İçeriğe geç

Ebeveynlik Gururu

Akşam olup denizden döndüklerinde Selen Hanım, Arca’nın çok sevdiği köfte ve pilavı hazırlamıştı. Ancak Arca sofraya oturduğunda yemeğine pek istekli görünmüyordu.

Mert Bey oğluna dönerek:

— Neden yemek istemiyorsun oğlum? diye sordu.

Arca biraz nazlı bir sesle cevap verdi:

— Canım sadece hamburger yemek istiyor. Hem de İstanbul’da en son gittiğimiz hamburgercide yemek istiyorum.

Mert Bey gülümseyerek:

— Bahsettiğin hamburgercinin Dikili’de şubesi yok oğlum. İstanbul’a gittiğimizde seni yine götürürüz. Şu anda önündeki yemeği yemen gerekiyor. Öğününü atlarsan yeterince beslenemez ve sağlıklı büyüyemezsin, dedi.

Tam o sırada Selen Hanım söze girdi:

— O hamburgercinin Ayvalık’ta bir şubesi var. Eğer bugün tabağındaki yemeği bitirirsen yarın seni Ayvalık’a götürüp hamburger yemeye ne dersin?

Arca’nın yüzü bir anda aydınlandı. Babasına dönerek:

— Baba, gerçekten hamburgerciye gidecek miyiz? diye sordu.

— Elbette gideceğiz yakışıklı oğlum. Ama önce annenin söylediği gibi tabağını bitirmen gerekiyor, dedi Mert Bey.

Arca hiç vakit kaybetmeden yemeğini yemeye başladı.

Bir süre sonra tabağındaki yemeğin çoğunu bitirdi. Gururla annesiyle babasına bakarak:

— Anne, baba! Bu kadar yeterli mi? diye sordu.

Selen Hanım tabağa baktı. İçinde yalnızca birkaç lokmalık yemek kalmıştı.

— Çok az kalmış. Ama yemeği yarım bırakırsan kısmetini de yarım bırakmış olursun. Birkaç lokma daha yiyip tabağını bitirmen gerekiyor, dedi.

Arca merakla sordu:

— Kısmet nedir anne?

Selen Hanım düşündü ve oğluna anlayabileceği bir şekilde anlatmaya çalıştı:

— Kısmet, insanın hayatında karşısına çıkan güzel fırsatlar ve sahip olduğu güzel şeylerdir. Bir bakıma hayatın sana sunduğu pay diyebiliriz.

Arca bu açıklamayı dikkatle dinledi. Sonra tabağındaki son lokmaları da yedi. Boşalan tabağını göstererek büyük bir gururla:

— Bakın! Artık çok şanslı bir insanım. Tabağımdaki bütün yemeği bitirdim! dedi.

Selen Hanım ile Mert Bey birbirlerine bakıp gülümsediler.

Mert Bey:

— Hayır oğlum, aslında annen sana tam olarak onu anlatmaya çalışmadı, dedi.

Arca merakla babasına baktı.

— Peki ne anlatmaya çalıştı?

Mert Bey oğlunun yanına biraz daha yaklaşarak:

— Annenin anlatmak istediği şu: Tabağına yiyebileceğin kadar yemek koyarsan hem yiyeceği israf etmemiş olursun hem de sofraya gelen nimetin kıymetini bilmiş olursun. Çünkü o yemeğin hazırlanması için birçok insan emek verdi. Bu yüzden tabağına ihtiyacından fazlasını doldurmamalısın. Böylece hem yemeğin hem de kısmetin yarım kalmamış olur, dedi.

Arca başını sallayarak:

— Anladım baba. Bir dahaki sefere yiyebileceğim kadar yemek alacağım, dedi.

Yemekten sonra Arca, kardeşi Asel’le bir süre oyun oynadı. Bir müddet sonra Asel annesinin yanına giderek:

— Anne, beni uyutur musun? dedi.

Selen Hanım, Asel’le birlikte odasına gitti. Mert Bey de Arca’yı uyutmak için oğlunu odasına götürdü.

Arca yatağına uzandı. Mert Bey oğlunun saçlarını okşayarak:

— Teşekkür ederim oğlum. Söylediklerimizi can kulağıyla dinleyip uygulamaya çalıştığın için seninle gurur duyuyorum, dedi.

Arca babasına bakıp gülümsedi.

— Rica ederim baba. Ben de siz anlattıkça yeni şeyler öğrenmekten keyif alıyorum. Bazen söyledikleriniz ilk başta biraz sıkıcı geliyor ama sonra “İyi ki annemi ve babamı dinlemişim.” diyorum.

Bunu söyledikten sonra gözlerini kapattı.

Mert Bey, oğlunun saçlarını okşamaya devam ederken Arca’daki değişimi düşündü.

Arca artık anne ve babasının söylediklerini eskisine göre çok daha dikkatli dinliyor, hemen itiraz etmek yerine anlamaya çalışıyor ve çoğu zaman söylenenleri yerine getiriyordu.

Sadece bedeni değil, düşünceleri de büyüyordu.

Mert Bey, daha bir yıl önce kendi istediğinin olması için ısrar eden, çoğu zaman anne ve babasıyla inatlaşan oğlunu düşündü. Şimdi ise karşısında söylediklerini dinleyen, sorular soran ve öğrendiklerini anlamaya çalışan bambaşka bir Arca vardı.

Elbette bu değişim bir günde olmamıştı.

Anne ve baba olarak en zorlandıkları dönem, Arca’nın hiçbir şeyi dinlemek istemediği ve her konuda kendi istediğinin olmasını istediği zamanlardı. O günlerde bazen ne yapacaklarını bilemedikleri anlar olmuştu.

Ama zaman geçtikçe, sabırla ve sevgiyle gösterdikleri çabanın karşılığını almaya başlamışlardı.

Mert Bey, uykuya dalmak üzere olan oğluna bakarken içinden şöyle geçirdi:

“Hayatta hiçbir dönem sonsuza kadar sürmüyor. Zor günler de güzel günler gibi gelip geçiyor. Bazen insan, yaşadığı zorluğun ne zaman biteceğini bilemiyor. Ama sabırla, sevgiyle ve doğru bildiği yoldan vazgeçmeden devam ederse bir gün geriye dönüp baktığında, bütün o zorlukların kendisine ne kadar çok şey kattığını anlayabiliyor.”

Arca’nın o geceki hâli, Mert Bey için bunun en güzel kanıtıydı.

Yaşadıkları zor günler ne kadar ağır gelmiş olursa olsun, sabrın sonunda gelen güzelliği şimdi oğlunun davranışlarında görebiliyordu.

Mert Bey, Arca’nın saçlarını son kez okşadı.

Arca çoktan uykuya dalmıştı.

Ve odanın sessizliğinde, bir babanın yüreğinde tarifsiz bir huzur vardı.