Kafenin masasında üç telefon yan yana duruyordu.
Üçünde de aynı numara vardı.
Üçünde de aynı mesaj…
“Üçünüzün de bilmediği bir şey var.”
Aybüke telefon ekranından gözlerini ayırmadan sordu:
— Emre… Sen bu numarayı tanıyor musun?
Emre başını iki yana salladı.
— Hayır.
Muzaffer:
— Emin misin?
Emre ona baktı.
— Eminim.
Muzaffer sandalyesine yaslandı.
— O zaman baştan anlat.
Emre derin bir nefes aldı.
— Eski iş yerimdeki olaydan sonra biri sürekli beni suçlamaya çalıştı.
Aybüke:
— Kim?
— Bilmiyorum.
— Nasıl bilmiyorsun?
— Çünkü hiçbir zaman yüzünü görmedim.
Muzaffer kaşlarını çattı.
— Peki beni neden aradın?
Emre birkaç saniye sustu.
— Çünkü senin bu işte yardımcı olabileceğini düşündüm.
Muzaffer şaşırdı.
— Ben mi?
— Evet.
Aybüke ikisine baktı.
— Bir dakika… Siz birbirinizi çocukluktan tanıyorsunuz. Sonra yıllar geçiyor. Emre eski iş yerinde bir sorun yaşıyor. Sonra seni arıyor. Şimdi de ikinize aynı numaradan mesaj geliyor.
Muzaffer:
— Evet.
Aybüke:
— Ve siz bana bunların hiçbirini söylemiyorsunuz.
İki adam da sustu.
Aybüke kollarını bağladı.
— Harika.
Emre:
— Haklısın.
Muzaffer:
— Ben de söyleyecektim.
Aybüke:
— Ne zaman? Torunlarımız olduğunda mı?
Muzaffer hafifçe gülümsedi.
— O kadar da geç değil.
Aybüke gözlerini kıstı.
— Şu an şaka yapma.
— Tamam sevgilim.
Emre istemsizce güldü.
Aybüke ona döndü.
— Sen de gülme.
— Özür dilerim.
Efsane Ekibi Toplanıyor
O gece herkes Ali’nin evindeydi.
Ali masanın üzerine kocaman bir kâğıt koymuştu.
Ortaya da kalemler dizmişti.
Nuray şaşkınlıkla baktı.
— Bu ne?
Ali ciddi bir ifadeyle:
— Olay yeri inceleme.
Aydilge:
— Senin olay yeri incelemen neden çay ve kurabiyeyle başlıyor?
Ali:
— Beyin çalışması için.
Aydilge kurabiyeyi eline aldı.
— O zaman benim beynim çok çalışacak.
Nuray:
— Sen zaten diyette değil miydin?
Aydilge kurabiyeyi ağzına götürürken durdu.
— Bugün son gün.
Nuray:
— Sen bunu üç haftadır söylüyorsun.
— Çünkü diyetin son günü uzayabiliyor.
Ali kahkaha attı.
Aybüke telefonunu masaya koydu.
— Konuya dönelim.
Herkes sustu.
Aybüke olanları anlattı.
Nuray'ın yüzü ciddileşti.
— Yani birisi hem Emre'yi hem Muzaffer'i tanıyor olabilir.
Ali:
— Ya da ikisinin geçmişini bilen biri.
Aydilge:
— Peki neden Aybüke'ye mesaj atıyor?
Herkes sustu.
Aybüke:
— Bence beni kullanıyor.
Muzaffer hemen:
— Seni neden kullansın?
— Çünkü sana ulaşmak için beni kullanabilir.
Muzaffer'in yüzü değişti.
— Yani bana ulaşmak istiyor.
Ali kalemi eline aldı.
— İşte şimdi olay biraz daha ilginç oldu.
Nuray:
— Bir şey fark ettiniz mi?
Herkes Nuray'a döndü.
— Ne?
Nuray telefonunu çıkardı.
— Mesajların saatlerine baktınız mı?
Aybüke:
— Hayır.
Nuray ekranı gösterdi.
— İlk mesaj saat 19.12.
— İkinci?
— 19.26.
— Üçüncü?
Nuray:
— 19.41.
Ali:
— Eee?
Nuray:
— Hepsi tam on beş dakika arayla.
Odadaki herkes birbirine baktı.
Aydilge:
— Bu normal değil.
Ali:
— Kesinlikle değil.
Muzaffer:
— Peki bunun anlamı ne?
Nuray omuz silkti.
— Bilmiyorum. Ama biri bizi takip ediyor olabilir.
Aybüke ürperdi.
Muzaffer hemen onun elini tuttu.
— Bundan sonra yalnız dolaşmayacaksın.
Aybüke:
— Bana emir verme.
— Emir değil. Rica.
Aybüke onun eline baktı.
— Korkuyorsun.
Muzaffer sessiz kaldı.
— Evet.
Aybüke hafifçe gülümsedi.
— Ben de.
Muzaffer elini daha sıkı tuttu.
Ertesi Gün
Sabah kuyumcuda işler her zamanki gibi devam ediyordu.
Ama Aybüke'nin aklı hâlâ gece yaşananlardaydı.
Muzaffer yanına geldi.
— Günaydın.
— Günaydın.
— İyi misin?
— İyiyim.
Muzaffer dikkatlice ona baktı.
— Emin misin?
— Evet.
Tam o sırada Emre yanlarına geldi.
— Muzaffer, seninle konuşabilir miyim?
Muzaffer başını kaldırdı.
— Tabii.
İkisi biraz uzaklaştı.
Aybüke uzaktan onları izliyordu.
Emre cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
— Bunu buldum.
Muzaffer fotoğrafı aldı.
Bir süre baktı.
Sonra yüzü değişti.
— Bu nereden çıktı?
— Eski eşyalarımın arasından.
Fotoğrafta iki küçük çocuk vardı.
Biri Muzaffer'di.
Diğeri Emre.
Ama fotoğrafın arka tarafında üçüncü bir kişi daha görünüyordu.
Muzaffer fotoğrafı ters çevirdi.
Arkasında el yazısıyla bir tarih vardı.
2008.
Ve altında tek bir cümle:
“Bir gün hepiniz gerçeği öğreneceksiniz.”
Muzaffer'in yüzü bembeyaz oldu.
Emre:
— Sen bunu hatırlıyor musun?
Muzaffer uzun süre cevap vermedi.
Sonra yavaşça konuştu:
— Hayır.
Emre:
— Emin misin?
Muzaffer fotoğraftaki üçüncü kişiye tekrar baktı.
— Ama bu kişiyi tanıyorum.
Emre'nin gözleri büyüdü.
— Kim?
Muzaffer cevap vermeden önce Aybüke yanlarına geldi.
— Ne oldu?
Muzaffer fotoğrafı ona uzattı.
Aybüke fotoğrafa baktı.
— Bu kim?
Muzaffer:
— Babamın eski ortağı.
Aybüke şaşırdı.
— Nerede şimdi?
Muzaffer gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
— Yıllardır kimse nerede olduğunu bilmiyor.
Tam o anda Aybüke'nin telefonu titredi.
Yeni mesaj.
Aybüke'nin eli titreyerek ekranı açtı.
Mesajda bu kez sadece bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtı.
Ve üçü de donup kaldı.
Fotoğrafta…
Muzaffer'in babası, Emre'nin babası ve fotoğraftaki gizemli adam birlikte duruyordu.
Fotoğrafın altında ise şu yazıyordu:
“Sandığınızdan çok daha eski bir hikâye.”
Aybüke yavaşça başını kaldırdı.
— Muzaffer…
Muzaffer cevap vermedi.
Çünkü artık onun da anladığı bir şey vardı.
Bu gizem Emre'nin eski iş yerinden başlamamıştı.
Çok daha öncesine dayanıyordu.
Ve belki de…
Aybüke'nin bu hikâyeye dahil olması tesadüf değildi.