2. BÖLÜM
O gün cumartesiydi. Sabah Sarya'dan mesaj geldi.
"Akşam boş musun? Civan yemek yapacakmış, hepimizi çağırdı."
"Civan yemek yapmayı ne zaman öğrendi?"
"Öğrenmedi. O yüzden gidiyoruz zaten."
Akşam dolabın önünde fazla oyalanmadım. Sade bir şeyler giyip evden çıktım. Civan'ın evine vardığımda saat yediyi biraz geçmişti. Kapıyı Ronay açtı.
"Sonunda! Seni bekliyorduk."
"Ne bu telaş?"
"Civan mutfağa girdiğinden beri hepimiz hayatta kalma mücadelesi veriyoruz."
İçeriden Civan'ın sesi geldi.
"Ronay, duyuyorum seni!"
"Duyman için söyledim zaten."
Salonda Sarya ve Lorin oturuyordu. Bizim arkadaş grubumuz böyleydi. Bir konu hakkında konuşmaya başlar, birkaç dakika sonra bambaşka bir tartışmanın ortasında bulurduk kendimizi. Herkesin farklı bir huyu, farklı bir hikâyesi vardı. Hepimiz bir yerlerden gelmiştik ve o yerleri bu masaya taşıyorduk. Sarya Urfalıydı. Civan Dersim'den, Ronay Wan'dan, Lorin Qamişlo'dandı. Annemle babamın Mardin'ine, onların Urfa'sı, Dersim'i, Wan'ı eklenmişti. Aynı şehirde, başka başka yerlerin çocuklarıydık.
Mutfağa baktım. Civan tencerenin başındaydı, yanında Adar vardı.
"Sen burada ne yapıyorsun?"
"Yemek yanmasın diye bekliyorum."
Civan elindeki kaşığı kaldırdı.
"Biraz saygı lütfen. Burada ciddi bir yemek hazırlığı var."
"Ben de onu söylüyorum zaten."
Civan güldü. Adar'ın yanında insan kendini rahat hissederdi. Çok konuşmazdı ama sessizliği rahatsız etmezdi. Bir seksen boylarındaydı, koyu yeşil gözleri vardı. Güldüğünde gözleri kısılır, ciddi yüzü bir anda değişirdi. Kolay kolay sesini yükseltmez, bir şey söyleyeceği zaman söylerdi. Verdiği değeri sözlerle anlatmak yerine davranışlarıyla gösterirdi.
Yemek beklediğimizden iyi çıktı. Ronay bile birkaç dakika eleştirecek bir şey bulamadı.
"Nasıl?" diye sordu Civan.
"Fena değil."
"Fena değil mi?"
"Güzel olmuş işte. Abartma."
Tam o sırada zil çaldı. Serhad geldi. Civan ona dönüp parmağını salladı.
"Ekmek?"
Serhad bir an durdu. Elleri boştu.
"Ekmek," dedi yavaşça.
"Ekmek getirecektin."
"Getirecektim."
"Ve?"
"Fırının önünden geçtim. Hatta içeri bile girdim. Sonra aklıma başka bir şey geldi."
Masadakiler gülmeye başladı. Serhad ellerini iki yana açtı.
"Ben unutmadım, ertelemişim."
"Bu en kötüsü," dedi Ronay.
Yemeğin ortasında Lorin üzerinde çalıştığı tiyatro fikrinden bahsetti. Sahnede, sürekli başka bir yere ait olmak isteyen bir karakter olacaktı.
"Bence insan bulunduğu yere ait olmadığını hissedebilir," dedi. "Ama nereye ait olduğunu da bilemez."
Sarya ona baktı.
"Belki önce kendini tanımalı."
"Her şeyin cevabı o kadar kolay değil."
"Kolay olduğunu söylemedim."
Serhad çatalını bırakmıştı. Başını hafifçe Lorin'e çevirmiş, ciddiyetle dinliyordu. Şakacı Serhad'ın yüzünde şaka yoktu.
"Karakter kendi evinde mi yabancı?" diye sordu.
Lorin ona baktı. Beklemediği bir soruydu.
"Evet," dedi. "Tam olarak öyle."
"O zaman sahnede evin hiç değişmemesi gerekir. Değişen kendisi."
Lorin bir süre ona baktı, sonra "Bunu not alacağım," dedi. Masadan kimse bir şey söylemedi. Ronay bile.
Konuşma bir ara siyasete kaydı. Civan haberlerde gördüğü bir görüntüden bahsetti, bir çocuğun yıkılmış bir evin önünde oturduğu görüntü. Masa bir an sessizleşti.
"Savaşın en kötü yanı sayılardır," dedi Ronay. "Bir çocuk yüz çocuk olunca, insanlar artık sadece rakam duyuyor."
"İnsan hakları dediğimiz şey de böyle," dedi Sarya. "Rakamlar kalabalıklaşınca insan kayboluyor."
"Sınav sorusu gibi konuşuyorsunuz," dedi Serhad.
"Çünkü okuduğumuz şey bu," dedim. "Politikwissenschaft ilk dönemde kuramı öğretir. Sonra gerçeği görürsün ve kuram yetersiz kalır."
Adar o güne kadar bir şey söylememişti.
"Kuramı bilmek yine de iyi," dedi. "En azından neyin eksik olduğunu bilirsin."
Başımı çevirip ona baktım. Gözlerimiz bir an buluştu, sonra o çayına döndü.
Gece ilerledikçe sohbetler dağıldı. Birileri müzik açtı, Civan herkese kahve dağıtırken kendi fincanını unuttu. Bir ara Sarya yanıma oturdu.
"Burada kendini iyi hissediyor musun?"
"Burada derken?"
"Bu şehirde. Bu hayatın içinde."
Bir an düşündüm.
"Bazen evet. Bazen hayatımın bir kısmı burada, diğer kısmı başka bir yerde kalmış gibi hissediyorum."
"Bence çoğumuz biraz öyleyiz."
Her sorunun bir cevabı olması gerektiğini düşünmezdi. Bazen yalnızca düşüncelerimizi yan yana bırakırdık.
Gece eve dönmek için hazırlandığımda herkesle vedalaştım. Adar kapının yakınındaydı.
"Dikkatli git."
"Giderim, merak etme."
Başını hafifçe salladı. Fazla konuşmamıştı ama bazı insanların ilgisini anlamak için uzun cümleler gerekmezdi.
Eve varınca annemi aradım. Mardin'i, evi, günlük şeyleri konuştuk. Telefonu kapattığımda odamın sessizliği etrafımı sardı. Birkaç saat önce kalabalık bir masada kahkahalara karışmıştım. Şimdi kendi düşüncelerimle baş başaydım. Yine de o akşam güzel bir cumartesiydi.