Bölüm Bir (4/7)
Yangın
"Herkes ayık ve uyanık olarak olmaları gereken yerdeler Efendim.” diye çakıllı sesiyle, özlü bir şekilde raporunu verdi Aager Fogstep. Karanlık genç adam, içini kemiren melun hissin olası kaynağını bulmak için gecenin geç saatlerine kadar kasabanın puslu sokak lambalarıyla aydınlatılmış caddelerinde ve ara sokaklarında musallat bir hayalet gibi dolanmış ancak aradığını bulamamıştı. En sonunda raporunu vermek için, o gece kasabada uyumakta zorluk çeken diğer adamın yanına gelmişti.
Şimdi ise genç adam, tek katlı karakol binasında, Şerif için ayrılmış küçük odada temkinli bir ‘rahat duruş’ pozisyonunda beklemekteydi. Daracık oda, birçok çekmece ve dosya kabiniyle doluydu ve odada bulunan mobilyalar iri cüsseli Şerif’in oturduğu iğreti sandalye, onun hemen önünde duran ve adamın hâkim cüssesi için biraz fazla küçük kalan çalışma masası ve aynı masanın karşısında duran ikinci bir sandalye ile sınırlıydı. Masanın üzerinde ise iki üç tane yazı tüyü, eski, kenarı çatlamış bir okka, alınan notların saplandığı bir çivi, bitmeye yüz tutmuş bir mum ve içi su dolu, hafif ezilmiş teneke bir matara gibi sadece ‘gerekli’ olan şeyler bulunuyordu.
Uzun bir kılıç, kabzasıyla beraber masaya yaslanmış bir şekilde ayakta durmaktaydı ve kılıç dışında odada görünen ‘kişisel’ denebilecek başka bir şey de yoktu.
Kırklarını aşmış olmasına rağmen Şerif Standorin Shieldheart’ın hâlâ güçlü kolları, geniş omuzları, her nefes aldığında üzerindeki zincirli zırhın kopçalarını zorlayan göğsü, etrafındakilere yukarıdan bakan dimdik duruşu ile kelimenin tam anlamıyla ‘sınanmış kaslardan’ oluşan ‘iri’ bir adamdı ve gözlerindeki keskin bakışlarıyla açıkça: “Efendi ol ve otur yerine, yoksa oturturum!” mesajını vermekteydi.
Aager Fogstep bu adamın kati olarak agresif ya da kavgacı olmayan ama kesinlikle iç titreten bakışlarının kendisiyle ilk tanışmasından çok uzun bir zaman önce kemikleşmiş olduğunu düşündü. Muhtemelen on altı yıl önce, eşini kaybettikten sonra. İlginçtir ki Aager hiçbir zaman kendi ‘ölü’ bakışlarını bu adamın çaba sarf etmeksizin sergilediği tedirgin edici bakışlarıyla kıyaslamamış ve onunla bu konuda bir sidik yarışına da girmemişti. Belli ki ne karanlık genç adamın ne de iri cüsseli Şerif’in böylesi çocukça şeylere ayıracak vakti vardı. Şerif oturduğu yerde elindeki raporları değerlendirirken Aager, masanın öbür tarafında oturan cüsseli adamı kısa bir anlığına değerlendirdi ve belirgin bir sonuca vardı:
Aager Fogstep’in, paslı ve kör bir giyotin sehpasında değil de bu kasabada oluşundan sorumlu olan bu adamın kılıcı çok iyi kullandığı, haşin ama adaletli olduğu ve muhtemelen kendi canı pahasına birilerinin şansını denemesi hâlinde Şerif Standorin Shieldheart’ın öldürülebileceği ancak indirilemeyeceğiydi...
“Bu gece biraz tedirgin gibisin Efendi Aager.” dedi Şerif, sakin ve hafif kükreyen sesiyle ve manalı bir şekilde önünde duran siyahlar içindeki adamın belindeki kısa kılıca ve bıçaklara baktı. “Neden evine gidip biraz uyumuyorsun? O ev sana bu iş için tahsis edilmişti. Kabul etmeliyim ki pek de büyük bir ev sayılmaz ama onu en iyi şekilde değerlendirmek de senin elinde.”
“Eve çoktan uğradım Efendim.” diye ruhsuz bir sesle cevap verdi Aager. “Ve o evi değerlendiriyorum. Arada bir. İçinde fazla bir şey olduğu söylenemez ama bir evi gereksiz eşyalarla doldurmayı da anlamsız buluyorum.”
“Belki de evinde eksik olan şey, ‘anlamsız’ olarak değerlendirdiğin şeylerdir. Bu kasabaya geleli dört yıldan fazla oldu. Bunca zaman sonra umardım ki hayata dair beklentilerini tekrar gözden geçirirsin ve buradaki mevcut görevlerin ve oğlum Udoorin’i eğitmen dışında kendine başka meşgaleler de bulursun... Bir eş gibi...” dedi Şerif.
“İlgilenmiyorum Efendim.” diye kestirip attı Aager.
Şerif elindeki raporları masanın üstüne bıraktı ve tek kaşı kalkmış bir şekilde önünde duran karanlık genç adama baktı.
“Sakıncası yoksa nedenini sorabilir miyim?” diye sakin, gür sesiyle sordu Şerif.
Aager kendisine yöneltilen ve biraz da özel olan bu soruya hemen cevap vermedi. Verdiğinde ise hırıltılı sesinde belirgin bir tiksinti vardı. Kendi kendisine yöneltilmiş bir tiksinti...
“Çok uzun yıllar önce bana bir kız emanet edilmişti. Ama ben onun benden alınmasına izin verdim. Yıllar sonra tam onu tekrar bulduğumu sandığımda ise onun diri diri yanarak can verişini seyretmek zorunda kaldım. Ve siz şimdi bir başka kızın sorumluluğunu mu üzerime almamı istiyorsunuz benden? Evet, bu kasabadaki bütün canlardan sorumluyum. Ama bir daha asla bir başka kızın sorumluluğunu almayacağım ve hiçbir kız da benim gibi bir cani ile lanetlenmemeli...”
Bunun üzerine Şerif’in diğer kaşı da kalktı.
“Genç adam, seninkisi kadar iç karartıcı ve acı bir geçmişe sahip birine akıl vereceğimi hiç düşünmezdim. Dahası, kendi evliliğim bu konuda tavsiyede bulunabileceğim kadar sürmedi çünkü Udoorin’in doğumundan kısa bir süre sonra eşim Limnia hastalandı ve kimse onu iyileştiremedi. Aylarca onun gözlerimin önünde eriyişini seyretmek zorunda kaldım. O zamanlar hissettiğim acıyı sana tarif bile edemem. Ama onunla geçirdiğim o kısacık yılları tekrar yaşama fırsatım olsa aynı acıyı çekmeye seve seve razı olurdum.” dedi Şerif sessizce.
“O zaman sizin için hem mutluyum hem de üzgün. Zira hayatta gördüğüm nadir diyebileceğim kadar şanslı birisiniz Efendim. Yaşadığınız bütün acıları tekrar yaşama pahasına sevdiğiniz kadını tekrar görmeye can atıyorsunuz. Benim ise böyle bir niyetim yok. Ben ne kız kardeşimin tekrar benden alındığını görmek ne de onun diri diri yanmasına şahit olmak istiyorum. Sahip olmadıklarımız bizlerden alınamaz, canımızı da yakamaz.” diye kati bir tonla cevap verdi Aager ve muhabbeti anında öldürdü.
Uzun ve sessiz bir dakika boyunca Şerif Standorin, önünde aynı ‘rahat duruş’ pozisyonunda bekleyen adama ve onun kararmış ruhuna baktı. Sonra derin, esef dolu bir nefes verdi ve, tam olarak vazgeçmiş olmasa da genç adamın bu konuda adım atması için daha hazır olmadığı gerçeğine boyun eğdi.
“Neyse ki zamanın bizlere neler göstereceğini asla bilemeyiz, öyle değil mi? Sana evine gitmen konusunda emir vermek isterdim ama bunun pek işe yarayacağını sanmıyorum. Şimdi, seni bu gece rahatsız eden nedir genç adam? En son seni bu kadar silahlı gördüğümde Tapınak Muhafızı Lady Magella ve İzci Efendileri Davien ve Moorat’la beraber Oger Tepeleri’ne baskın yapmaya gitmiştik.”
Aager yine hemen cevap vermedi. Zira onu rahatız eden şey sadece bir ‘his’den ibaretti. Neden sonra kısık, hırıltılı sesiyle mırıldandı:
“Bilmiyorum.”
Şerif Standorin, önünde duran adamı zorlamadı çünkü onun kurnaz zekâsı kadar içgüdülerine de güveniyordu. Sessizce adamın düşüncelerini toplamasını bekledi.
“Havada bir şey var bu gece. Bundan önce sadece bir defa hissettiğim bir şey. Uğursuz, sinsi ve ucunda ihanet olan bir şey...” diye kaynayan, hırıltılı bir fısıltı ile devam etti genç adam. “En son bu hissi göz ardı ettiğimde siz beni kör bir giyotinden kurtarmak zorunda kalmıştınız... Drashan da...”
Şerif, önünde duran adamı temkinli gözlerle süzdü sonra derin bir nefes aldı, oturduğu iğreti sandalyesini geri itti ve ayağa kalktı. Masasının üstündeki raporları topladı ve onları, çoktan tıka basa dolmuş çekmecelerden birine tıkıştırdı, ‘bir ara bunların bir hizaya sokulmasının gerektiği’ ile ilgili bir şeyler mırıldandı sonra da masasının kenarında yaslı duran uzun kılıcına uzanıp aldı ve yılların alışkanlığı ile kılıcın kınını sırtına atıp seri hareketlerle kayışlarını çaprazlamasına iri göğsüne bağladı, ardından karakolun kapısına doğru yöneldi.
“Efendim?” diye sordu Aager Şerif’e bakarak.
“Seni güzelliğin için tutmadım Efendi Aager.” dedi Şerif ve ona doğru başını çevirip sırıttı. “Her ne kadar bazı naif ayrıcalıklardan kendini mahrum bırakmaya niyetli olsan da kendine seni sen olduğun için takdir edecek bir kız bulman gerekecek. Ben ise seni becerilerin, keskin zekân ve içgüdülerin için tuttum. Şayet gelip bana, seni rahatsız eden bir şeylerin olduğunu söylediğinde bunu dikkate almazsam sence bu beni biraz olsun ahmak gibi göstermez mi? Hadi gel, belli ki bu gece ikimiz için de uyku olmayacak. Bari kasabayı turlayalım.”
Bütün ruhsuz ve ölü hâline rağmen, karanlık genç adam da sırıttı ve ister istemez Şerifi takdir etti. Tıpkı yıllar önce onu Drashan’dan ve kör bir giyotinden kurtaran kişinin bu adam olduğunu öğrendiğinde onu takdir ettiği gibi.
Biri Şerif, diğeri ise eski bir suçlu... Gecenin bir yarısı karakol binasından ayrıldılar— ⊗