İçeriğe geç

DİYET YİNE BOZULDU

Çarşamba sabahı...

Efsane Ekibi'nin WhatsApp grubuna saat daha sekiz olmadan ilk mesaj düştü.

Aydilge:

"Günaydın. Bugün çok önemli bir karar aldım."

Nuray'ın cevabı fazla gecikmedi.

Nuray:

"Yine mi diyet?"

Aydilge:

"Evet!"

Ali:

"Kaç gün?"

Aydilge:

"Bu sefer ciddi."

Ayben:

"Hep ciddi diyorsun."

Aydilge:

"Bu sefer gerçekten kararlıyım."

Aybüke:

"Tamam."

Aydilge:

"Sen neden desteklemiyorsun?"

Aybüke:

"Çünkü akşam bozacağını biliyorum."

Aydilge:

"Sana küstüm."

Aybüke:

"Küs."

Nuray:

"Aybüke sen hiç romantik değilsin."

Aybüke:

"Ben gerçekçiyim."

Ali:

"Aydilge, bugün sana yemek ısmarlıyorum."

Aydilge:

"Ne yiyeceğiz?"

Ali:

"Hamburger."

Aydilge:

"Tamam."

Grup sessizleşti.

Ayben:

"DİYET NEREDE?"

Aydilge:

"Yarın başlar."

Ali:

"İşte beklediğim cevap."


Aynı saatlerde Aybüke kuyumcu şirketinde işinin başındaydı.

Muzaffer yine fırsat kolluyordu.

Aybüke masasında çalışırken Muzaffer yanına geldi.

— Aybüke.

— Efendim?

— Bir şey soracağım.

— Sor.

— Çay içer misin?

Aybüke başını kaldırıp ona baktı.

— Bu mu soracağın şey?

— Evet.

— İçerim.

— Ben de.

Aybüke kaşlarını kaldırdı.

— Eee?

— Beraber içelim.

Aybüke gülmeye başladı.

— Sen gerçekten bahane üretmekte ustasın.

Muzaffer:

— Ne yapayım? Seninle konuşmak için başka fırsat bulamıyorum.

Aybüke bir an sustu.

Muzaffer'in yüzündeki ciddi ifadeyi görünce bakışlarını kaçırdı.

— Tamam. Çay içelim.

Muzaffer:

— Beş dakika sonra?

— Tamam.

Muzaffer uzaklaşırken yüzündeki gülümseme iyice belirginleşti.


Öğle saatlerinde Aybüke'nin telefonu çaldı.

Arayan Nuray'dı.

— Alo?

— Kız!

— Ne oldu?

— Ben sana küstüm.

Aybüke şaşırdı.

— Niye?

— Sabah grupta bana cevap vermedin.

— Nuray, işe yetişmeye çalışıyordum.

— Olsun. Ben yine de küstüm.

Aybüke güldü.

— Tamam, küs.

— Bak işte! Yine aynı şeyi söylüyorsun!

— Ne diyeyim?

— "Nuray'cığım özür dilerim, sensiz yapamam" falan de.

Aybüke kahkahayı bastı.

— Sen ciddi misin?

— Evet.

— Tamam. Özür dilerim.

Nuray'ın sesi bir anda değişti.

— Tamam kız, geçti.

Aybüke:

— Daha bir dakika oldu.

— Ben kin tutmam.

— Sen beş dakika önce bana trip atmıyor muydun?

— O beş dakika önceydi.

Aybüke başını salladı.

— Sen gerçekten değişiksin.

Nuray güldü.

— Akşam görüşürüz.

— Görüşürüz.

Telefon kapandı.

Aybüke kendi kendine:

— Bir saat sonra hiçbir şey olmamış gibi gelir zaten.


Akşamüstü ekip yeniden grup sohbetinde buluştu.

Ali:

"Akşam bende buluşalım mı?"

Ayben:

"Medine evde mi?"

Ali:

"Evet."

Nuray:

"Caner de var mı?"

Ali:

"Var."

Aydilge:

"Ben gelirim."

Aybüke:

"Ben de."

Muzaffer:

"Ben de geleyim mi?"

Ali:

"Sen zaten Aybüke neredeyse oradasın."

Grup kahkaha emojileriyle doldu.

Muzaffer:

"Ne alakası var?"

Ali:

"Alakası var."

Aybüke:

"Ali, sus."

Ali:

"Tamam yenge."

Aybüke:

"ALI!"

Ali:

"Tamam tamam, sustum."


Akşam herkes Ali'nin evinde toplandı.

Medine mutfaktan seslendi:

— Çay isteyen var mı?

Ali:

— Bana getir hayatım.

Nuray:

— Bana da.

Aydilge:

— Bana da.

Ayben:

— Bana da.

Aybüke:

— Bana da.

Muzaffer:

— Bana da.

Ali hepsine baktı.

— Medine, bunların hepsini boş ver. Ben tek başıma çay yapacağım.

Medine mutfaktan güldü.

— Sen yaparsan sabaha kadar bekleriz.

Herkes kahkaha attı.

Caner odasından çıkıp salona geldi.

— Baba, bunlar yine mi burada?

Ali:

— Evet oğlum.

Caner:

— Çok konuşuyorlar.

Nuray:

— Sen de bize alıştın artık.

Caner:

— Maalesef.

Ali kahkahayı bastı.

— Bak, oğlum bile bizi istemiyor.


Bir süre sonra konu Aydilge'nin diyetine geldi.

Ali:

— Aydilge, bugün diyet nasıldı?

Aydilge ciddi bir ifadeyle:

— Çok iyi.

Nuray:

— Öğlen ne yedin?

— Salata.

Aybüke:

— Sonra?

Aydilge sustu.

Ayben:

— Sonra ne yedin?

Aydilge:

— Bir şey yemedim.

Ali:

— O zaman niye poşetten hamburger kokusu geliyor?

Herkes Aydilge'ye baktı.

Aydilge:

— Ben onu...

Nuray:

— Ne?

— Sadece koklamak için aldım.

Bir saniyelik sessizlik oldu.

Sonra salon kahkahaya boğuldu.

Aybüke:

— Sen iflah olmazsın.

Aydilge:

— Yarın kesin başlıyorum.

Ali:

— Tabii.


Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes sohbet ederken Aybüke mutfağa su almaya gitti.

Muzaffer birkaç saniye sonra onun peşinden geldi.

Aybüke:

— Sen niye geldin?

— Su içeceğim.

— Salonda da su var.

Muzaffer gülümsedi.

— Buradaki daha güzel.

Aybüke ona baktı.

— Senin bahanen hiç bitmiyor.

Muzaffer:

— Senin yanında olmak için bahaneye ihtiyacım var.

Aybüke bu kez cevap vermedi.

Sadece hafifçe gülümsedi.

Muzaffer de ona baktı.

Tam o sırada salondan Ali'nin sesi duyuldu:

— MUTFAKTAKİ İKİLİ! ÇAY İSTİYORUZ!

Aybüke gözlerini kapattı.

— Allah'ım sabır...

Muzaffer gülmeye başladı.

— Gidelim.

Aybüke:

— Sen git. Ben geliyorum.

Muzaffer salona döndü.

Aybüke ise mutfakta birkaç saniye tek başına kaldı.

Yüzündeki gülümsemeyi fark edince kendi kendine fısıldadı:

— Galiba bu çocuk başıma bela olacak...

Ve henüz bilmiyordu.

Muzaffer gerçekten de onun başına gelecek en büyük bela... ama aynı zamanda en güzel şey olacaktı.