İçeriğe geç

Karanlığa Dönüş - Bölüm 1 - Yangın (7/7)

Bölüm Bir (7/7)

Yangın

Genç Efendi Gnine Tinkerdome, inleten bir baş ağrısıyla uyandı. Tam olarak neyin onu uyandırdığından emin değildi ama içinden: “Böyle bir baş ağrısına uyanmasam da olurmuş.” diye de söylenmedi değil. Hayal meyal bir gölgenin tepesinde peyda olduğunu ve başına sert bir cisimle vurduğunu hatırlar gibi oldu ve...

“Udoorin!” diye haşin bir şekilde tısladı küçük gnome ve elini başına götürüp acı bir şekilde sızlayan yere dokundu. “Sen bittin oğlum! Bu yaptığını babana söylediğimde rahmetli annenin ruhu bile gelse senin kıçını kurtaramayacak!”

Ne var ki tam o esnada, amcası ile paylaştığı, giriş katı atölye, üst iki katı ise ev olan binanın kubbeli çatısı bir anda kayboluverdi! Ve hırçın bir kükreyişle, kimya yeşili bir ateş kubbeden ve kubbeyi taşıyan duvarlardan geri kalan ne varsa tamamen eriterek gecenin karanlığına doğru harladı...

Gnine, vahşi bir şekilde fışkıran ateşe ve az evvel tepesinde olması gereken kubbenin geride bıraktığı aydınlanmış geceye alık alık bakakaldı ki işte o anda odasının aşırı derecede sıcak olduğuna ve nefes almakta bile zorlandığına ayıldı. Kendisinden beklenmeyecek bir öngörü ile kendisini gerçekte neyin uyandırdığına da ayıldı: Amcasının acı dolu inlemeleri!

Küçük gnome’un bir anda geçmişinden bir şeyleri hatırlamış gibi yüreğini korku sardı.

“Amca!” diye vıyakladı ve duman altı olmuş yatağından fırladı.

“Nimbletyne amca! Neredesin? Ev... Atölye... Kasaba... Krallık... Hepsi yanıyor! Her şey yanıyor!.. İmdat!..”

Yediği darbeden ötürü başı hâlâ dönen Gnine, sıcağa ve koyu dumanlara rağmen aşağı inen merdivenlere doğru sürünmeye başladı ve orada, tam olarak çıkaramadığı bir şeyden gürleyerek fışkıran ateşe biraz fazla yakın duran amcasının yerde yüzükoyun bayılıp kalmış olduğunu gördü.

Tam o esnada binanın tamamı bir an sarsıldı sonra kulak gıcırdatan bir çığlık ile kalın ahşap kirişlerin ve tuğlaların parçalanmaya başladığını gördü ve genç Gnine’ın zihni bir anda donakaldı.

“Yine mi?” diye inledi küçük gnome ağlamaklı bir sesle.

Gnine, nefesi daralmış, fevkalade korkmuş ve başı fırıl fırıl döner bir hâlde aşağı süründü ve ıkınarak amcasının kolunun altına girdi sonra da kısa, titreyen bacaklarının taşıyabildiği kadar hızlı bir şekilde, patlamanın şiddetiyle menteşelerinden sökülüp yerinden fırlamış olan atölyenin kapısına yöneldi ama tam o esnada arkasında bir şey, büyük bir kinle tekrar patlayıverdi! Sanki koca bir el, ensesinden kaptığı gibi küçük Gnine’ı neredeyse on beş adım ilerideki komşu evin duvarına çaldı! Ne yazık ki amcası o kadar şanslı değildi: Atölyenin ana kirişlerinden bir tanesi yanar hâlde, yaşını almış gnome’un tepesine düştü ve onu orada sıkıştırıverdi.

Gnine inleyerek serildiği yerden kalktı, aptallaşmış bir surat ifadesiyle etrafına bakındı ve yanan kirişin altında acı içerisinde inleyen amcasını gördü. Gnine kurumuş ağzını şapırdatırken bir süre ona da aynı şaşkın ifadeyle alık alık baktı. Neden sonra küçük gnome’un birden aklı başına geldi! Korku içerisinde çığlık atarak amcasının yanına koştu ve yanan kirişi kaldırmaya çalıştı ancak ahşap kiriş imkânsız derecede ağırdı ve gıdım yerinden oynatamadığı gibi bir de küçük gnome’un ellerinin yanmasına sebep oldu.

“Amca! Kaldıramıyorum. Çok ağır. İmdat! Yardım edin! Biri bana yardım etsin!..” diye çığlık atmaya başladı. Zira bastırmaya çalıştığı korku dolu panik en sonunda zirveye ulaşmıştı.

“Çekil kenara Gnine!” diye gürledi bir ses arkasından ve kış uykusundan yeni uyanmış bir ayı gibi saçları darmadağınık, köse sakallı iri bir adam, küçük gnome’u gece kıyafetinin yakasından tuttuğu gibi kaldırdı ve kenara koydu.

Gnine iri kıyım adama olduğu yerde öylece alık alık bakakaldı.

Neden sonra: “Udoorin!” diye ünleyiverdi.

“Neyse ki atölyenin cephe duvarı kirişten önce yıkılmış.” diye homurdanarak durum değerlendirmesi yaptı iri adam. “Kiriş, yıkılan duvardan saçılan taş ve tuğlaların üstüne düşmüş ve amcanı sadece olduğu yere sıkıştırmış. Ama yine de onu oradan çıkarmamız lazım yoksa yanarak ölmezse nefes darlığından boğulacak.”

İri genç daha fazla vakit harcamadı. Kendi gömleğini üstünden yırtarcasına çekip çıkardı ve bir anda ortaya kocaman, adaleli göğsünü ve göbek kaslarını sergileyiverdi. Genç adam gömleğini yırtıp ikiye ayırdı, parçaları ellerine ve kollarına sardı sonra da var gücüyle iri kollarını ve kalın bacaklarını kullanarak yanan kirişi kaldırmaya çalıştı. Kısa bir anlığına ağır, ahşap kiriş inat etti ancak adamın kol, omuz ve bacak kasları biraz daha şişti ve genç Udoorin derin bir inlemeyle tuttuğu içim içim yanan kirişi kaldırmayı başardı.

“Gnine...” diye nefes nefese kalmış bir hırlamayla söylendi Udoorin, sıkılmış dişleri arasından. “...Durduğun yerden seyretmek yerine amcanı kirişin altından çekip çıkartırsan daha iyi olacak sanki. Hem bu şeyi kaldırıp hem de onu oradan çekip çıkaramam.”

Gnine’ın bir an yüzü kızardı sonra aceleyle eğilerek hayatta kalan tek akrabasını büyük bir hararetle yanan kirişin altından çekip çıkardı.

Udoorin bir süre daha yanan kirişi olduğu yerde tuttu sonra vahşi bir haykırışla kendisinden ve iki gnome’dan uzağa fırlatıp attı, ardından da dizlerinin üstüne düştü. Ellerine ve kollarına sardığı, tütmekte olan yırtık gömleğinden kurtuldu ve avuçlarını karnına bastırarak acı içerisinde kıvranmaya başladı. Küçük gnome ise amcasını güvenli bir mesafeye kadar sürükledi sonra korkuyla eğilip nefes alıp almadığını kontrol etti. Efendi Nimbletyne bir anlığına gözlerini açtı, birkaç defa öksürdü, ardından acı içerisinde inledi sonra tekrar kendinden geçti. Gnine bir anda içine su serpilmiş gibi hissetti. Evet, amcası yaralıydı ve nefes almakta zorlanıyordu ama en azından hâlâ hayattaydı.

“Udoorin!” diye bir başka ses gürledi ve genç adam, sesin geldiği yöne baktığında kendisi gibi iri bir adamın, Efendi Aager ve en az bir düzine gece bekçisiyle koşarak yaklaştığını gördü.

Yanan atölyenin kubbesi artık çekiç vurulmuş bir yumurta gibi parçalanmış ve tamamen yok olmuştu. Buna rağmen uğursuz ateş inatla ve aldırışsız bir nefretle göğe doğru fışkırmaya devam ediyordu.

“Baba? Yani... Şerif?” diye kekeledi bir an genç adam.

“Burada ne işin var çocuk?” diye azarladı babası, fena hâlde kızmış bir şekilde.

“Patlamayı yattığım odanın penceresinden gördüm ve belki yardımım dokunur diye koşup geldim.” diye açıklamaya çalıştı Udoorin.

“Gömleğin nerede? Ve ellerine ne oldu senin?” diye soru Standorin daha da sert bir üslupla.

“Şerif Standorin. Belki de bu sorgulamayı başka bir zamana saklasak daha iyi olacak.” diye araya girdi Aager. “Yakındaki evlerin ivedilikle boşaltılmaları gerek. Bu ateşin daha ne kadar yanacağını ve nerelere sıçrayacağını bilmiyoruz.”

“Siz!” diye gürledi Şerif, alık alık yeşil ateşi seyreden bekçilere. “İkişerli takımlar hâlinde civar evlere gidin ve sakinleri uyandırın. Zor kullanmanız gerekse bile hepsinin evlerini terk ettiklerinden emin olun ve hepsine, belediye binasında toplanmalarını söyleyin. Yaralılar varsa onları da tapınağa yönlendirin. Gidin! Şimdi!”

Bekçiler civar evlere doğru koşarak dağıldılar.

“Efendi Aager, senin diğer bütün gözetleme noktalarını ve orada olması gereken bekçileri kontrol etmeni istiyorum. Bu yangının bir kaza mı, bir saldırı için ön hazırlık mı yoksa bir çeşit şaşırtmaca mı olduğunu bilmiyoruz. Tapınağa da birisini gönder. Yaralıları kabul etmeleri için kendilerini hazırlasınlar.”

“Emredersiniz Efendim.” dedi Aager ancak gitmeden önce genç Udoorin’e yaklaştı ve bir yandan küçük Gnine’ın gözlerinin içine bakarken bir yandan da ona hırıltılı sesiyle fısıldadı:

“Neden ayaklarında çizmelerin yok? Bir yangına çizmelerin olmadan ‘yardımım dokunur,’ diye gitmen pek de akıllıca değil.”

“Çizmelerim yok çünkü eşeğin teki içlerini iğrenç sülük ve solucanlarla doldurmuş!” diye fevkalade kızmış bir şekilde cevap verdi Udoorin.

“Huh! Kim böylesi çocukça bir şey yapar ki?” diye mırıldandı Aager ve gözlerini kısarak küçük gnome’u süzmeye devam etti.

Genç Gnine’ın yüzü kızarıverdi ama bu yangından dolayı mı yoksa başka bir sebepten ötürü mü pek anlaşılmıyordu. Küçük gnome, avucunun içine öksürdü, ne var ki bu da dumandan kaynaklanıyor olabilirdi.

“Git ve ellerine baktırt!” dedi Aager en sonunda sonra arkasını döndü ve seri şekilde gözden kayboldu.

“Evlat, ellerine ne oldu?” diye, kaşları çatılı bir şekilde sorusunu yineledi Şerif.

“Udoorin, amcamı yangından kurtarmaya çalışırken yaktı ellerini Efendim. Gömleğini yırtarak ellerine sardı ve eldiven olarak kullandı ama buna rağmen yine de yaralandı.” diye beklenmedik bir şekilde araya girdi Gnine.

Şerif Standorin kısa bir anlığına küçük gnome’a sonra hâlâ yerde baygın yatan amcasına, en sonunda da oğluna baktı ve seri bir şekilde zihninde bir önem listesi oluşturdu.

“Udoorin.” diye emir sesiyle gürledi. “Efendi Nimbletyne’i al ve genç Efendi Gnine ile birlikte tapınağa git. İkisinin de gerekli tıbbi müdahâleleri gördüklerinden emin ol. Sonra da kendi ellerine baktırt. Bunları yaptıktan sonra hâlâ kılıç tutabilecek durumdaysan gel ve beni bul. Bu gece yapacak çok işimiz olacak. Ve sen, genç Efendi Gnine. Senin her daim amcanın yanında durmanı rica edeceğim. Bu yangının bir kaza olması mümkün. Ancak bu bir kaza değil de bilinçli olarak yapılmış bir kundaklama ise, amcanın failleri görmüş olma ihtimali var ve burada tam olarak ne olduğunu bizlere anlatabilecek tek kişi de yine kendisi. Bu da hayatının hâlâ tehlikede olduğu anlamına geliyor.”

Yanmış ellerinden dolayı ızdırap içerisinde olmasına rağmen, genç Udoorin, baygın yatan Nimbletyne’i yerden kaldırdı, babası olan Şerif’e başıyla selam verdi ve peşinde Gnine olduğu hâlde Yavruturna Tapınağı’na doğru geniş ve hızlı adımlarla koşmaya başladı. Yeterince uzaklaştıklarından emin olduktan sonra Şerif Standorin tekrar ucube ateşe baktı ve böylesi garip ve ürkütücü bir şeye neyin sebep olabileceğini merak etti. Bu gerçekten bir kaza mı yoksa şüphelendiği gibi bilinçli olarak yapılmış bir kundaklama mıydı? Standorin temkinli adımlarla Efendi mucit Nimbletyne Tinkerdome’un daha yarım saat öncesine kadar evi ve atölyesi olan, şimdi ise iç titreten bir kinle yanan yıkıma doğru yaklaştı. Şerif ihtiyatla birkaç adım daha yanan binaya sokulurken yıkımın içinden kulak gıcıklatan bir çatırtı geldi...

...ve binadan geriye kalan ne varsa bir an titredi sonra da infilak etti!