Hayatım bugün değişiyordu. Küçüklüğümden beri normal bir hayatım yoktu. Ailemin kim olduğunu bilmiyordum. Koruyucu ailelerde büyüyen bir çocuktum, çocuk bile denemezdi bana olgun, çok düşünen ve masrafsız biriydim. Çocukluğumu yaşamadım hiç. Liseve üniversiteyi yurtdışında okudum zaten. Türkiyede olduğum günlerin sayısı 1 elin parmak sayısını geçmezdi, memleket özlemi içindeydim kısaca.
Güzel bakımlı ve şuan 25 yaşında başarılı bir kadın astronottum. Ve bugün ilk kez bir başıma uzaya gidiyordum.
Heyecan var mıydı belki ama başka bir duygu var mıydı? Kesinlikle HAYIR. Hiçbir zaman buraya bu dünyaya ait hissedemedim. Hep kendimi aradım ama hala bulamadım emin olun. İsmimin okunmasıyla kendime geldim:
"Aysal Sever!"
Hızlı adımlarla alkışlar eşliğinde uzay mekiğime ilerledim. Bu aracın ismi bana Özel Aysal olarak konulmuştu. Gururluydum. Ama el sallayıp veda edeceğim bir ailem yoktu. Hayır. Sarılıp ağlayacağım birileri yoktu. Hayır, yalnızdım. Mekiğe bindim, sesler kesildi ve araç havalandı. Saymaya başladım.
"1."
"2."
"3."
"4."
"5."
Ve artık uzaydaydım dünyadan çıkmış ve ilerliyorduk. Amacım Cüce Gezegen Plüton'un etrafındakileri incelemekti. Çok uzun süre ilerledim Plüton görünüyordu Gururla gülümsedim ama her güzel şey kısa sürer derler ya. Kontrolü kaybetmeye başladım, sanki çekiliyordum. Panikle kontrolü ele almaya çalıştım ama nafile. Kontrolü tamamen kaybettim. Plüton'un arkasındaki bilinmezliği idrak etmem uzun sürdü. Algılayamadım. Bir.. Karadelik? Panikle harekete geçtim ve yeryüzüne ulaşmaya çalıştım. Sinyal tamamen kesildi ulaşamadım ve karadeliğe sürükleniyordum. Harika, gerçekten harika. Hızla kara deliğe sürüklenirken etraf karardı. Geriye kalan koca bir hiçlik ve bilinmezlikti.
"Tamam." dedim.
"Bu sefer gerçekten öldüm."
Ama etraf tekrar aydınlandı kendimi ahirette diye düşünürken karşımda bir çift küçük mavi göz vardı. Sarışın küçük bir çocuk bana hayretle bakıyordu.
"Aysal abla, iyi misin?"