İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 2 - Sonraki Gün (6/6)

Bölüm İki (6/6)

Sonraki Gün

"Evet!” diye heyecanlı bir neşeyle koşuyordu Bremorel Songsteel. “Nihayet!”

Yeni oluşturulan takım, konsül oturumunun dağılmasından kısa bir süre sonra yola koyulmuştu. Genç Udoorin ve Thomas, Konsül Üyesi Haradin Franderson'un kendinden geçmiş hâlini, fevkalade pahalı evine taşımış, onları hayretle evinin kapısında karşılayan oğlu Lucious'a, babasının ayağı takılıp düştüğü ve muhtemelen de başını yere çarpmış olabileceği ile ilgili bir şeyler gevelemişler sonra da hızlı adımlarla oradan uzaklaşmışlardı. İzci acemileri Laila ve Bremorel ise yola çıkmadan hemen önce, kendileri de dahil herkesi şaşırtacak bir şekilde, İzci Efendileri tarafından acemilikten, ‘tam izci’ rütbesine yükseltilmişlerdi ve koşullara rağmen ikisi de pek mutluydular. Şerif Standorin, İzci Efendileri Davien ve Moorat, Efendi Nimbletyne ve Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos Lightshand'den temkinli olmaları ile ilgili birkaç tavsiyeden sonra takım, Ritüel Ormanları'nın enginliğine doğru yola koyulmuşlardı.

Şimdi ise iki izci kız en önde ve hızlı bir tempo ile ormanın güney kıyısına doğru koşuyorlardı.

“Seni bu denli mutlu yapan nedir ‘İzci’ Bremorel Songsteel?” diye sordu sırıtarak kuzeni Laila, imalı bir vurgu yaparak.

“Mutluyum çünkü tepemizde üstlerimiz olmaksızın çıktığımız ilk büyük operasyon bu ‘İzci’ Laila Wolvesbane.” dedi Bremorel heyecanla ve kendisi de benzer bir ima ile aynı vurguyu yaptı.

“Kanunları bu kadar iyi bildiğini bilmiyordum. Konsül Üyesi Haradin'in üzerinden altı atlı araba gibi geçtin.” dedi Laila ve sırıtan ifadesi, oldukça etkilenmiş bir ifadeye dönüştü.

“Devriyelerimizden döndüğümde okuduğumu söylemiştim sana. Bunca zamandır ne okuduğumu sanıyordun? İçinde yakışıklı erkeklerin peşinden koşan sulu gözlü pembe kızların olduğu aptal romanlardan mı?”

“Aklımdan geçmedi değil.” diye itiraf etti Laila.

“Gerçekten mi? O tür kitapları tam olarak nerede bulmamı umuyordun? Tapınak kütüphanesinde mi? Orada sadece dinî yazıtlar ve kanun kitapları var.” dedi Bremorel yüzünü buruşturarak. “Tahmin et hangisini tercih ettim!”

Laila kıkırdadı.

“O çocuğu görmek için gösterdiğin ürkütücü çaba, gördüğün zaman ise ona yokmuş gibi davranıp görmezden gelmen gerçekten hayret verici. Zavallıya en azından ‘güle güle' diyebilirdin.” dedi Laila.

“Beklentilerim ve koşullarında hiçbir değişiklik olmuş değil, tamam mı? Eğer beni o kadar çok istiyorsa adam gibi gelip benimle konuşması gerek.” diye asabi bir inatla cevap verdi Bremorel sonra da bir eşek arısı gibi soktu lafı: “Senin D.D. Dexter de sana ‘güle güle' demedi. Yanlış hatırlamıyorsam seni görmeye bile gelmedi.”

Laila esefle iç çekti.

“D.D. kasabada değil. Efendisi, Thokan Silversong, onu birkaç gün önce bir yolculuğa göndermiş.” dedi Laila ve tekrar iç çekti. “Bu yüzden geçen akşam devriyeden döndüğümüzde de beni karşılamaya gelmemişti.”

“Ne? Neden göndermiş peki?” diye sordu Bremorel hayretle.

“Efendi Thokan, bunun ‘ozanlara özel' bir şey olduğunu söyledi. Anladığım kadarıyla bütün ozanların arada bir yolculuğa çıkmaları gerekiyormuş. Ne bileyim, bir çeşit ‘hacı’ gibi bir şeymiş bu. Sadece dinî içerikli değil, dünyevi tecrübe ve belirli bir perspektif edinmeleri içinmiş. Öyle görünüyor ki bir ozan çok uzun bir süre aynı yerde takılıp kalamazmış. Birkaç haftalığına ya da aylığına, bazen de yıllığına çıkıp dünyayı dolaşmaları gerekiyormuş.” dedi Laila mutsuz bir ifadeyle.

“Hadi ya, tüh!” dedi kuzeni. Ama sonra sırıtarak ekledi: “Üzülme be kızım. En azından bu şekilde ikinizin de birbirinizi özleme fırsatınız olmuş olur.”

“Benim mizacım ‘birbirimizi özleme' olayına pek de uygun değil.” diye mırıldandı Laila sessizce.

Buna Bremorel'den herhangi bir cevap gelmedi. Kendi mizacı da ‘birbirimizi özleme' olayına pek uygun değildi. Kız, kendisi de bir iç çekti, omuzlarını dikleştirip geriye verdi sonra arkasına, onları elli yarda mesafeden takip eden takımın diğer üyelerine baktı. Udoorin, üzerinde ağır, dizlerine kadar dökülen zincirli bir zırh ve ürkütücü bir savaş baltası ile koşmaktaydı. Genç adamın sırtında koca bir sırt çantası, ona çaprazlamasına bağlanmış iki tane daha savaş baltası ve bir de kalkan mevcuttu.

Belli ki delikanlı için bunlar yeterli değildi. Zira belinde babasının ona emanet olarak verdiği uzun kılıcı da asılıydı... Diğer birkaç kemere geçirilmiş ve muhtemelen çizmelerine de sokuşturduğu bir düzine hançer ve bıçakla beraber. Genç adamın yanında, en az kendisi kadar gürültülü bir şekilde koşan, sırtında uzun, uçurtma kalkanı, belinde ise zarif, uzun kılıcı ve üstünde ise, yola çıkmadan önce bir güzel temizleyip parlattığı çelik zırhıyla kızıl-kahve saçlı Lady Moira vardı. Kız, yüzünde harika ve çarpıcı gülümseyişi ile Udoorin’e bir şeyler anlatıyordu. Ne var ki yüzü kızarmış genç adam sakil cevaplar vererek ve genel anlamda sadece başını onay kabilinde sallayarak muhabbetin kendi payına düşen kısmını idame ettiriyordu. Onların arkasından, çelik zırhlar içerisindeki kıza alık alık bakan küçük gnome Gnine Tinkerdome, en arkadan ise gün içerisinde çatık kaşlarından hiçbir ödün vermemiş olan Tapınak Muhafızı Lady Magella gelmekteydi.

“Pek de eğlenceli bir takım olacak bu.” dedi Bremorel alayı bir tonla. “Kızı tanıyor musun? Duyduğum kadarıyla gerçek bir paladinmiş.”

“İlk defa bugün gördüm kendisini. Söylentilere bakılırsa ta Durkahan şehrinden, bir hafta on gün önce gelmiş ama neden geldiğini bilmiyorum.” diye düşünceli bir ifadeyle cevap verdi Laila.

Takım iki saat boyunca hızlı bir tempoyla ilerlemeye devam etti ve ancak Ritüel Ormanları'nın kıyısına yaklaştıklarında biraz yavaşladılar.

“En azından o meymenetsiz eşekle muhatap olmak zorunda kalmayacağız.” dedi pis bir ifadeyle Bremorel, hemen önündeki ağaçlara bakarken.

“Hangi meymenetsiz eşek?” diye gülmemek için dudaklarını büzüştürerek sordu Laila.

“O Aager-herifiyle.” diye tısladı Bremorel kindar bir sesle.

“Hakkımda böyle olumlu şeyler düşündüğünüzü bilmiyordum İzci Morel.” dedi hırıltılı bir ses ve ağaçların arkasından Aager Fogstep beliriverdi.