlar ve edindikleri bilgileri en azından Şerifle paylaşırlardı. Özetle söylemem gerekirse içinde on binden fazla insanın yaşadığı kasabanızın güvenliği, bazılarının önem listesinde yer almıyor.” dedi Aager mekanik bir hırıltıyla.

“Haradin!” diye ünleyiverdi Bremorel tiksintiyle.

“Sanıyorum bir gün için olur olmaz şeyleri ifşa etme kotanızı, şahsım hakkındaki düşüncelerinizi dile getirerek doldurmuştunuz İzci Morel. İz sürme kapasitenizin, sesli ifade edilmemesi gereken şeyleri içinizde tutma kapasitenizden daha iyi olduğunu umuyorum.” dedi Aager fevkalade soğuk bir ses, bir o kadar da buz gibi bir ifadeyle. Sonra iki izci kıza da başıyla kısa bir selam verdi ve takımın diğer üyelerini değerlendirmek için yollandı.

“O heriften, o kadar nefret ediyorum ki!” diye parladı Bremorel, yaklaşık yüz yarda ileride koşarken. Kız fena hâlde kızmış olmasına rağmen yine de gözlerini sürdüğü izlerden ayırmadı.

“Ondan benim de hoşlandığım söylenemez ama adam haksız da değildi. Ve öyle görünüyor ki oldukça da iyi bir gözlemci. Raporlarımızın hiçbirisinde silah tercihlerimizi özellikle belirtmemiştik. Buna rağmen doğru çıkarımları yapmayı başarmış: senin hasmına kafa göz dalmayı sevdiğini, benim ise onları uzaktan oklarımla çivilemeyi tercih ettiğimi...” dedi Laila düşünceli bir şekilde. “Belki de onun bilmediğimiz bir yanı vardır.”

“Ben kimseye kafa göz dalmıyorum, tamam mı? En azından izci olarak devşirildiğimden beri. Artık onları kılıcımla kesiyorum!” dedi kuzeni ateşli bir şekilde. “Ayrıca o herifin bilmediğimiz her ne yanı varsa umurumda değil. Düşüp ölse de herkes mutlu olsa!”

“Bree...” diye Laila'nın hiç de tasvip etmediği belirten sesi duyuldu. “Bu söylediğin hiç de hoş bir şey değildi. Şerif'in olayları idare edişinin benim de pek hoşuma gittiği söylenemez ama neden böyle yapmayı tercih ettiğini de anlayabiliyorum. Bu adamlar her kimseler, kasabaya fark edilmeden girmenin yolunu, kimi vuracaklarını, nerede yaşadığını ve görünmeden çıkıp gitmeyi biliyorlardı. Bunların olabilmesi için hem kasabanın içinde hem de çevresinde önceden keşif yapmış olmaları gerekiyor.”

“Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun? Sadece o herife uyuz oluyorum, o kadar. Bane-Song Operasyonu’ndan beri... O ve onun hırıldayan sesi. Kim öyle konuşur ki?” diye söylendi Bremorel burnundan soluyarak.

“Belki bu onun gerçek sesidir.” dedi kuzeni bir omzunu silkerek. “Hancının kedisi Missus gibi.”

“O kedi hırıldamıyor ki. Karga gibi gaklıyor!” diye ‘fırk'ladı Bremorel.

“Ben de onu demek istiyorum. Belki Efendi Aager'in durumu da onun gibidir.” dedi Laila, yere eğilmiş, sürdükleri izleri incelerken. “Bu adamlardan bir tanesi resmen ayağını sürüyerek gidiyor.”

“Evet. Belki de yorgundur.” diye onayladı Bremorel. “Missus damdan düşmüştü... Bir tırmığın üstüne! Şapşal şey. Hâlâ yaşıyor olması bir mucize. Sence o Aager herifi de mi bir tırmığın üstüne düştü?”

“Bilmek bile istemiyorum. Hadi gel. Adımlarımızı hızlandıralım.” dedi Laila sonra sırıtarak devam etti: “Lütfen önden ilerleyin ‘İzci’ Bremorel Songsteel.”

“Emredersiniz, ‘İzci’ Laila Wolvesbane!” diye kendisi de sırıtarak cevap verdi Bremorel ve koşmaya başladı...