Bölüm İki (3/6)
Sonraki Gün
“Beyler ve Bayanlar, hepinize iyi günler demek isterdim ama içinde bulunduğumuz koşulları göz önünde bulundurduğumuzda sanırım bu biraz düşüncesizce ve patavatsızca olurdu...” diye yüzünde ciddi bir ifadeyle ve kısık, hafif nefessiz kalmış sesiyle konuştu Kıdemli Tapınak Muhafızı Demos Lightshand.
Demos yaşlı ötesi bir adamdı. Bir zamanlar muhtemelen sarı olan ve omuzlarına kadar dökülen saçları artık sakalları kadar beyaz ve seyrekti. Yaşlı adamın yüzünde ise birçok sorumluluğun, yılların ve endişenin oluşturduğu çizgiler mevcuttu. Kamburu çıkmış bir şekilde ve iki eliyle tutunduğu basit bir yürüme asası ile Belediye Başkanı'nın makam odasına girdi.
Bütün bedensel ‘naif'liğine rağmen yaşlı adam odada bulunan herkesi bilge, sevecen, derin mavi gözlerle değerlendirdi.
“Bu kapalı bir oturum!” diye söylendi yine Haradin kızgın bir şekilde.
“Otur yerine tüccar!” diye harladı Moorat.
“Beyler, lütfen! Mevcut kriz herkesin elinden geleni yapmasını gerektiriyor.” dedi Arthandos yorgun bir sesle sonra kendi makam koltuğundan kalkarak saygılı bir şekilde Demos'a baktı. “Kıdemli Tapınak Muhafızı, lütfen oturun.”
“Teşekkür ederim Başkan. Ne var ki o koltuk sizin... Beraberinde getirdiği tüm sorumluluklarla.” diye nazikçe reddetti Demos. “Oturumunuzu böldüğüm için özür dilerim ancak Efendi Nimbletyne size katılmak konusunda ısrar etti. Ben de bunu yapabildiğinden emin olmak istedim. Kayıplarımız var, evet ama dışarıda birçok kızgın insan da var. Kimsenin ellerinde kazma, kürek ve tırmıklarla yanlış kişilerin üstüne yürümesini istemeyiz, öyle değil mi?”
Viranes Heidi de yerinden kalktı ve çatık kaşlı dişi-dwarf'un yardımıyla, topallayarak içeri giren gnome'u kendi sandalyesine oturttu. Efendi Nimbletyne, oldukça fena hâlde hırpalanmıştı. Kendisine sunulan sandalyeye otururken kaçınılmaz bir şekilde inledi.
“Teşekkür ederim, sevgili bayanlar.” dedi sevimli görünmeye çalışarak, ne var ki küçük gnome'un başı, kolları ve elleri sargılar içindeydi, bir bacağı alçıya alınmıştı ve oluk oluk terlemekteydi.
Tapınak Muhafızı Lady Magella ona kaşlarını çattı. Belli ki kaş çatma olayı bu dişi-dwarf'un tescilli markasıydı. Gerçekte kendisine güzel denemezdi ama çatık kaşlarına rağmen etrafına belirli bir ‘sarsılmazlık' hissi yaymaktaydı. Dwarf kadının elbiseleri temiz ve bakımlıydı ve belinde de elmas-döküm bir gürz mevcuttu. İri yapılı Viranes Heidi ise gnome'a samimi bir şekilde gülümsedi.
Demos Lightshand ağır hareketlerle hafif arkasını döndü ve gençlerden iri olanına ‘hitap’ sesiyle konuştu:
“Genç Efendi Udoorin. Neden o şeyi yere koymuyorsun?” diye başıyla, kararmış, silindirimsi şeye işaret etti. “Eminim göründüğünden daha ağırdır. Sonra da ayakta kalanlar için gidip sandalye bulabilirsin sanırım. Belki genç Acemi İzci Laila ve Morel de sana eşlik etmek isterler.”
“Tabii Muhterem Demos...” diye mırıldandı Udoorin sonra muazzam bir çaba ile silindiri, herkesin göreceği bir şekilde odanın ortasına bıraktı ki alıp onu var gücüyle yere atmış olsa da pek bir şey değişmezdi: makam odasının ahşap zemini acı bir sesle gıcırdadı sonra da çatlayıp göçüverdi!
“Muhteşem Gökler adına, evlat!” diye inledi Belediye Başkanı Arthandos. “Parkelerimi mahvettin!”
“Özür dilerim Efendim. Alet biraz ağır.” dedi Udoorin suratı kıpkırmızı olmuş bir şekilde.
Merakını cezbetmiş olmalı ki Demirci Gurk Larson yerinden kalktı, silindirimsi nesneye yaklaştı ve onu hareket ettirmeye çalıştı ama alet yerinden kıpırdamadı bile. Boğa omuzlu demirci, alete sarıldı ve onu kaldırmaya çalıştı ne var ki silindir yerinden anca kıpırdadı. İri demirci var gücüyle tekrar denedi ancak emekleri boşa çıktı. Larson, kıpkırmızı olmuş bir şekilde pes etti ve genç adama hayretle öylece baktı.
“Ağır olduğunu söylemiştim.” dedi Udoorin utanmış bir şekilde. Genç adam herkesin ilgi odağı olmak istemiyormuş gibi izci kuzenlere işaret etti ve sandalye bulmak için odadan kaçarcasına çıktı. Udoorin ile gelen diğer genç, Thomas Dimwood ise geldiğinden beri olduğu gibi hâlâ kapının kenarında, kıpkırmızı bir suratla ve başını öne eğmiş, özellikle de izci kızlarla göz göze gelmemek için uğraşıyormuş gibi öylece durmuştu. Belli ki izci kızlar genç adamın hâlini fark etmişlerdi. Zira Laila sırıtmamak için ciddi bir çaba sarf eden biri gibi dudaklarını büzüştürmüştü. Bremorel ise çocuğu tamamen görmezden gelmeye çalışıyordu, ne var ki kızın hafif pembeleşmiş yanaklarıyla kendisini ele veriyordu. Kızlar yanından geçerken zavallı genç Thomas gözle görünür bir şekilde irkildi ve kapının daha da arkasına siniverdi!
“Bunun nesi var böyle?” diye sordu Udoorin.
“Ne bileyim ben?” diye harladı Bremorel.
“Senin neyin var?” diye bu sefer de ona sordu genç adam.
İzci acemisi ona fena hâlde pis bir bakış attı.
“O şey tam olarak ne kadar ağır?” diye araya girdi Laila.
“Bilmem. Sanırım yüz yirmi ya da yüz otuz okka olmalı.” dedi genç adam ve sandalye bulmak için başını yan odalardan birine doğru uzattı.
“Oha! Yüz otuz okka mı?” diye ünledi kız. “O kadar ağır bir şeyi kaldırabiliyor musun?”
“Umm... Belli ki?” dedi genç adam biraz utanarak. “Bak, olayı fazla büyütmeyelim, tamam mı? Ah, işte burada sandalye varmış!”