Cuma sabahı Aybüke gözlerini açar açmaz telefonuna baktı.
Gece gelen mesaj hâlâ ekrandaydı.
Emre:
“Yarın seninle konuşmam lazım.”
Aybüke kaşlarını çattı.
— Ne konuşacak acaba?
Mesajın altında başka hiçbir şey yoktu.
Aybüke birkaç saniye düşündü.
Sonra cevap yazdı.
Aybüke:
“Tamam. İşte konuşuruz.”
Telefonu bıraktı.
Ama içindeki merak gitmedi.
Muzaffer'in Fark Ettiği Bir Şey Var
Aybüke işe geldiğinde Muzaffer onu kapıda karşıladı.
— Günaydın sevgilim.
— Günaydın.
Muzaffer yüzüne baktı.
— Bir şey olmuş.
— Yok.
— Var.
— Nereden anladın?
— Suratından.
Aybüke iç çekti.
— Emre mesaj attı.
Muzaffer'in yüzü anında değişti.
— Ne yazdı?
— “Seninle konuşmam lazım” dedi.
— Ne konuşacakmış?
— Bilmiyorum.
Muzaffer birkaç saniye sustu.
— Ben de yanında olayım.
Aybüke güldü.
— Sen niye yanında oluyorsun?
— Güvenlik.
— Sen güvenlik görevlisi misin?
— Sevgiliyim.
Aybüke başını salladı.
— Kıskançlık yine başladı.
— Başlamadı.
— Başladı.
— Biraz.
Aybüke onun koluna dokundu.
— Rahat ol.
Muzaffer gülümsedi.
— Tamam.
Ama içinden:
“Ben yine de gözümü üzerinden ayırmam.”
diye geçiriyordu.
Efsane Ekibi Devrede
Öğle arasında Aybüke olanları gruba yazdı.
EFSANE EKİBİ 🔥
Aybüke:
“Emre bugün benimle konuşacakmış.”
Ali:
“Ne konuşacak?”
Aybüke:
“Bilmiyorum.”
Aydilge:
“BENCE SANA AÇILACAK.”
Nuray:
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Ayben:
“Belki işle ilgilidir.”
Ali:
“İş olsa ‘seninle konuşmam lazım’ diye gizem yapmaz.”
Aydilge:
“Kesin bir şey var.”
Muzaffer:
“Ben de orada olacağım.”
Aybüke:
Aybüke:
“OLMAYACAKSIN.”
Muzaffer:
“Tamam.”
Ali:
Ali:
“😂😂😂”
Nuray:
Nuray:
“Muzaffer'in ‘tamam’ı hiç güven vermiyor.”
Konuşma Vakti
Öğleden sonra Emre, Aybüke'nin yanına geldi.
— Müsait misin?
Aybüke başını kaldırdı.
— Evet.
Emre biraz çekingen görünüyordu.
— Sana bir şey söylemem lazım.
Aybüke:
— Dinliyorum.
Emre derin bir nefes aldı.
— Öncelikle yanlış anlaşılmasını istemiyorum.
Aybüke'nin kaşları kalktı.
— Neyi?
— Dün seni Instagram'dan takip ettim ya…
— Evet.
— Aslında sebebi sen değilsin.
Aybüke şaşırdı.
— Nasıl yani?
Emre cebinden telefonunu çıkardı.
— Senin sevgilin Muzaffer'i tanıyorum.
Aybüke dondu.
— Ne?
Emre devam etti:
— Daha doğrusu ailesini tanıyorum.
Aybüke'nin yüzündeki şaşkınlık iyice arttı.
— Nasıl?
— Benim babam, Muzaffer'in amcasıyla yıllardır arkadaş.
Aybüke:
— Muzaffer bunu biliyor mu?
— Hayır. Çünkü ben de dün öğrendim.
Aybüke birkaç saniye sessiz kaldı.
— Peki benimle neden konuşmak istedin?
Emre gülümsedi.
— Çünkü dün seni takip edince yanlış anlaşılacağını düşündüm.
— Muzaffer zaten kıskandı.
Emre güldü.
— Tahmin ettim.
Aybüke de gülmeye başladı.
— İyi ki söyledin.
Ama Muzaffer Her Şeyi Yanlış Anladı
O sırada Muzaffer uzaktan onları görmüştü.
Emre ve Aybüke konuşuyordu.
Üstelik ikisi de gülüyordu.
Muzaffer'in yüzü düştü.
— Yine ne konuşuyorlar?
Yanındaki çalışma arkadaşı:
— Bilmiyorum.
Muzaffer:
— Ben gidiyorum.
Tam yanlarına yaklaşacakken Aybüke onu gördü.
— Muzaffer!
Muzaffer durdu.
Aybüke:
— Gel.
Muzaffer yanlarına geldi.
— Ne oldu?
Aybüke gülerek:
— Emre'nin sana bir şey söylemesi gerekiyor.
Muzaffer şaşırdı.
— Bana mı?
Emre başını salladı.
— Evet.
Büyük Tesadüf
Emre:
— Muzaffer, benim babam senin amcanı tanıyor.
Muzaffer birkaç saniye düşündü.
— Emre…
— Evet.
Muzaffer'in gözleri büyüdü.
— Sen… bizim eski komşunun oğlu musun?
Emre gülümsedi.
— Aynen.
Muzaffer kahkahayı bastı.
— Oğlum seni tanıyamadım!
Aybüke şaşkın şaşkın ikisine baktı.
— Siz gerçekten tanışıyor musunuz?
Muzaffer:
— Çocukken görmüşlüğüm var.
Emre:
— Ben de onu yıllardır görmemiştim.
Aybüke derin bir nefes aldı.
— Ben boşuna gerilmişim.
Muzaffer ona baktı.
— Ben de.
Aybüke:
— Sen daha çok gerildin.
Muzaffer:
— Biraz.
Emre gülerek:
— Ben zaten dün takip isteğini sana değil, eski tanıdıklar üzerinden göndermiştim. Yanlış anlaşılmasın diye bugün açıklamak istedim.
Aybüke:
— Tamam. Sorun yok.
Muzaffer Emre'nin omzuna dokundu.
— Hoş geldin kardeşim.
Aybüke Muzaffer'e baktı.
— Az önce kardeşim diyordun, kıskanıyordun.
Muzaffer:
— O farklı.
Aybüke:
— Neydi farklı olan?
Muzaffer:
— İlk görüşte güven vermedin.
Emre:
— Sen de bana pek güven vermedin zaten.
Üçü birden gülmeye başladı.
Akşam Ekipte Büyük Dalga
Akşam herkes bir araya geldiğinde Aybüke olayı anlattı.
Ali kahkahayı bastı.
— Yani Muzaffer boşuna kıskanmış!
Nuray:
— Ben demiştim bir şey vardır diye.
Aydilge:
— Ben Emre kesin Aybüke'ye açılacak dedim.
Ayben:
— Hepimiz yanlış anlamışız.
Muzaffer:
— Ben en çok yanlış anlayanmışım.
Ali:
— O konuda şaşırmadık.
Muzaffer:
— Sen sus Ali.
Ali:
— Tamam damat.
— ALİ!
Herkes yine kahkahaya boğuldu.
Gece sonunda Aybüke ile Muzaffer baş başa kaldı.
Muzaffer:
— Bugün sana bir şey söyleyeyim mi?
— Söyle.
— Seni kıskandığımda bazen saçmalıyorum.
Aybüke gülümsedi.
— Bazen mi?
Muzaffer:
— Tamam, çoğu zaman.
Aybüke onun elini tuttu.
— Ama bir şeyi unutma.
— Neyi?
— Bana güven.
Muzaffer başını salladı.
— Güveniyorum.
Aybüke:
— O zaman sorun yok.
Muzaffer gülümsedi.
— Seni gerçekten çok seviyorum.
Aybüke birkaç saniye sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
— Ben de seni.
Muzaffer şaşırdı.
— Bir daha söyle.
— Hayır.
— Ama…
— Bir kere söyledim.
Muzaffer gülerek:
— Tamam. Ben o bir taneyle idare ederim.
İkisi yürüyüp giderken arkalarında Efsane Ekibi'nin kahkahaları duyuluyordu.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı.
Emre'nin gelişi, Efsane Ekibi'nin hayatında sandıklarından çok daha büyük bir değişikliğin başlangıcı olacaktı.