İçeriğe geç

SABAHIN KÖRÜNDE GELEN TELEFON

Perşembe sabahı saat 07.15...

Aybüke'nin telefonu ısrarla çalıyordu.

Yorganın altından elini çıkarıp telefonu aldı.

Ekranda Nuray yazıyordu.

Aybüke uykulu bir sesle açtı.

— Ne oldu Nuray?

Karşıdan oldukça neşeli bir ses geldi.

— Günaydın!

Aybüke gözlerini açtı.

— Sabahın köründe neden bu kadar neşelisin?

— Bilmem. İçimden geldi.

— Saat yedi.

— Eee?

— Normal insanlar bu saatte uyuyor.

Nuray birkaç saniye sustu.

— Ben de normal değilim zaten.

Aybüke istemsizce güldü.

— Belli.

— Neyse, bugün akşam ne yapıyoruz?

— Hiçbir şey.

— Nasıl yani?

— Eve gidip yatacağım.

— Olmaz.

— Niye?

— Çünkü ben sıkılıyorum.

Aybüke yorganı üstüne çekti.

— Senin sıkılman benim sorunum değil.

Nuray:

— Aybüke!

— Ne?

— Sana küserim.

Aybüke derin bir nefes aldı.

— Tamam. Akşam konuşuruz.

— Tamam.

Telefon kapandı.

Aybüke telefonu yatağın yanına bıraktı.

Tam gözlerini kapatacaktı ki telefon tekrar çaldı.

Bu kez Muzaffer.

Aybüke telefonu açtı.

— Sen de mi?

Muzaffer:

— Günaydın.

— Günaydın.

— Uyandırdım mı?

— Hayır, ben zaten ayaktaydım.

Muzaffer birkaç saniye sustu.

— Sesin uykulu geliyor.

— Çünkü uykuluyum.

Muzaffer güldü.

— İşe geliyor musun?

— Mecburum.

— Ben şirketteyim.

Aybüke şaşkınlıkla saate baktı.

— Sen bu saatte ne yapıyorsun?

— Seni bekliyorum.

Aybüke gözlerini devirdi.

— Yine başladın.

— Ne yapayım?

— İşine bak.

— Sen gelince bakarım.

Aybüke telefonu kapatırken gülümsedi.

— Bu çocuk gerçekten fırsatçı...


Kuyumcu şirketinde sabah oldukça yoğun başlamıştı.

Aybüke işinin başına geçtiğinde Muzaffer hemen yanına geldi.

— Kahve?

Aybüke ona baktı.

— Daha dün konuştuk bunu.

— Ne konuştuk?

— Her gün kahve getirme.

— Ben öyle bir şey hatırlamıyorum.

— Çünkü sen işine geleni hatırlıyorsun.

Muzaffer gülümsedi.

— O da doğru.

Aybüke kahveyi aldı.

— Teşekkür ederim.

Muzaffer:

— Rica ederim.

Tam uzaklaşacakken Aybüke seslendi.

— Muzaffer.

— Efendim?

— Bugün niye bu kadar erken geldin?

Muzaffer hiç düşünmeden cevap verdi.

— Sen erken gelirsin diye.

Aybüke birkaç saniye ona baktı.

— Beni takip mi ediyorsun?

— Yok.

— Emin misin?

— Tesadüf.

Aybüke gülerek başını salladı.

— Senin tesadüflerin fazla arttı.


Öte yandan Aydilge iş yerinde öğle yemeği için ne yiyeceğine karar vermeye çalışıyordu.

Önünde iki seçenek vardı.

Salata.

Hamburger.

Telefonunu çıkarıp gruba yazdı.

Aydilge:

"Kızlar acil yardım."

Nuray:

"Ne oldu?"

Aydilge:

"Salata mı hamburger mi?"

Aybüke:

"Salata."

Ayben:

"Salata."

Ali:

"Hamburger."

Aydilge:

"Ali sen karışma."

Ali:

"Ben halkın sesiyim."

Nuray:

"Hamburger ye."

Aydilge:

"Siz beni neden zayıflatmaya çalışmıyorsunuz?"

Aybüke:

"Çünkü iki haftaya yine bozuyorsun."

Aydilge:

"Bu arkadaşlık değil."

Ali:

"Bu gerçekler."

Aydilge telefonu kapattı.

Garsona baktı.

— Hamburger alabilir miyim?


Akşamüstü herkesin işi bitmeye yaklaşırken Nuray tekrar gruba yazdı.

Nuray:

"Akşam buluşuyoruz."

Aybüke:

"Nerede?"

Nuray:

"Bilmiyorum."

Ali:

"Plan mükemmel."

Ayben:

"Sen ne istiyorsun Nuray?"

Nuray:

"Sadece birlikte olalım."

Bu kez kimse itiraz etmedi.

Çünkü Efsane Ekibi'nin en sevdiği şey buydu.

Nereye gittiklerinin çok önemi yoktu.

Bir arada oldukları sürece mutlaka eğlenecek bir şey bulurlardı.


Akşam mahalledeki bir kafede buluştular.

Ali masaya oturur oturmaz:

— Herkes burada mı?

Ayben:

— Evet.

Ali etrafa baktı.

— O zaman kesin bir şey olacak.

Aydilge:

— Sen niye her buluşmada bunu söylüyorsun?

Ali:

— Çünkü bizim ekipte normal bir gün yok.

Nuray:

— Haklı.

Aybüke:

— İlk defa bir konuda anlaştınız.

Nuray:

— Ben Ali'yi desteklemiyorum.

Ali:

— Bir dakika önce destekledin.

Nuray:

— Vazgeçtim.

Ali:

— Beş dakika bile sürmedi.

Nuray:

— Benim kararlarım hızlı değişir.

Herkes gülmeye başladı.


Bir süre sonra konu Aybüke ile Muzaffer'e geldi.

Aydilge:

— Siz ne zaman sevgili olacaksınız?

Aybüke'nin elindeki bardak havada kaldı.

— Ne?

Aydilge:

— Ne zaman sevgili olacaksınız diyorum.

Muzaffer sessizce Aybüke'ye baktı.

Aybüke:

— Biz sevgili değiliz.

Ali:

— Henüz.

Muzaffer gülümseyerek:

— Henüz.

Aybüke ona döndü.

— Sen de mi başladın?

Muzaffer:

— Ben bir şey demedim.

Nuray:

— Yüzün söyledi.

Aybüke:

— Hepiniz çok konuşuyorsunuz.

Ayben gülerek:

— Ama haksız da değiliz.

Aybüke cevap vermedi.

Muzaffer ise sessizce gülümsedi.

Çünkü onun için mesele artık şaka değildi.

Aybüke'den gerçekten hoşlanıyordu.

Ve bunu saklamak giderek zorlaşıyordu.

O akşam herkes dağılırken Muzaffer, Aybüke'ye eşlik etmek istedi.

— Seni eve bırakayım.

Aybüke:

— Gerek yok.

— Geç oldu.

— Ben giderim.

Muzaffer:

— Biliyorum.

Bir an sustu.

— Ama yine de bırakmak istiyorum.

Aybüke ona baktı.

Bu kez itiraz etmedi.

— Tamam.

Birlikte yürümeye başladılar.

Sokak lambalarının altında yan yana ilerlerken ikisi de sessizdi.

Sonunda Muzaffer konuştu.

— Aybüke...

— Efendim?

— Sana bir şey söyleyeceğim.

Aybüke ona döndü.

— Söyle.

Muzaffer derin bir nefes aldı.

— Ben senin yanında olmayı gerçekten seviyorum.

Aybüke birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— Ben de senin yanında olmaktan rahatsız değilim.

Muzaffer:

— Bu senin dilinde iyi bir şey mi?

Aybüke:

— Fazlasıyla.

İkisi de güldü.

Ama ikisi de biliyordu.

Bu artık sadece arkadaşlık değildi.

Aralarında bir şeyler gerçekten başlamıştı.