Telefon ekranında yazan son cümle Aybüke’nin gözlerinin önünde dönüp duruyordu.
“Muzaffer’e de sor.”
Aybüke birkaç saniye telefonu elinde tuttu.
Sonra derin bir nefes aldı.
— Muzaffer…
Yanında oturan Aydilge hemen başını kaldırdı.
— Ne oldu?
Aybüke telefonu ona uzattı.
Aydilge mesajı okuyunca kaşlarını kaldırdı.
— Hah!
Nuray merakla yaklaştı.
— Ne “hah”?
Aydilge telefonu Nuray’a verdi.
Nuray mesajı okuyunca yüzü bir anda ciddileşti.
— Oha…
Ali koltuğun arkasından seslendi.
— Ne oha?
Nuray telefonu ona uzattı.
Ali mesajı okudu.
— Vay arkadaş… Artık damadı da sorguya alıyoruz.
Aybüke gözlerini devirdi.
— Ali, ciddi bir şey konuşuyoruz.
— Ben de ciddiyim. Muzaffer sorguya alınacaksa ben savcı olayım.
Nuray hemen atıldı:
— Ben sorgu memuru olurum.
Aydilge elini kaldırdı.
— Ben de yemek molasından sorumluyum.
Aybüke onlara baktı.
— Siz gerçekten normal değilsiniz.
Ali gülümsedi.
— Biz Efsane Ekibi’yiz. Normal olsak zaten ekip olmazdık.
Aybüke tekrar telefonuna baktı.
— Ama gerçekten… Muzaffer’e ne soracağımı bilmiyorum.
Nuray:
— “Emre hakkında ne biliyorsun?” diye sor.
— Ya bir şey bilmiyorsa?
Ali:
— O zaman “Neden bilmiyorsun?” dersin.
Aybüke:
— Ali!
— Tamam tamam. Susuyorum.
Aybüke telefonu kapattı.
— Ben bunu mesajla sormayacağım.
Aydilge şaşırdı.
— Neden?
— Yüzüne karşı soracağım.
Ertesi Sabah
Kuyumcu imalatında her zamanki yoğunluk vardı.
Aybüke işinin başındaydı ama aklı sürekli aynı yerdeydi.
Muzaffer birkaç metre ötede çalışıyordu.
Arada Aybüke’ye bakıyor, sonra onun baktığını fark edince hemen önüne dönüyordu.
Aybüke dayanamadı.
— Muzaffer.
— Efendim sevgilim?
Aybüke etrafına baktı.
— Müsait olduğunda seninle konuşmam lazım.
Muzaffer’in yüzü bir anda değişti.
— Bir şey mi oldu?
— Akşam konuşuruz.
— Şimdi konuşamaz mıyız?
— Hayır.
Muzaffer’in kafasında bin tane düşünce oluşmuştu.
“Acaba kızdı mı?”
“Bir şey mi öğrendi?”
“Emre’yle mi ilgili?”
Bir süre sonra Emre yanlarından geçti.
— Günaydın.
Aybüke:
— Günaydın.
Muzaffer sadece başıyla selam verdi.
Emre uzaklaşınca Muzaffer Aybüke’ye döndü.
— Emre’yle mi ilgili?
Aybüke şaşırdı.
— Nereden anladın?
Muzaffer omuz silkti.
— Yüzünden.
Aybüke bir süre sustu.
— Akşam anlatacağım.
Muzaffer başını salladı.
— Tamam.
Ama o andan sonra Muzaffer’in bütün gün gözü saati takip etti.
Akşam
Aybüke ve Muzaffer iş çıkışı biraz ilerideki sakin bir kafeye oturdular.
Muzaffer karşısına geçti.
— Söyle bakalım.
Aybüke telefonunu çıkardı.
— Önce şunlara bak.
Mesajları tek tek gösterdi.
Muzaffer'in yüzündeki ifade değişti.
Özellikle son mesajı görünce sustu.
— “Muzaffer’e de sor.”
Aybüke başını salladı.
— Evet.
— Bunu sana kim gönderiyor?
— Bilmiyorum.
Muzaffer telefonu masaya bıraktı.
— Aybüke…
— Efendim?
— Emre konusunda sana daha önce söylemediğim bir şey var.
Aybüke'nin kalbi hızlandı.
— Ne?
Muzaffer derin bir nefes aldı.
— Emre'nin eski iş yerindeki olaydan önce… Ben onunla konuşmuştum.
Aybüke şaşkınlıkla baktı.
— Ne zaman?
— Yaklaşık birkaç ay önce.
— Neden?
Muzaffer bir süre sustu.
— Çünkü o olay olduğunda Emre beni aramıştı.
Aybüke'nin gözleri büyüdü.
— Bana bunu neden söylemedin?
— Çünkü olayın kapandığını düşündüm.
— Ama kapanmamış olabilir.
Muzaffer başını öne eğdi.
— Biliyorum.
Aybüke sessizce sordu:
— Emre sana ne söyledi?
Muzaffer tam cevap verecekken telefonuna bir bildirim geldi.
İkisi de aynı anda telefona baktı.
Mesaj…
Bilinmeyen numara.
Muzaffer telefonu açtı.
Mesajda tek cümle vardı:
“Geç kaldınız.”
Aybüke'nin yüzü bembeyaz oldu.
— Bu…
Muzaffer hemen ayağa kalktı.
— Biri bizi izliyor olabilir.
Aybüke de ayağa kalktı.
— Muzaffer, bana her şeyi anlat.
Muzaffer cevap vermedi.
— Muzaffer!
— Anlatacağım.
— Ne zaman?
Muzaffer gözlerini Aybüke’ye dikti.
— Emre buraya gelmeden önce.
Aybüke şaşkınlıkla baktı.
— Buraya mı?
Muzaffer başını salladı.
— Evet.
Tam o sırada kafenin kapısı açıldı.
İkisi de kapıya baktı.
İçeri giren kişi…
Emre’ydi.
Emre onları görünce olduğu yerde durdu.
Muzaffer’in yüzü sertleşti.
Aybüke ise ne yapacağını bilemeden ikisine baktı.
Emre yavaşça yanlarına geldi.
— Sizinle konuşmam gerekiyor.
Muzaffer:
— Bizim de seninle konuşmamız gerekiyor.
Emre'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Demek mesaj size de geldi.
Aybüke dondu.
— “Size de” mi?
Emre sustu.
Muzaffer ayağa kalktı.
— Emre… Sana da mesaj mı geldi?
Emre cebinden telefonunu çıkardı.
Ekranı açtı.
Ve telefonu masanın üzerine bıraktı.
Aybüke mesajı görünce nefesi kesildi.
Aynı numara.
Aynı kişi.
Ama bu kez mesaj çok daha korkutucuydu:
“Üçünüzün de bilmediği bir şey var.”
Aybüke, Muzaffer ve Emre birbirlerine baktılar.
Ve ilk kez…
Üçünün de aynı korkuyu yaşadığı belliydi.
Bu iş artık sadece Emre meselesi değildi.