3. BÖLÜM
Civan'ın evinden dönerken otobüste camdan dışarı bakıp aynı şeyi düşündüm. O masadaki herkes bir yerden, bir arkadaşın arkadaşı olarak girmişti hayatıma. Kimse bir sabah uyanıp yeni insanlar katmaya karar vermez. Bir arkadaşın başka bir arkadaşını tanıştırır, birkaç kez karşılaşırsın, sonra bir bakmışsın yabancı olan insanlar sıradan bir parçan olmuş. O masa da öyle kurulmuştu.
Sarya'yla üniversitenin ilk haftalarında tanıştım. O zamanlar kampüste çoğu zaman tek başıma dolaşıyordum. Bir dersin ardından kantinde boş masa ararken onun yanına oturmuştum.
"Burada oturabilir miyim?"
Başını kaldırıp gülümsemişti.
"Tabii, otur."
Önce derslerden konuştuk. Sonra sohbet üniversitenin dışına taştı. Ailelerimizden, özlediğimiz yerlerden. Zamanla aynı ders çıkışlarında kahve içmeye başladık. Sarya'nın yanında olduğumdan farklı görünmek zorunda değildim.
Adar'la da Civan'la da Sarya sayesinde tanıştım. İlk karşılaşmamızda Adar uzun uzun konuşmaya çalışmadı. Selam verdi, hâlimi hatırımı sordu, sohbetin sürmesi için özel bir çaba göstermedi. İlk izlenimim mesafeli biri olduğuydu. Sonradan anladım ki birini tanımak için acele etmezdi, karşısındakinden de bunu beklemezdi.
Bir gün üniversiteden yorgun çıkmıştım. Hava soğuktu, otobüse daha vardı. Adar yakında olduğunu söyleyip yanıma uğradı.
"Ne oldu? Yüzün düşmüş."
"Yoruldum sadece."
"Yemek yedin mi?"
Ona baktım.
"Adar, daha yeni çıktım. İlk soracağın şey bu mu?"
"Evet."
Gülmeden edemedim.
"Yemedim."
"Şaşırmadım."
"Sen de mi annem gibi konuşmaya başladın?"
"Annen haklı olabilir."
"Sen annemi tanımıyorsun ki."
"Tanımama gerek yok. Yemek yemediğini duyunca haklı olduğunu anladım."
Yakındaki küçük bir yere gittik. O gün eve dönerken uzun zamandır ilk kez birinin yanında kendimi açıklamak zorunda kalmadığımı düşündüm.
Adar'ın hayatı benimkinden farklıydı. Amed'de doğmuştu. Almanya'ya geldikten sonra kendi düzenini kurmuş, küçük bir oto tamir garajı açmıştı. Sabah erkenden dükkânı açar, gün boyu müşterilerle ilgilenir, bazen akşama kadar çalışırdı. Garajına ilk gittiğimde kapıdan metal sesleri geliyordu. Başını kaldırıp bana baktı, köşedeki sandalyeyi gösterdi, kahve yapmaya koyuldu.
"Burayı seviyor musun?"
"Evet. Kendi işimi kurmak istiyordum. Şimdi en azından ne için çalıştığımı biliyorum."
"Zor olmuyor mu?"
"Oluyor."
Bunu şikâyet etmeden söyledi. Sadece gerçeği söylüyordu.
"Her şeyi tek başına mı hallediyorsun?"
"Çoğunlukla."
"Yardım istemiyor musun?"
Bana kısa bir bakış attı.
"Gerekirse isterim."
Bu cevaba pek inanmadım. Adar'ın canını bir şey sıkarsa bunu hemen belli etmeyeceğini, sorunlarını kendisinin taşımaya çalışacağını anlamıştım. Bu yüzden onun ne söylediğinden çok, ne zaman sustuğuna dikkat ederdim.
Civan, Adar'dan oldukça farklıydı. Konuşkan, rahat ve şakacıydı. Bir ortamda sessizlik olursa mutlaka söyleyecek bir şey bulurdu. Bir keresinde Adar'ın sessizliğine takılmıştı.
"Senin yanında insan kendi kendine konuşmayı öğreniyor."
Adar acele etmeden cevap vermişti.
"Sen zaten yeterince konuşuyorsun."
Ronay'la Sarya'nın düzenlediği bir buluşmada tanıştım. İçeri girdiği andan itibaren herkesle konuşmaya başlamıştı.
"Sen Evin'sin, değil mi? Senin hakkında bir şeyler duydum."
"Ne duydun?"
"Merak etme, kötü bir şey değil. Sonra anlatırım."
Ronay kendinden emin, doğrudan konuşan, düşüncelerini saklamayan biriydi. İlk zamanlar anlaşamadığımız oldu. İkimiz de kolay geri adım atmazdık. Bir gün tartışırken bana "Sen her şeyi kendi bildiğin gibi yapıyorsun," demişti. "Sen de herkesin senin gibi düşünmesini bekliyorsun," diye karşılık vermiştim. Sarya ikimize bakıp gülmüştü. Zamanla birbirimize saygı duymayı öğrendik.
Lorin'le Sarya'nın davetiyle gittiğim bir tiyatro gösterisinde tanıştım. Oyun bittikten sonra bile sahnedeki karakterden çıkamamış gibiydi. Sarya gerçekçi ve planlıydı, Lorin hayallerinin peşinden giderdi. Birbirlerini tamamlıyorlardı.
Serhad'la Adar'ın da bulunduğu bir buluşmada tanıştım. İlk karşılaşmamızda sohbete hemen katılmış, ortamda hiç yabancılık çekmemişti.
"Sen Evin olmalısın. Umarım hakkımda iyi şeyler duymuşsundur."
Adar araya girmişti.
"Çok beklentin olmasın."
Serhad kahkaha atmıştı. O günlerde onun şakalarının arkasında dikkatle dinleyen biri olduğunu bilmiyordum. Serhad Almanya'da büyümüştü ve arada bir lise sıralarından kalma bir "sıra arkadaşı"ndan söz ederdi. O zamanlar adını kaçırırdım.
Zamanla artık kimin kimi tanıştırdığını düşünmez olduk. Telefonlarımızda birbirimizin numaraları, ortak bir mesaj grubumuz vardı. Çoğu akşam aynı masanın etrafında buluşuyorduk. Yollarımız aynı masada kesişmişti.