Pazartesi sabahları herkes için zordu.
Ama Efsane Ekibi için pazartesi demek sadece işe gitmek değildi.
Yeni bir macera, yeni bir kavga, yeni bir trip ve büyük ihtimalle akşamına kadar çözülecek bir sürü saçmalık demekti.
Tozkoparan Mahallesi'nin sokaklarından birinde Aybüke, elinde kahvesiyle hızlı adımlarla yürüyordu.
Kısa kıvırcık siyah saçları her zamanki gibi dağınıktı. Üzerinde siyah kıyafetleri, kollarında ve omzunda dövmeleri vardı.
Suratından ise tek bir şey okunuyordu:
"Bugün kimse benimle uğraşmasın."
Tam telefonu çaldı.
Arayan Aydilge'ydi.
Aybüke telefonu açtı.
— Ne var?
Karşı taraftan Aydilge'nin sesi geldi.
— Kız uyanabildin mi?
— Aydilge... Saat yedi buçuk.
— Eee?
— Eee'si ne?
— Ben daha yeni uyandım.
Aybüke gözlerini kapattı.
— Sen işe gitmiyor musun?
— Gidiyorum da... Önce kahvaltı yapmam lazım.
— Sen geçen hafta diyette değil miydin?
Bir sessizlik oldu.
— Diyetteyim.
— Ne yiyeceksin?
— Poğaça.
Aybüke kahkahayı bastı.
— İki hafta dayanmışsın yine.
— Sus Aybüke! Midem aç!
— Miden aç değil, gözün aç.
— Çok komiksin gerçekten.
— Biliyorum.
Telefon kapandı.
Aybüke başını sallayıp yoluna devam etti.
Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi.
Muzaffer:
"Günaydın. Şirkete geldin mi?"
Aybüke mesajı okuyup kaşlarını kaldırdı.
— Daha yoldayım.
Cevap hemen geldi.
Muzaffer:
"Ben geldim. Seni bekliyorum."
Aybüke kendi kendine söylendi.
— Bu çocuk niye beni bekliyor ya?
Ama istemsizce yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
Kuyumcu şirketinde ise Muzaffer çoktan yerini almıştı.
Subay saçları, kirli sakalı ve şapkasıyla her zamanki tarzındaydı. Sessiz sakin görünüyordu.
Ama aklında tek bir şey vardı:
Aybüke.
Aybüke şirkete girer girmez Muzaffer onu gördü.
— Günaydın.
Aybüke çantasını masaya bıraktı.
— Günaydın.
Muzaffer birkaç saniye onu izledi.
— Kahve aldın mı?
— Aldım.
— Ben alayım sana bir tane daha.
Aybüke döndü.
— Benim elimde kahve var zaten.
Muzaffer kahveye baktı.
— O bitmiştir.
— Daha iki yudum içtim.
— Olsun, yedek olsun.
Aybüke gözlerini devirdi.
— Sen bugün fazla konuşuyorsun.
Muzaffer hafifçe gülümsedi.
— Sen geldin ya.
Aybüke bir an sustu.
— İşine bak Muzaffer.
Muzaffer yerine dönerken kendi kendine gülümsedi.
Fırsatçıydı.
Ama Aybüke'ye karşı fırsat kollamak konusunda üzerine yoktu.
Öte yandan Aydilge işe gitmeden önce aynanın karşısında duruyordu.
Kısa elbisesini giydi.
Aynaya baktı.
Sonra karnına baktı.
— Yine kilo almışım!
Bir süre aynaya baktı.
— Bugün kesin diyete başlıyorum.
Mutfaktan poğaçayı aldı.
Bir ısırık aldı.
Durdu.
— Bu son.
İkinci ısırığı aldı.
— Gerçekten son.
Üçüncü ısırık...
— Pazartesi diyeti başlatmak zaten mantıksız.
Poğaçayı bitirdi.
Telefonunu aldı ve ekibin grubuna yazdı.
Aydilge:
"Akşam canlı müziğe gidelim mi?"
Nuray anında cevap verdi.
Nuray:
*"Gidelimmmm!" ❤️
Ayben:
"Ben varım."
Ali:
"Ben gelirim ama bu sefer hesabı bana kitlemeyin."
Nuray:
"Geçen sefer de aynısını dedin."
Ali:
"Çünkü geçen sefer de bana kitlediniz."
Aydilge:
"Aybüke?"
Bir süre cevap gelmedi.
Sonra:
Aybüke:
"Çalışıyorum."
Aydilge:
"Akşam çalışmıyorsun."
Aybüke:
"Yorgunum."
Nuray:
"Trip yapma Aybüke."
Aybüke:
"Ben trip yapmam."
Ali:
"Sen direkt savaş açıyorsun."
Gruba bir anda kahkaha emojileri yağdı.
Aybüke telefonu kapattı.
— Salaklar...
Ama o da gülüyordu.
Öğle saatlerinde ekip yavaş yavaş hareketlenmeye başladı.
Nuray markette kasanın başındaydı.
Bir müşterinin poşetini uzatırken telefonu titredi.
Aybüke yazmıştı.
Aybüke:
"Akşam geliyorsun değil mi?"
Nuray mesajı görünce gülümsedi.
— Tabii geliyorum.
Tam o sırada başka bir müşteri geldi.
— Kızım şu suyun fiyatı ne kadar?
Nuray arkasını döndü.
— Bir dakika abi.
Sonra Aybüke'ye tekrar yazdı.
Nuray:
"Geliyorum ama kimse beni sinirlendirmesin."
Aybüke:
"Sen zaten kendi kendine sinirleniyorsun."
Nuray:
"Trip atarım bak."
Aybüke:
"At."
Nuray telefonu masaya bıraktı.
— Sinir oldum şimdi.
Beş dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi müşteriye dönüp gülümsedi.
— Abi başka bir şey var mıydı?
Akşam olduğunda Efsane Ekibi yavaş yavaş buluşmaya başladı.
İlk gelen Ali'ydi.
Salaş kıyafetleri, toplu sarı saçları ve kolundaki dövmesiyle her zamanki gibi rahat görünüyordu.
Ardından Ayben geldi.
Kızıl saçları ve enerjik haliyle Ali'ye baktı.
— Nerede bunlar?
Ali:
— Daha kimse gelmedi.
Ayben:
— Eee biz niye erken geldik?
Ali:
— Ben de onu düşünüyorum.
Derken uzaktan Aydilge göründü.
— Kızlaaaar!
Nuray hemen arkasından koşarak geldi.
— Bekleyin beni!
En son Aybüke ve Muzaffer göründü.
Nuray ikisine baktı.
Sonra Aydilge'ye eğilip fısıldadı:
— Bunlar yine beraber gelmiş.
Aydilge:
— Şaşırdık mı?
Ali araya girdi.
— Ben şaşırmadım.
Aybüke onları duydu.
— Ne konuşuyorsunuz siz?
Ali sırıttı.
— Hiç. Sizi konuşuyorduk.
Aybüke:
— Ben de sizi konuşuyorum şimdi.
Ali:
— Eyvah.
Herkes gülmeye başladı.
O gece daha hiçbir şeyin farkında değillerdi.
Ama o pazartesi akşamı, Efsane Ekibi'nin hayatında yeni bir dönemin başlangıcıydı.
Çünkü onların dostluğu sadece eğlenceden ibaret olmayacaktı.
Aşk olacaktı.
Kavgalar olacaktı.
Tripler olacaktı.
Sırlar olacaktı.
Ve bol bol...
kahkaha olacaktı.
Efsane Ekibi'nin hikâyesi daha yeni başlıyordu.