Bölüm Bir (6/7)
Yangın
⊗ —Ve gece, erken doğmuş güneş gibi vahşice aydınlanıverdi!
Yavruturna Şerifi Standorin Shieldheart, görünmez bir devin kendisine savurduğu devasa bir fiskeyi yemiş gibi gerisin geriye savruldu! Aynı görünmez el, benzer bir adiliği Aager Fogstep üzerinde de denedi ancak hayatının her anını tetikte geçirmiş genç adam fiskeyi bir omzu ile karşıladı sonra o da gerisin geriye savruldu...
...ve havada ancak bir kedinin gösterebileceği refleks ile döndü, Şerifi yakaladı, onu kendisine çekti. Sonra ikisi de geriye, tam çıkmak üzere oldukları karakolun içine, karşı duvara yapıştılar, ardından öylece yere yığılıp kaldılar.
Genç adam acıyla inledi. Evet, Şerifi birçok çatlamış kaburga ve muhtemelen de kırık bir boyundan kurtarmıştı ama Standorin Shieldheart ince ve narin yapılı, sırım gibi bir adam değildi ve onunla önce duvara, ardından iri adam üstte olacak şekilde yere çakılmış olması pek de eğlendirici olmamıştı.
“İyi misin delikanlı?” diye sordu Standorin, hafif sendeleyerek ayağa kalkarken. Şerif’in yüzünde belirgin bir ‘imrenmişlik’ ifadesi vardı ve adam yerde yatan, karalar içindeki gence sırıtmaktaydı. Kulağındaki çınlamadan dolayı Şerif’in sesi de garip bir şekilde boğuk ve yankılı geliyordu.
“Ben... Emin değilim Efendim. Sanırım pek yakında gerçek hasarın acısını hissedip söylenmeye başlayacağım.” diye inledi Aager sıkılmış dişleri arasından.
Standorin tekrar sırıttı ve genç adamı kolundan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Sonra ikisi de karakol binasından çıktı ve aydınlanmış gece semasına öylece bakakaldılar. Orada, kasabanın ortalarında bir yerde, neredeyse otuz yarda boyunda, göz alıcı, kimya yeşili alevler saçan bir ışık tayfı, düz bir çizgi hâlinde gök yüzüne kusarcasına ve hoşnutsuz bir homurtuyla fışkırıyordu...
...ve ışık tayfının boğucu homurtusuyla birlikte acı içerisinde yanan çığlıklar ve haykırışlar da duyulmaya başladı.
“Nedir bu cadı işi?” diye bir fısıltı kaçtı Şerif’in ağzından ve yeşil ışığa hayret ve korku dolu bir ifadeyle alık alık bakmaya devam etti. Aager ise manzarayı seyretmekle vakit kaybetmedi. Seri bir şekilde tekrar karakol binasına daldı, çatıya çıkan merdivenleri ikişer üçer tırmandı ve tek katlı binanın düz çatısında duran ayaklı çana var gücüyle vurmaya başladı.
“Efendi Aager!..” diye kükredi Şerif, neden sonra ayılmış bir şekilde. “İn aşağı ve gel benimle! Eminim kasabada ne kadar bekçi varsa hepsi çoktan görmüştür bunu.”
Aager çatıdan aşağı atladı ve şaşırtıcı bir çeviklik örneği daha sergileyerek yerde yuvarlanıp ayağa kalktı sonra da Şerif’in peşinden koşmaya başladı...
...ve Yavruturna kasabası, çıldırmışcasına yankılanan alarm çanları ile uyandı!