İçeriğe geç

Sınır Kapısında

İçimdeki duyguları kontrol edememeye başladım. Son zamanlarda fark ettiğim şey şu: Sen ister yakınımda ol ister uzakta, bana yalnızca acı veriyorsun. Yakınımdayken yakıyorsun, uzaktayken de üşütüyorsun. Her yönden yaşattığın kırgınlık beni boşluğun içine çekiyor. Ama bu boşluk diğerlerinden farklı; içinde tutuşan kocaman duygular barındırıyor. Sen ve ben.

Gözlerimdeki yaşlar artık isyan bayraklarını çekiyor. Boğazımda kocaman bir yumru var; nefes alamıyorum. Durumumuz çok vahim… Yoksa durumum mu demeliydim?

Ne güzel günlerdi. Öyle miydi gerçekten? Yoksa ben mi öyle görmek istedim? Bilmiyorum. Güzel günler hatırlanır, hatırlanmak ister. Peki, ben hatırlamak mı istemiyorum? Yine bilmiyorum.

Sevgi dediğimiz şey, iki taraf için de anlamlıyken güzel. Taraflardan biri anlamını kaybederse geriye kalanın ne anlamı kalır ki? Biliyor muyum? Sanmıyorum.

Birbirini sarmalayan sarmaşıklar gibiydi sevgimiz; biraz karışık, biraz da renkli… Ama zamanla renginin solduğunu, sessizce ayrıştığını da görüyordum. Sesimi çıkarmadım. Belki de sınırlarını yeniden çiziyordun. Çiziyormuşsun. Nedensizce kendimi yavaş yavaş sınırlarının dışına itiliyormuş gibi hissediyordum.

Sesimi çıkaramadım. Neden çıkmıyordu ki sesim? Sonradan anladım aslında; en başından beri bir sesim yokmuş.

Ne büyük korku… Sessizlik.

Peki, korkmalı mıydım? Düşümde korkmam gereken şey sessizliğim değil, duygularımdı.

…

Sonunda başardın. Sınırlarından sürgün edildim. O kasvetli karanlığın içinde, yalnız başıma kalakaldım. Mantıklı olan, yoluma bakmak olacak sanırım. Ama bakamıyorum. Görüyorsun, belki hissediyorsun da hâlâ kapındayım.

Yanımdan bir kız geçti. Sınır kapısındaydı. Güzel bir kızdı; yüzünden bile ne kadar edepli ve temiz olduğu anlaşılıyordu. O, öyle severdi zaten.

Kapısı açıldı. Yavaşça içeri doğru ilerledi.

Belki ilgisini çekmiştim; artık ne kadar aciz göründüysem gözüne… Bana dönüp sordu:

“Neden hâlâ bekliyorsun?”

Diyemedim. Sevdiğim adamın gelmesini bekliyorum, diyemedim.

Konuşmak istemediğimi belli edercesine cevap verdim:

“Yaşamımı bekliyorum.”

Kızdan beklediğim soruyu aldım:

“Ne kadardır bekliyorsun?”

Şu sözler döküldü ağzımdan:

“Yaşamın beni terk ettiğinden beri.”

Gözlerinde gördüm bana acıdığını. Haklıydı aslında. Mantığım uzun zamandır bedenimden uzaktı; geriye yalnızca duygularım kalmıştı. Oysa bir zamanlar bu bile yeterliydi bana.

Sonunda kız başını olumsuz anlamda salladı ve içeri girdi. Kapı usulca yüzüme kapandı. Beni, parçalanan kalbimin sesiyle birlikte, korkunç bir boşlukta tek başıma bıraktı…

Unutmaya çalıştıkça izin belirginleşiyor üzerimde. Giderken kollarıma bıraktığın harlı korlar bedenimi yakıyor, içimdeki ateşi daha da körüklüyor. Benliğimin sessiz yakarışları bedenimi titretiyor.

Kolay mı vazgeçmek her şeyden, her şey sandığın bir hiçten?

Ne yaparsam yapayım, olmuyor. İlk defa seni yazarken zorlanıyorum. Seni kalbimden siliyorum sandım, sevgilim.

Sana adadığım bu cümleler, sana adanmaya devam etsin. Tükenme içimde, yalvarırım. O zaman somut varlığınla gittin; şimdi de soyut varlığından beni mahrum bırakma.

Daha fazla devam edemeyeceğim. Sanki senin bir parçan, yazdıkça içimde tükeniyor. Bunu bize yapamam. Özür dilerim.

Kendine iyi baktığını varsayıyorum.

Hoşça kal.