İçeriğe geç

AİLELERİN SIRRI

Eski yapının içinde kimse konuşmuyordu.

Dört kız hâlâ biraz önce yaşananları anlamaya çalışıyordu.

Kitap gitmişti.

Maskeli kişiler kaybolmuştu.

Ve siyah pelerinli adam hâlâ karşılarında duruyordu.

Alev öfkeyle ona baktı.

“Artık bize her şeyi anlatacaksın.”

Adam sessiz kaldı.

“Yıllardır bizi izliyorsun. Güçlerimizi biliyorsun. Doğduğumuz geceyi biliyorsun. Şimdi de kitabın peşindeler.”

Alev bir adım daha attı.

“Bizim hakkımızda ne biliyorsun?”

Adam derin bir nefes aldı.

“Sandığınızdan çok daha fazlasını.”

Su araya girdi.

“Peki ailelerimiz?”

Adamın cevabı kısa oldu.

“Onlara sorun.”

Dört kız birbirlerine baktı.


O gece evlerine döndüklerinde hiçbir şey söylemediler.

Ama artık kararları kesindi.

Ertesi sabah dört aile birlikte kahvaltı yapmak için bir araya geldi.

Kızlar masanın etrafında oturuyordu.

Normalde neşeli olan sohbet, Alev'in tek bir sorusuyla sessizliğe büründü.

“Biz aynı gün ve aynı saatte neden doğduk?”

Anneler birbirlerine baktı.

Babalar da sessizleşti.

Su devam etti:

“Ve neden doğduğumuz günle ilgili eski eşyalar saklıyorsunuz?”

Toprak annesinin yüzüne baktı.

“Bize söylemediğiniz bir şey var.”

Havva'nın sesi titriyordu.

“Bizimle ilgili bir şey biliyorsunuz.”

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonunda dört babadan biri ayağa kalktı.

“Artık saklamanın anlamı yok.”

Annelerin gözleri dolmuştu.

Alev'in kalbi hızla atmaya başladı.

“Ne saklıyorsunuz?”

Adam masanın üzerine eski bir fotoğraf bıraktı.

Fotoğrafta dört aile vardı.

Ama fotoğrafın arka tarafında daha önce hiç görmedikleri dört kişi bulunuyordu.

Ve onların önünde...

Dört küçük bebek.

Su fotoğrafa yaklaştı.

“Bu... bizim doğduğumuz gece.”

Babası başını salladı.

“Evet.”

Toprak şaşkınlıkla sordu:

“Bu insanlar kim?”

Bu kez cevap veren Havva'nın annesi oldu.

“Onlar sizin ailelerinizin yıllardır sakladığı sırrın parçası.”

Alev'in gözleri büyüdü.

“Yani siz güçlerimizi biliyor muydunuz?”

Anne gözlerini yere indirdi.

“Hayır. Güçlerinizin ortaya çıkacağını bilmiyorduk.”

Bir an durdu.

“Ama doğduğunuz gece bir şey oldu.”

Dört kız nefeslerini tuttu.

“Ne oldu?”

Kadın devam etti:

“Doğduğunuz anda gökyüzünde dört farklı ışık belirdi. Ardından kapımızın önünde bu fotoğraf ve bir mektup bulundu.”

Su hemen sordu:

“Mektup nerede?”

Babası cevap vermeden odadan çıktı.

Birkaç dakika sonra elinde eski, yıpranmış bir zarfla geri döndü.

Zarfı masaya bıraktı.

Üzerinde yalnızca dört isim yazıyordu:

Alev.
Su.
Toprak.
Havva.

Alev zarfı açtı.

İçinden tek bir sayfa çıktı.

Kâğıtta şu sözler yazıyordu:

“Onları koruyun. Güçleri uyandığında gerçek peşlerinden gelecektir.”

Dört kız birbirlerine baktı.

Havva'nın gözleri doldu.

“Bizi neden uyarmadınız?”

Annesi kızına sarıldı.

“Çünkü sizi kaybetmekten korktuk.”

Tam o anda evin bütün ışıkları söndü.

Dışarıdan şiddetli bir rüzgâr sesi geldi.

Camlar titremeye başladı.

Alev'in elleri ısındı.

Su'nun yanındaki bardaktaki su yükseldi.

Toprak'ın ayaklarının altında zemin hafifçe hareket etti.

Havva'nın saçları savrulmaya başladı.

Dört kız aynı anda birbirlerine baktı.

Ve kapının dışından tanıdık bir ses duyuldu:

“Artık saklanmanıza gerek yok.”

Siyah pelerinli adam kapının önünde duruyordu.

Fakat bu kez yalnız değildi.

Arkasında maskeli insanlar vardı.

Adam yavaşça konuştu:

“Çünkü sizi buldular.”

Dört kız güçlerini kullanmaya hazırlanırken aileleri onların önüne geçti.

Artık sır yalnızca dört kızın sırrı değildi.

Dört aile de bu savaşın içine çekilmişti.