Bölüm İki (5/6)
Sonraki Gün
"Lady Moira.” diye seslendi Şerif Standorin ve peşinde oğlu Udoorin olduğu hâlde, sabah saatlerinde ancak sönen yangının ardında bıraktığı harabe ve hâlâ tüten moloz yığınlarını temizlemeye çalışan kalabalığın arasından topallayarak aradığı kişiye doğru meyletti.
Lady Moira uzun boylu, atletik yapılı, hafif dalgalı, gür, kızıl-kahve saçlı ve yirmilerinde enerjik bir hanımefendiydi. Geniş omuzları, güçlü kolları ve uzun, şekilli bacakları vardı ve kızın neredeyse tamamı is, pis ve toza bulanmış çelik zırhlarla kaplıydı! Kendisini bulduklarında, üstündeki ağır zırhlara rağmen yanık molozları kaldırmak için ihtiyacı olan herkese yardım etmekle meşguldü. Kızın, yardım etmek için hiç çekinmeden elini uzattığı kasabalıların hemen ilerisinde, bir duvara yaslanmış, neredeyse bir insan boyunda, uçurtma şeklinde bir kalkan ve onun yanında ise, kabzasıyla birlikte uzun, süslemeli bir kılıç yerde yatmaktaydı. Adını duyduğunda ise kız başını kaldırdı, kendisine doğru yaklaşan Şerif’e, yeni doğan bir güneş gibi gülümsedi.
Şerif’in arkasından gelen Udoorin ise kıza sadece alık alık baktı.
“Lordum Şerif Standorin! Hayatta olduğunuzu görmek ne güzel. Ama sanıyorum dinlenmelisiniz. O yara oldukça derin ve melun görünüyor.” dedi kız ciddi bir ifadeyle ve Şerif'in sargılı bacağına imalı bir şekilde baktı.
“Zamanı gelince dinleneceğim Lady Moira.” diye cevap verdi Şerif, benzer bir ciddiyetle. “Bu kasabaya ilk geldiğinizde, kalibrenize uygun yapacak bir iş aradığınızı söylemiştiniz. Hâlâ ilgileniyor musunuz?”
“Elbette Lord Şerif. Buraya yanlışları doğrultmak ve zalimleri adalet karşısına çıkarmak umuduyla gelmiştim. Öyle görünüyor ki bir zamanlar mutlu ve huzurlu olan bu güzel kasabaya şahsım gibi biri yardımcı olabilir.” dedi kız sonra yüzünü ekşitti, sesini alçalttı ve fısıldadı: “Arkaik üslubu yapmasam alınmazsınız, değil mi? Eminim böyle uzun ve havalı cümleleri kurması benim çenemi ağrıttığı kadar, dinlemesi de sizin başınızı ağrıtıyordur.”
Udoorin kıza alık alık bakmaya devam etti.
“Nasıl isterseniz Lady Moira.” dedi Şerif gülümseyerek. “Öyle görünüyor ki izcilerimiz bu yıkımdan sorumlu olduğunu düşündüğümüz bazı şaibeli şahısların, olaydan çok kısa bir süre sonra kasabamızdan uzaklaşıp kuzeye, ormana kaçtıklarını görmüşler. Bizler de bu şahısların yakalanıp adalet karşısına çıkartılmaları için, işlerini bilen bazı gençlerden müteşekkil bir takım oluşturduk. Belki de böylesi bir girişime katılmak istersiniz diye düşündüm.”
“Sormanıza bile gerek yok Efendim. Bir Şerif olarak, belirli bir mertebenin altındaki herhangi bir paladin veya şövalyeye emir verme yetkisine sahipsiniz.” dedi Lady Moira samimi bir ifadeyle. “Ben burada, yıkılmış evlerinizin altında kalmış olanlara ulaşmak için günlerce kazmaya da söz konusu şaibeli şahısları adalet karşısına getirmek için, kasabanızın cesur gençlerine kılıcım, kalkanım ve canımı ortaya koyarak katılmaya da razıyım. İyilik, elimiz, dilimiz ve kalbimizle, nerede bize ihtiyaç duyulursa oradadır.”
“Teşekkür ederim Lady Moira. Sizi oğlum Udoorin ile tanıştırmak isterim. Kendileri adı geçen takımda olacak. Aynı takımda iki izci, bir tapınak muhafızı ve genç bir de gnome olacak. Birisi sizleri kasabamızın hemen kuzeyindeki ormanın kıyısında bekliyor olacak. Takım hiç gecikmeden yola çıkacak. Dolayısıyla sizden de hemen hazırlanmanızı rica edeceğim.” dedi Şerif Standorin.
“O zaman hazırım Efendim. Az ileride duran kılıcım ve kalkanım dışında, tüm dünyalığım üzerimde.” diye sırıttı kız ve bir yumruğu ile çelik zırhını çınlattı.