Bugün bu satırlara seninle ilgili ne karalasam boş. Sanki sözlerim aramızdaki boşlukta dört bir yana savruluyor. Neden sözlerim içine işlemiyor? Kalbinin ritmini hissedememek beni huzursuz ediyor.
Aslında bir yerlerde aynı duyguları paylaştığımıza o kadar eminim ki… Emin olmasaydım, bunları içimde bu kadar yaşatamazdım. Ama bir yanım da gün geçtikçe sana karşı hislerimi tüketiyor. Bu kez gerçekten ölüyorsun.
Sen yok olmaya yüz tutmuşken varlığım acı çekmeli mi? Çürümüş bir sevgi insana ne kadar acı verebilir ki?
Gidişini hissettiriyorsun; sanki duyulmak istiyorsun. Kulaklarımda tarif edilemeyecek kadar hiddetli bir uğultu var. Bütünlüğümüzü kanatarak parçalıyorsun. Sana karşı duyduğum hassasiyet, zorlaştırması gerekirken işini kolaylaştırıyor.
Bu karmaşa, gidişinden beri bir türlü dinmiyor. Her dik durmaya çalıştığımda, sanki istemiyormuşsun gibi ayaklarımı yerden kesiyorsun.
Suçum neydi peki? Sevmek mi, yoksa inanmak mı?
…
İlk karşılaşmamız, ilk göz göze gelişimiz ve ilk tebessümün… İnsana bu kadar mı yakışır anlamlı bir gülüş? Altında ne imalar saklıydı?
Elindeki şiir kitabına daldığında yüzüne yansıyan derin düşünceler dikkatimi çok çekmişti. Tanımadığım bir adam beni nasıl bu kadar gülümsetebilirdi?
O bankta oturup seni ne kadar izlediğimi bilmiyorum. Dalıp gitmişim. Yanına birkaç kişi geldi; herhâlde arkadaşlarındı. Konuşuyordun. Uzaktaydım, yalnızca dudaklarının kıpırtısını görebiliyordum.
Yerimden kalkıp sana doğru yürümeye başladım. Senden ne kadar kaçmak istesem de bedenim istemsizce sana yöneliyordu. Hayır, sana gelen bedenim değildi sanki; ruhumdu.
Rüzgâra esir düşmüş yaprakların sesi o an ruhumun sessizliğine meydan okurken birden donakaldım.
Sesin…
İşte o an ruhumun sesini bulmuştum.
…
Bazen hayatın yalnızca komplolardan ibaret olduğunu hissediyorum. Bütün bu yaşanmışlıkların ne kadarı gerçek, ne kadarı sahte, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, verdiğim kararların beni bu hâle getirdiği.
En anlamlı ama keder kokan seçimim, onca olasılığın içinden seni bulmak, benim kaderim miydi?
Ne kadar yazarsam yazayım, sana söylemek istediklerim tükenmek yerine çevreni sarmalamaya devam ediyor. Her yandan koruduğun kaleni fethetmek, ardından yakıp kül etmek istiyorum. Bu his, üzüntüden doğan bir kin; belki de intikam hırsı.
Elime ne geçecek peki? Seni yok ettikten sonra geriye ne kalacak? Boş bir kale mi, yoksa gözlerimin önünde kendi ellerimle yok ettiğim sen mi?
Zamanla hangi yolu seçmem gerektiğini anlayacağım.
Bana yardımcı olman dileğiyle…
İyi saydığım gecelere emanetsin, sevdiğim.