Bölüm İki (4/6)
Sonraki Gün
“Bu demir değil. Çeliğe benziyor ama bunun çelik olduğunu da sanmıyorum.” dedi Demirci Gurk Larson. “Ne olduğunu bilmiyorum ama ikisi de değil. En azından benim bildiğim herhangi bir çeliğe benzemiyor. İçinde başka bazı metallerin olduğuna eminim.”
“Katılıyorum.” diye onayladı Efendi Nimbletyne ve acı bir şekilde öksürdü. “Özür dilerim. Dün gece soluduğum onca dumandan bir türlü kurtulamadım. Merak edenler için söyleyeyim, bu şey her ne ise benim icadım ya da marifetim değil. Ben büyüteçli gözlükler ve deyim yerindeyse ‘cımbız' gerektiren ince işler yaparım ve simya benim alanım değil. Yaptığım en kapsamlı iş, kasaba için ürettiğim, kendi kendisine yanan gece lambaları ki onlar bile, her ne kadar sayıca azımsanmayacak kadar çok olsalar da yine de her biri ince işçilik istiyordu ve içlerinde kimyasal hiçbir öğe yok. Bu şey ise bütün bir gece boyunca durmaksızın ateş kustu. Bu da bana, içinde oldukça komplike formüllerden oluşan bir karışımın olduğunu söylüyor. Orijinal yakıttan elimizde birazcık olsun kalmış olsaydı ne olduğuna dair belki bir fikrimiz olmuş olurdu. İşin aslı, Kalaycı Tepeleri’nden gerçek bir simyacı getirtsek daha akıllıca ve kesin sonuçlar almış olurduk. Neden bunu benim atölyeme getirip bıraktıklarına gelirsek hiçbir fikrim yok. Dahası, evim de atölyem de tamamen yok olduğu için herhangi bir şey alıp almadıklarını dahi bilmiyorum.”
Bunu uzun bir sessizlik takip etti.
“Belki de eski, mutsuz bir müşteriniz vardır Efendi Nimbletyne.” dedi Haradin ve tatsız bir ifadeyle mucit gnome'a baktı.
Kalıplı Viranes Heidi dışında odada bulunan kıdemli herkes, gençlerin getirdiği sandalyelere oturmuştu. İri kadın, Nimbletyne'in arkasında durmayı tercih etmiş ve mütemadiyen onun iyi olduğundan emin olmaya çalışıyor gibi bir hâli vardı. Belediye Başkanı'nın masasından kaptığı matarayı devamlı yaralı gnome’un eline, içmesi için tutuşturup duruyordu. Mucit gnome'un yeğeni, Gnine Tinkerdome da amcasının arkasında idi, ne var ki Viranes'in hacimli cüssesi dolayısıyla bir anlamda görünmez oluvermişti. Lady Magella ve Thomas, Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos Lightshand'in arkasında saygılı bir şekilde durmuşlardı. Laila ve Bremorel de kendi İzci Efendileri, Davien ve Moorat'ın arkasında yerlerini almış, Udoorin ise tek başına babası, Şerif Standorin Shieldheart'ın oturduğu yerde, onun arkasında ayakta durmuştu.
Nimbletyne, Haradin'e pis bakışlar atmakla uğraşmadı. Sadece omuzlarını silkti.
“Sizin aksinize, benim mutsuz müşterim yok Haradin. Hiçbir zaman da olmadı.” dedi gnome, olağan ve bariz bir gerçeği dile getiriyormuş gibi.
“Sebepleri her ne idiyse çıkardıkları iş özensiz ve acemiceydi.” diye gürleyen sesiyle araya girdi Şerif.
“Acemice mi?” diye, horlayan bir ifadeyle ve neredeyse tükürürcesine hırladı Haradin. “Pencereden dışarı baktınız mı Şerif? Gördükleriniz size acemiceymiş gibi mi geliyor?”
“Bütün gece dışarıdaydım konsül üyesi. Bunu size daha önce ifade ettiğimi hatırlıyorum. İşin gerçeği, bir işin bu kadar büyük hasar ve rastgele ölümlerle sonuçlanması, gerçekte işin hiç de profesyonelce yapılmadığını söylüyor bana. Şayet birisini öldürmek ya da onu ortadan kaldırmak istiyorsan bunu gerçekleştirmenin çok daha kolay, temiz ve sessiz yolları var. Bu...” dedi Şerif ve pencereye doğru işaret etti. “...Tam anlamıyla kötü planlanmış bir keşmekeşten başka bir şey değil.”
“Ne diyorsunuz Şerif?” diye sordu Yuleman.
“Diyorum ki bu kalleşçe eylemi yapanlar her kimse, bunu bir muhtıra olarak yaptılar. Fevkalade kibirli bir muhtıra. Benim önerim onların bu kibrini aleyhlerinde kullanmak. Benim buradan ta Arashkan ve Ebedi Gözcü şehrine kadar bağlantılarım var. Eminim tapınağımızın da kendi bağlantıları vardır.” dedi Şerif haşin bir ifadeyle. “Bu saldırının kaynağına ulaşmak için söz konusu bağlantılarımızı değerlendirebiliriz. Bizler bunu yaparken aynı zamanda küçük, hızlı hareket edebilecek bir takım oluşturup kasabamıza acı getiren bu alçakların peşlerine takabiliriz. Hiçbir şey olmasa bile onları taciz etmiş olurlar ki bu da istediğimiz bilgilere ulaşabilmemiz için bize ihtiyacımız olan zamanı kazandırmış olacaktır.”
“Bunun için izcilere ihtiyacın olacak. Ancak yeni bir saldırının gerçekleşmemesi için iki izci efendisinin de burada olmalarına ihtiyacımız var.” diye itiraz etti Belediye Başkanı.
“Bu doğru. Ama ben daha ziyade Acemi İzci Laila'nın önerisi doğrultusunda bir çözüm düşünmüştüm. Kendisi de genç Bremorel de savaş ve iz sürme kabiliyetlerini geçmişte defalarca ispatlamış, fevkalade cesur şahsiyetler.” dedi Standorin, ancak fark edilir bir sırıtışla.
“Tabii ki. Sormana bile gerek yok Şerif.” dedi Davien samimi bir ifadeyle. “Laila marifetli bir iz sürücüdür ve müthiş de bir okçudur.”
Laila nefesini tuttu bir anda.
Bremorel de...
Moorat ise Davien'e tiksintiyle baktı.
“Hay bitini! Bu salak kabul ettiğine göre benim itiraz etme seçeneğim bile kalmadı!” diye, fena kızmış, bir o kadar da içerlemiş bir şekilde homurdandı Moorat. “Acemi İzci Bremorel'in eğitimi daha tamamlanmış değil ve öğrenmesi gereken çok şey var. Ama böylesi bir takım için yeterli olacağına eminim. Kasabada onun kadar iyi kılıç kullanabilen bildiğim çok az insan var.”
Laila da Bremorel de sırıtmaya başladı.
“Baba... uhhmm... Şerif?” diye tedirgin bir sesle gürledi Udoorin.
“Emin misin evlat?” diye sordu babası ve omzunun üzerinden oğluna baktı.
“Emin olup olmadığımın bir önemi yok baba. Ortada yapılması gereken bir iş var ve sanıyorum ki burada moloz temizlemektense izci acemilerin bana çok daha fazla ihtiyaçları olacaktır.” dedi genç adam kararlı bir ifadeyle.
“Şayet Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos, Lady Magella'yı bize bir süreliğine ödünç vermesi konusunda ikna edilebilirse bu dört kişi eder ve dört, üçten daha iyidir.” diye önerdi Şerif.
“Tapınak Muhafızı Lady, iradesi güçlü bir mürittir.” diye nefessiz, cılız sesiyle cevap verdi Demos. “Ve eminim burada kalıp bana bakmayı tercih eder. Ama ömrünü bu yaşlı adamın yemeklerini yediğinden emin olmak ya da yeterince battaniyesi var mı diye kontrol etmek için harcamamalı.”
Udoorin neredeyse yumruğunu havaya kaldırıp sevinçle haykırdı!
Lady Magella ise onun kadar hevesli görünmüyordu. Sadece kaşlarını biraz daha çattı, o kadar.
“Belki genç Lucious da katılmak ister. Duyduğum kadarıyla uzun kılıç kullanma konusunda oldukça becerikliymiş.” diye önerdi Şerif ve Konsül Üyesi Haradin'e sırıtarak baktı.
“Başkalarının çocuklarını bu denli küstahça önermeniz pek de özgecil bir davranış Şerif!” diye hoşnutsuz bir ifadeyle baktı ona Haradin.
Udoorin imalı bir şekilde öksürdü.
“Ben kendi kendimi önerdim.” dedi basitçe.
Haradin hoşnutsuz bakışını ona da yöneltti.
“Lucious meşgul ve yapacak daha önemli işleri var.” dedi tükürürcesine en sonunda.
“Öyle olmalı. Baba ve oğul, ikinizin de ne yangını söndürmede ne de sonrasında işin ucundan tutmak konusunda herhangi bir varlık göstermediğinize göre... Lütfen bana hatırlatır mısınız konsül üyesi, siz bu kasaba için tam olarak ne yapıyorsunuz?” diye mesafeli bakışlarıyla sordu Şerif.
“Şerif Standorin, lütfen! Bu gerekli bir tartışma değil.” dedi Arthandos sonra düşünceli bir şekilde dört genci süzdü. “Dört... Bu yeterli olacak mı?”
“İki tane daha potansiyel adayım var Başkan. Bir tanesinin ikna edilmesi gerekebilir.” diye cevap verdi Şerif.
“Pekâlâ.” diye başıyla onayladı Yuleman. “Beş, dörtten daha iyidir. Altı ise beşten. Beyler, sanıyorum hepimizin yapacak bazı işleri var ve hiçbirisi de bu odada değil.”
Tam herkes kalkarken küçük, vızıltı gibi bir ses duyuldu...
“Ben de gidiyorum.”
Odadakiler oldukları yerde durdular ve sesin sahibini görmek için etraflarına bakınırken kalıplı Viranes Heidi'nin arkasından küçük gnome Gnine Tinkerdome çıkıverdi.
“Ne yapıyorsun sen evlat?” diye tısladı Nimbletyne.
“Görevimi.” dedi Gnine cesurca.
“Evlat, bu bir oyun değil. Giden herkes eğitimli kişiler. Senin ise herhangi bir eğitimin yok. Sen kalan tek akrabamsın.” diye yalvarırcasına inledi Nimbletyne beklenmedik bir telaşla.
“Sen de benim tek akrabamsın, amca ve birileri dün gece seni öldürmeye çalıştı.” dedi Gnine, yüzünde inatçı bir ifadeyle. “Dahası, gidenlerin hepsi tam kas, sıfır zekâ! Eminim gidecekleri yerde beyni olan en az bir kişiye ihtiyaç duyacaklardır!”
Küçük gnome’un bu ifadesi, genç Udoorin, Laila ve Bremorel tarafından pek de hoş karşılanmadı nedense ve üçü de ona çatılmış kaşlar ve kısılmış gözlerle bakmaya başladılar.
“Feh!” diye, Haradin’in alaylı sesi duyuldu. “İki küçük kız, bir çocuk, bir bakıcı ve şimdi de bir şarlatan, tıpkı amcası gibi!”
Haradin kendisine çarpan şeyi asla tam olarak görmedi. Aslına bakılırsa kendisine çarpan şeyi hiç görmedi.
Öne doğru tökezlemiş bir şekilde iki adım attı sonra da yüzü koyun yere kapaklandı...
...ve öylece, olduğu gibi yerde kalakaldı.
“Viranes...” diye inledi Yuleman, tam bir yenilgiyle ellerini havaya kaldırarak. “Neden? Neden böyle bir şey yaptın?”
“Sefil sıçanın ağız kokusunu yeterince çektim!” diye parladı iri kadın.
“Sana neler yapabileceğini hiç düşündün mü?”
“Umurumda değil.” dedi Viranes ve bir omzunu silkti.
“Ta Arashkan'a bir dilekçe yazıp buraya bir sulh yargıcı getirtebilir ve bunu yapabilecek gücü de var.” diye neredeyse ağlamaklı bir sesle anlatmaya çalıştı Yuleman.
“Umurumda değil.” diye yineledi Viranes. “Burası Yavruturna. Arashkan değil.”
“Sevgili Viranes, Yavruturna hukuken Arashkan'a bağlı.” dedi Yuleman bitik bir şekilde. “Sana dava açıp elinden tüm mal varlığını alabilir.”
“Ne almak istiyorsa alsın sefil hergele. Ama bunun için o bakımlı ellerine birer kazmayla tırmık alıp yanıp kül olmuş evimi ve dükkânımı kazması gerekecek.” diye cevap verdi Viranes acı bir ifadeyle.
“Viranes Hanım’a dava açabilmesi için Haradin’in şahitlere ihtiyacı olacak, biliyorsun değil mi Başkan?” diye gürledi Standorin. “Kendi adıma konuşmam gerekirse şahsen ben tam olarak ne olduğunu görmedim. Arkamı dönmüş oğlumla konuşuyordum o esnada. Her ne olduysa çok hızlı olmuş olmalı.”
“Stan...” dedi Yuleman, hiç tasvip etmediği açıkça görülen bir üslupla.
“Ben, yapılacak işler hakkında Efendi Gurk ve Yarvel ile fikir alışverişinde bulunuyordum ve sadece Haradin'in ayağa kalkarken takılıp düştüğünü gördüm. Sorulması hâlinde de hikâyem bu olacak.” dedi Ozan Thokan Silversong yan taraftan.
“Aynen!” diye kahkahayı bastı Demirci Ustası Gurk Larson.
“Evet... Bana da öyle oldu gibi geldi...” dedi Fırıncı Yarvel Stratler ve başıyla onayladı.
“Davien de benimle konuşuyordu, öyle değil mi?” diye sırıttı Moorat.
“Biz konuşuyor muyduk?” diye sordu Davien ve yüzündeki muallak ifadeden, hiçbir şey anlamadığı açıkça görülüyordu.
Moorat ona haşin bir bakış attı.
“Eh, sanırım konuşuyorduk.” dedi Davien hemen.
“Bu iş, tapınağımızı ilgilendirmeyen dünyevi bir meseleye benziyor.” diye, Demos'un nefes nefese kalmış cılız sesi duyuldu.
“Harika! Bakıyorum hepiniz kendinizi güvene almışsınız.” dedi Yuleman ve odadakilere mutsuz bir ifadeyle baktı. “Bana ne olacak? Olay tam da benim gözümün önünde oldu!”
“Bana bakma! Benim canım yanıyor. Öyle değil mi sevgili Viranesciğim?” dedi Nimbletyne, pek acıklı bir inlemeyle.
“Kesinlikle haklısın... Ve bir o kadar da yaralısın!” dedi hiddetle koca Viranes.
“Uhhmm... Siz de o esnada bana fırça atıyor olabilirsiniz Sayın Başkan Efendim...” diye önerdi Gnine küçük bir sesle. “Fırça yemek beni o kadar da üzmez. Bu sizin için ilk defa da olmazdı yani...”
Arthandos Yuleman derin, esef dolu bir nefes verdi.
“Bu iş geri dönüp de bizi kıçımızdan ısırmazsa ne olayım!” dedi kaderine boyun eğmiş ve esefli bir ifadeyle.