Dört kız, Toprak'ın annesinin kapıda belirmesiyle olduğu yerde kalmıştı.
Kimse konuşmuyordu.
Annesi odaya girip kızların yüzlerine baktı.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
Toprak hızlıca kutuyu arkasına sakladı.
“Hiçbir şey.”
Annesi birkaç saniye kızını inceledi.
Sonra gözleri masanın üzerindeki eski kâğıda takıldı.
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Onu nereden buldunuz?”
Dört kız şaşkınlıkla birbirlerine baktı.
Toprak kâğıdı eline aldı.
“Bu kutunun içindeydi. Neden doğduğumuz günün tarihi yazıyor?”
Kadın cevap vermedi.
Sadece derin bir nefes aldı.
“Bu kutuya bir daha dokunmayın.”
Alev hemen sordu:
“Neden?”
“Çünkü bazı şeyleri bilmemek daha güvenlidir.”
Kadın kutuyu aldı ve odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz dört kız birbirlerine baktı.
Havva fısıldadı:
“Kesinlikle bir şey biliyor.”
Su başını salladı.
“Bize söylemedi.”
Alev'in gözleri kararlıydı.
“O zaman kendimiz bulacağız.”
Aynı gece dört kız gizlice yeniden bir araya geldi.
Bu kez yanlarında siyah taş ve dört bileklik vardı.
Toprak'ın bulduğu kâğıt da masanın üzerindeydi.
Havva kâğıdın yırtık kısmını incelerken bir şey fark etti.
“Burada bir yazı daha var.”
Kâğıdı ışığa doğru tuttu.
Yırtılan bölümün altında silik harfler görünüyordu.
“Dört aile... dört güç... tek kader.”
Su'nun yüzü değişti.
“Dört aile?”
Alev hemen ayağa kalktı.
“Bizim ailelerimiz!”
Tam o anda siyah taş parlamaya başladı.
Odanın duvarına dört sembol yansıdı.
Ateş.
Su.
Toprak.
Hava.
Ardından duvarda eski bir görüntü belirdi.
Dört kadın...
Dört farklı güç...
Ve aynı yerde duran dört bebek.
Kızlar nefeslerini tuttu.
“Bu biziz...” dedi Su.
Görüntü bir anda değişti.
Bebeklerin bulunduğu odanın kapısında yaşlı bir adam duruyordu.
Elinde eski, kalın bir kitap vardı.
Adam kitabı açtı ve bir sayfaya baktı.
Sayfada aynı dört sembol bulunuyordu.
Sonra görüntü kayboldu.
Dört kız birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.
Havva yavaşça konuştu:
“Demek biri bizim doğduğumuz gece oradaydı.”
Toprak başını salladı.
“Ve o kitap hâlâ bir yerde olabilir.”
Alev siyah taşı eline aldı.
“Onu bulacağız.”
Şehrin başka bir yerinde...
Karanlık bir odada eski kitap masanın üzerinde duruyordu.
Kitabın sayfaları kendi kendine çevrildi.
Dört sembolün bulunduğu sayfada durdu.
Odanın köşesinde duran kişi kitaba yaklaştı.
Parmağını dört sembolün üzerinde gezdirdi.
“Güçleri uyanmaya başladı.”
Sonra kitabı kapattı.
“Artık onları bulma zamanı geldi.”
Karanlık odada tek bir ışık kaldı.
Kitabın üzerinde yazan kelimeler:
DÖRT ELEMENTİN MİRASI
Ve dört kızın henüz bilmediği gerçek, yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyordu.