İçeriğe geç

KADİM KAPI

Kalenin taş duvarları sarsılmaya devam ediyordu.

Dört sembolün ışığı giderek güçleniyor, yerin altından gelen uğultu bütün kaleyi dolduruyordu.

Alev etrafına baktı.

“Ne oluyor?”

Siyah pelerinli adamın yüzündeki ifade ciddileşti.

“Kapı açılıyor.”

Toprak yere baktı.

Taş zeminin üzerinde ince çatlaklar oluşmaya başlamıştı.

Su geri çekildi.

“Bu kapı nereye açılıyor?”

Adam cevap vermedi.

Çünkü tam o anda zeminin ortası çöktü.

Taşların arasından büyük, yuvarlak bir kapı ortaya çıktı.

Üzerinde dört sembol vardı.

Ateş.

Su.

Toprak.

Hava.

Havva kapıya yaklaştı.

“Bizi bekliyor.”

Alev başını salladı.

“Bence de.”

Dört kız aynı anda sembollere ellerini koydu.

Bir anda büyük bir ışık patladı.

Kalenin içindeki bütün meşaleler kendiliğinden yandı.

Kapı yavaşça açıldı.

Aşağıya doğru uzanan uzun taş merdivenler görünüyordu.

Siyah pelerinli adam önden ilerledi.

“Arkamdan gelin.”

Dört kız onu takip etti.

Merdivenlerin sonunda devasa bir yeraltı salonuna ulaştılar.

Salonun ortasında dört taş sütun bulunuyordu.

Her sütunun üzerinde bir element sembolü vardı.

Alev ateş sütununa yaklaştığında sütunun içinden bir ses duyuldu.

“Ateş, yalnızca yakmaz. Korur.”

Alev şaşkınlıkla geri çekildi.

Su kendi sütununa yaklaştı.

“Su, yalnızca akmaz. Hayat verir.”

Toprak üçüncü sütuna dokundu.

“Toprak, yalnızca taşımaz. Güç verir.”

Havva son sütuna yaklaştı.

“Hava, yalnızca esmez. Özgürlük getirir.”

Dört kız birbirlerine baktı.

Sonra salonun arka tarafındaki büyük duvar aydınlandı.

Duvarın üzerinde dört genç kadın belirdi.

İlk mirasçılar...

Alev görüntüye baktı.

“Bunlar onlar.”

Siyah pelerinli adam başını salladı.

“Evet.”

Görüntü devam etti.

Dört kadın güçlerini birlikte kullanıyordu.

Fakat aralarında başka biri vardı.

Karanlık bir adam.

Dört kadının güçlerini ele geçirmek için onlara saldırıyordu.

Savaş başlamıştı.

Görüntü bir anda sona erdi.

Su fısıldadı:

“Ne oldu onlara?”

Adam cevap verdi:

“Dört mirasçı, güçlerin karanlık kişinin eline geçmesini engellemek için kendilerini feda etti.”

Toprak şaşkınlıkla sordu:

“Peki güçleri?”

“Güçleri yok olmadı.”

Adam dört kıza baktı.

“Onlar yeniden doğdu.”

Dört kızın nefesi kesildi.

Alev yavaşça konuştu:

“Yani biz...”

“Evet.”

Adam sözünü tamamladı.

“Siz onların mirasçılarısınız.”

Tam o anda salonun diğer ucundan alkış sesi duyuldu.

Tak... tak... tak...

Dört kız hızla sesin geldiği yere döndü.

Karanlıkta biri duruyordu.

Alev'in gözleri kırmızıya döndü.

Su'nun gözleri maviye...

Toprak'ın gözleri kahverengiye...

Havva'nın gözleri griye...

Karanlıktaki kişi yavaşça öne çıktı.

“Sonunda gerçeği öğrendiniz.”

Alev dişlerini sıktı.

“Sen kimsin?”

Adam gülümsedi.

“Ben, ilk mirasçıların savaşını başlatan kişiyim.”

Salon bir anda sessizliğe gömüldü.

Su'nun yüzündeki korku arttı.

“Bu mümkün değil...”

Adam gözlerini dört kıza dikti.

“Çünkü ben de onlar gibi ölümsüzüm.”

Dört kızın yüzündeki ifade değişti.

Adam elini kaldırdı.

Salonun dört köşesindeki karanlık alevler aynı anda yükseldi.

“Ve bu kez güçlerinizi almak için beklemeyeceğim.”

Alev öne çıktı.

“Bizi almak istiyorsan önce bizi yenmen gerekecek.”

Dört kız yan yana durdu.

Güçleri aynı anda yükseldi.

Bu kez korkmuyorlardı.

Çünkü artık kim olduklarını biliyorlardı.

Ama henüz bilmedikleri bir şey vardı.

Bu savaşta yalnızca güçlerini değil, hayatlarını da ortaya koyacaklardı.