İçeriğe geç

Dilek Adası

Ertesi sabah Mert Bey, Selen Hanım, Arca ve Asel kahvaltı yapmak için masayı hazırlamışlardı. Tam masaya oturacakları sırada Arca’nın telaşlı sesi duyuldu:

— Baba! Baba! Çabuk buraya gel!

Mert Bey, Arca’nın sesindeki telaştan bir şeylerin ters gittiğini anlayarak hemen balkona çıktı.

— Ne oldu Arca?

Arca, balkonun arka tarafını göstererek:

— Baba, bak! Bir martı güvercine zarar veriyor! dedi.

Mert Bey hemen etrafa baktı. Güvercin kaçmaya çalışıyor, martı ise onu sıkıştırıyordu. Mert Bey hızlıca bir bardak su aldı ve martının bulunduğu tarafa doğru suyu attı. Martı ürkerek uzaklaşınca güvercin de hızla oradan kaçıp güvenli bir yere kondu.

Arca derin bir nefes aldı. Sonra babasının boynuna sarıldı.

— Canım babam! Onu kurtardın. Sen olmasan martı güvercine zarar verecekti.

Mert Bey oğluna sarılıp gülümsedi.

— Önemli olan, Arca, canlılara elimizden geldiğince yardım etmek.

Arca’nın keyfi yerine gelmişti. Hep birlikte kahvaltılarını yaptılar ve ardından parka gitmek için evden çıktılar.

Bugün her zamanki parka değil, başka bir parka gitmeye karar vermişlerdi. Yolda yürürlerken Arca’nın gözü bir balıkçının önündeki hareketliliğe takıldı. Bir balık yerde çırpınıyordu.

Arca bir süre balığa baktıktan sonra babasına döndü.

— Baba, acaba balığın canı çok yanıyor mudur?

Mert Bey biraz düşündü.

— Balıkların da canlı olduğunu unutmamak gerekir. İnsanlar beslenmek için balık tutabilir. Ama doğaya ve canlılara zarar vermemek, ihtiyaçtan fazlasını almamak ve özellikle küçük balıkları korumak çok önemlidir.

Arca başını öne eğdi. Balığın hâline üzülmüştü.

— Keşke biz hiç balık yemesek, dedi.

Mert Bey oğlunun elini tuttu.

— Senin canlılara karşı böyle hassas olman çok güzel, Arca.

Yollarına devam ederlerken Arca’nın aklına birkaç gün önce gördükleri yavru kedi geldi.

— Baba, acaba o yavru kedi şimdi ne yapıyordur? Yaşıyor mudur? Ona bir şey olmuş mudur?

Mert Bey gülümsedi.

— Annenle Asel o taraflarda. İstersen anneni arayıp soralım.

Hemen Selen Hanım’ı aradı.

— Selen, birkaç gün önce gördüğümüz yavru kediyi gördün mü?

Selen Hanım’ın sesi telefondan duyuldu:

— Evet, gördüm. Merak etmeyin, gayet iyi. Karnı tok ve oldukça hareketliydi. Sağlıklı görünüyordu.

Arca, annesinin söylediklerini duyunca rahatladı.

— Ohhh! Çok sevindim!

İçine adeta bir bardak su serpilmişti.

Bir süre sonra parka vardılar.

Arca parkın içine girer girmez kendi yaşıtı iki çocuk gördü. Hiç çekinmeden yanlarına gitti.

— Merhaba! Arkadaş olabilir miyiz?

Çocuklar birbirlerine bakıp gülümsediler.

— Evet, olabiliriz!

Böylece üç çocuk kısa sürede birlikte oynamaya başladı. Koştular, güldüler, kaydıraktan kaydılar ve oyunlar kurdular.

Bir süre sonra Arca arkadaşlarına dönerek:

— Beni oyununuza aldığınız için size teşekkür ederim. Ben de sizi çok güzel bir yere götüreceğim, dedi.

Çocuklardan biri merakla sordu:

— Nereye?

Arca gözlerini kocaman açtı.

— Dilek Adası’na!

Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

— Dilek Adası nerede?

Arca biraz düşündü ve hayalindeki adayı anlatmaya başladı:

— Çok uzaklarda. Orada hiçbir martı güvercinlere zarar vermiyor. Denizlerdeki balıkları kimse gereğinden fazla tutmuyor. Yavru kedilere arabalar çarpmıyor. Hiçbir çocuk annesinden ve babasından ayrı kalmak zorunda olmuyor.

Bir an durdu.

— Kardeşler, abiler ve ablalar hep birlikte mutlu bir şekilde oynuyor. Kimse kimseyi üzmüyor. Herkes birbirine yardım ediyor.

Arca’nın anlattıklarını parkta bulunan çocukların aileleri de merakla dinlemeye başlamıştı.

Mert Bey gülümseyerek sordu:

— Peki Arca, Dilek Adası’na nasıl gidiliyor?

Arca bu kez hiç düşünmeden cevap verdi:

— Çok kolay! Kötü insanların gidemeyeceği kadar uzakta. Oraya sadece iyi insanlar gidebiliyor.

Mert Bey tekrar sordu:

— Peki orada herkes neden mutlu?

Arca gülümsedi.

— Çünkü orada herkes birbirini düşünüyor.

Parkta kısa bir sessizlik oldu.

Arca’nın küçücük dünyasından çıkan bu büyük hayal, oradaki herkesin yüreğine dokunmuştu.

Çocuklar oyunlarına devam ederken büyükler de bir süre Arca’nın anlattığı Dilek Adası hakkında konuşmaya başladılar.

Arca ise hiçbir şey olmamış gibi arkadaşlarıyla koşup gülmeye devam etti.

Belki Dilek Adası gerçekten uzaklarda bir yerde değildi.

Belki de onu bulmanın yolu, Arca’nın söylediği gibi, birbirini düşünmekten ve iyilik yapmaktan geçiyordu.