İçeriğe geç

Demir Atölyesinde Cinayet

Olay yeri çevrelenmiş atölyeye giriş çıkışlar kapatılmıştı. içeride çalışan dokuz kişi ekipler tarafından ifadeleri alınmak için karakola götürülmek amacıyla araçlara alınmışlardı. Saffet komiser olay yerine geldiğinde ekipler çevreyi çoktan boşaltmışlardı. Onu polis memuru Ekrem kapıda karşıladı.

"Hoş geldiniz komiserim. Olay yeri incelemesini tamamlamak üzere ancak şahsın öldürüldüğü silah ortada yok. Maktul dahil toplam on kişinin çalıştığı bir demir döküm atölyesiymiş. Şahıs göğsünde üç kurşunla vurulmuş. Vuran kişi her kimse boş kovanları almayı ihmal etmemiş."

"Bu adam burada vurulmuş, vuran kişi kovanları toplayacak zamanı bile bulmuş ve hiç birisi bu olayı görmemiş mi? Kamera kaydı yok mu?"

"Komiserim güvenlik kamera sistemi ne yazık ki bulunmuyor. Şu gördüğünüz kameralarsa sahte ürünlermiş. Olay saat gece 02:30 sıralarında yaşanmış. Demir döküm ocağı başında tek başına çalışıyormuş. Diğerleri iç kısımda kalıp ve soğutma bölümlerine bakıyorlarmış. Uzun süre dökümden yeni demir kozu gelmeyince şüphelenip buraya gelmişler. Dediklerine göre bir kazanın eriyip döküme hazır olması için kırk beş dakika gerekiyormuş. Bu süre geçene kadar da durumdan şüphelenmemişler. Ölen Maktulün ismi Faik Kor atölye ortaklarından birisiymiş."

"Tamam birde ben bakayım şu olay yerine."

Saffet hızlı adımlarla olay yeri şeridini kaldırıp maktulün bulunduğu alana girdi. Burada çevreye göz gezdirmeye başladı. Maktul sırt üstü yerde yatıyordu. Kurşunlardan birisi göğüs bölgesine birisi bacağına ve sonuncusu da koluna denk gelmişti. Kanın dağılımı ve kurşunların girişte açtığı tahribatı incelediğinde çok yakın bir mesafeden sıkıldığı belli oluyordu. Ancak böylesi yakın bir mesafeden yapılan atışlarda namludan çıkan fişeğin eğer kemik gibi sert dokulara denk gelmediyse çok yüksek bir oranda durmayarak maktulün önünden girip arkasından çıkmış olması gerekiyordu. Ancak bu vakada bariz belli olan barut yanıklarına nazaran fişeklerden göğüs bölgesinde ve bacak bölgesinde olanların arkasından herhangi bir çıkış izi bulunmuyordu.

"Silahı tespit edebildiler mi?"

"Ne yazık ki komiserim, silaha dair herhangi bir iz bulamadık. Vücuttan çıkan fişekte büyük oranda deforme olmuş durumda bu yüzden düzgün bir değerlendirme yapamıyoruz. Bakın çıkan fişek bu halde."

Ekrem elinde tuttuğu delil torbasını Saffet'e uzatmıştı. Saffet torbanın içerisinde ezilip büzülmüş bir halde duran fişeği dikkatlice inceledi. Fişek 9.19 ebatlarındaki fişekler ile uyuşuyordu. Bu durumda fail bir tabanca kullanmıştı. Ancak bu tabancanın balistiğinin araştırılmasını ancak maktulün içerisinden sağlam çıkma olasılığı olan fişekler mümkün kılacaktı.

"Tamam Savcı bey gelince ona da gerekli bilgilendirmeyi yapın ve cesedi hemen adli tıbba ulaştırın. Fişeğin çıktığı silahı bulmamız lazım."

"Emredersiniz Komiserim!"

Saffet olay yerinde bir süre daha zaman geçirdikten sonra ayrılıp bölge karakoluna geçti. Getirilecek olası failinde içinde olduğu işçi grubunu beklemeye başladı. Çok geçmeden savcının olay yerindeki incelemesi bitince işçilerde ifadeler için karakola getirildiler. Saffet için ilk şüpheli diğer ortaktı. Onu hemen odaya aldırıp görüşmeye başladı.
"Kaç yıldır ortaktınız?"
"Faik ile atölyeyi açtığımızdan beri ortağız. Sanırım on beş yıl oldu."
"Aranızda bir sorun var mıydı?"
"Yoktu, ben onu o da beni severdi. Onca yıl birlikte iş yapınca kardeş gibi olmuştuk. Gece vardiyasında bir o bir ben kalırdım. Ancak işçilerden birisi hastalandığı için bugün bende yardıma gelmiştim."
"Maktulün üzerinde üç kurşun yarası tespit ettik. Bu üç kez silah ateşlenmiş anlamına geliyor. Atölyede nasıl oldu da siz bu sesi duymadınız?"
"Efendim çalışma ortamımız zaten oldukça sesli bir ortam. O an silah sesini duymuş dahi olsak o gürültü içerisinde bunun silah sesi olduğunu anlayamazdık. Kazandan gelen erimiş demir cevherini ısısını kaybetmeden işlemek zorundayız. O yüzden de başka şeyler düşünmeye vaktimiz olmuyor."
"Faik yeni cevher gelene kadar hiç yanınıza uğramaz mıydı? Hep ocağın başında mı dururdu?"
"Demirle çalışmak oldukça tehlikeli bir iş. Bir anlık dalgınlık önüne geçilemez yangına sebep olabilir.  Önceki cevheri işledikten sonra yeni kazan boşaltılmayınca işgillenip kontrole gittik. Faik'i öylece yerde yatarken görünce neye uğradığımı şaşırdım. İlk başta kalp krizi geçirdiğini sandım. Ama yaklaşınca kanı fark ettim. Olay anında patlama derecesine gelen kazandaki erimiş demir cevherini boşalttık ardından yeniden Faik ile ilgilendim."
"Bir düşmanı yada ortak bir düşmanınız var mıydı? Yada çok fazla borçlu olduğu birisi var mıydı?"
"Yoktu! Faik işlerini peşin parayla halletmeyi seven birisiydi. Borçlandığında rahat edemiyordu. Varını yoğunu hemen borca yatırıp kapatırdı. O yüzden onu para için öldürecek birisinin olduğunu düşünmüyorum. "
"Eklemek istediğin bir şey var mı?"
"Yok efendim!"
"Tamam çıkabilirsiniz."


Ölen maktulün adı Faik'ti ortağının ismiyse Ziya idi. Saffet, Ziya'nın hesaplarının kontrol edilmesini istedi. Faik onun borçları yüzünden de öldürülmüş olabilirdi. Adli tıpta yapılan ilk incelemede kalbine isabet eden ve halen içeride olan kurşun ölüme sebep olmuştu. İlk bulgulara göre silah bir metre uzaktan ateşlenmişti. Maktulün bedeninden çıkartılan fişeklerde belirsiz ve düzensiz namlu yatağı izleri vardı. Bu silahın balistik sonucu için olumsuz bir sonuçtu. Genelde bu tip sonuçlar piyasada kuru sıkı silahların namlularında sonradan yapılan işlemlerle üretilen kaçak silahlarda görülüyordu. Fişekler onları katile götüremeyecekti. Saffet diğer işçileri de tek tek sorguya alıp dinledikten sonra hepsinin aynı cevapları vermesi üzerine olası katili dışarıda araması gerektiğini anlamıştı. Ekipler titizlikle çevredeki kameraları inceliyordu. Burada atölye girişinin yarı kısmını çeken bir kamera bulmayı başarmışlardı.

Saffet'e bu kamera kayıtları sabaha karşı ulaştı. İncelemeye başladıklarında güneşte kendini ufukta göstermeye başlamıştı. Kayıtlara göre 2:15 sıralarında siyah montlu ve bir altmış boylarında zayıf birisi atölyeye giriş yapıyordu. Ancak yüzü ve onu açığa çıkartacak ayırıcı bir detay kameraya yansımamıştı. Saffet sorgu odasına Ziya'yı yeniden getirtti. Kamera kaydını açıp ona izlettikten sonra karşısına geçip oturdu.
"Bu adam atölyeye bu şekilde girdiyse sizin aranızdan geçip arkadaki kazan bölümüne gitmiş olmalı. Şimdi dokuz tane adam siz bu gelen herifi görmedik mi diyorsunuz?"
"Bu gelen bizim Arif arkadaşımız komiserim. Eşi hastaydı onu hastaneye götürdü. İşlemler bitince de geri işe geldi. Arif o gece geldiğinde arkaya hiç gitmedi."
"Bu bilgiyi bizimle neden paylaşmadınız? Bu önemli bir detay olabilirdi. Neyi saklama ihtiyacı hissediyorsunuz?"
"Efendim gece Arif geldiğinde arkaya hiç gitmedi. O kalıp ustasıdır. Gelen sıcak cevheri kalıplara almakla görevli birisi. Onu korumak yada bir durumu kapatmak içinde değil gerçekten aklımıza gelmediği için sizinle bu bilgiyi paylaşmadık."
"Vardiya da bir isim daha görünüyor. Sayınız on bir kişi olmalıyken on kişi iş başı yapmış. O diğer bir kişi nerede?"
"Vakkas isminde bir arkadaş. Devamlı çalışanımız değildir. Boş olduğu zamanlarda gelip gider. Ne zamandır Atölyeye ortak olmak istiyor ama rahmeti bol olsun Faik onun ortaklığına bir türlü yanaşmadı. Bu adamda bir iş var deyip dururdu."
"Neden gelmedi?"
"Faik sabah gelmesini istemedi. Benim vardiyamda burada olmasın dedi. Bende ayıp olmasın diye ona bu gece ihtiyaç yok ama vardiyaya gelmiş gibi ücret alacaksın dedim."
"Vakkas bu duruma sinirlenmedi mi?"
"Biraz sinirlendi, ne oldu neden böyle bir şey yapıyoruz diye sorup durdu. Bende ona gelen bir siparişin iptal olduğunu o yüzden ek iş gücüne gerek kalmadığını söyledim."

Saffet odadan hızlı adımlarla çıkıp Ekrem'i yanına çağırdı. Vakkas'ın adını verip gidin bulup getirin bu adamı dedi. Ekrem Ziya'dan gerekli bilgileri alıp karakoldan ayrıldı. Bir süre sonrada Vakkas'ı karakola getirdiler. Saffet hemen odaya alınmasını emretti.
"Vakkas, hoş geldin. Seni buraya neden getirdiğimizi söylediler mi?"
"Hayır efendim. Kimse bana doğru düzgün bir bilgi vermedi."
"Dün gece iki ile dört sıralarında neredeydin Vakkas?"
"Evde yatıyordum efendim."
"Bunu destekleyecek tanığın var mı?"
"Eşim yanımdaydı. O bu konuda benim şahidim olabilir."
"Peki normalde ne iş yaparsın?"
"Demir döküm ustasıyım. Ama bir süredir işsizim."
"Ziya ile Faik'in atölyesinde çalışıyormuşsun. Bu senin için iş değil mi?"
"Orada günü birlik çalışıyorum. Geçerli aylık düzenli bir gelir sağlayan iş değil."
"Onlara ortak olmak istiyormuşsun. Madem işsizsin nasıl ortak olacaktın?"
"Birikmişim var efendim. Her geçen gün onu tüketiyorum. Tamamen bitmeden biran önce bir işe yatırmak istiyordum. O yüzden Ziya ve Faik'in atölyesine ortak olmak istedim. Ancak Faik bir türlü ikna olmuyor. "
"Sende ikna olmuyorsa yolumdan çekilsin dedin öyle mi?"
"Anlamadım efendim."
"Anlayacaksın ve anlayacağız. Üzerine kayıtlı yada kayıt dışı bir silahın var mı?"
"Yok efendim. Silah kullanmayı dahi doğru düzgün bilmem. Silahlarla yalnızca askerde mülaki oldum."
"Yani şimdi seni analize göndersem elinde barut kalıntıları çıkmaz öyle mi diyorsun?"
"Beni neyle ve ne için suçladığınızı bilmiyorum. Ama bu sorgulama bu şekilde devam edecekse avukat hakkımı kullanmak istiyorum. Zira sizin beni suçlamaya niyetli bir duruşunuz var."
"Avukat tutma hakkınız elbette var. Ancak onun gelmesini beklemenize gerek yok. Size gerektiğinde ulaşabildiğimiz sürece bir sıkıntı yok. Gidebilirsiniz."
Vakkasla birlikte tüm işçilerde evlerine gönderilmişti. Saffet elde edilen bulgular ve delilleri inceleyip elinde olan davanın tüm bilinen ve bilinmeyen yanlarını odasındaki tahta da birleştirdi. Ekrem de yanına gelmişti. Faik üç kurşunla vurularak öldürülmüştü. Silahın balistik bir kaydı bulunmuyordu. İşçilerden hiç birisi içeri giren bir yabancıyı görmemişlerdi. Kaldı ki içeriden çıkan biriside olmamıştı. Faik'in borcu yoktu çevrede sevilen bir esnaftı. Atölyenin arka kapısı kilitliydi buradan birisi girip çıkmış olamazdı. Peki kim neden onu öldürmek istemişti? Saffet Vakkas'ın ve Ziya'nın üzerinde yoğunlaşmak istiyordu. Vakkas'ın araştırma raporları geldiğinde anlattığından farklı birisi olduğu ortaya çıkacaktı. Ekrem elde ettiği ilk bilgilerle Saffet'in odasına geldiğinde heyecanı gözünden okunabiliyordu.
"Komiserim Vakkas bize yalan söylemiş. Demir ustası olduğu doğru ancak birikimi olduğu kısmı yalan olabilir. Vakkas'ın kısa süre önce kumar borcuna battığını öğrendik. Kumar nedeniyle iki milyon kadar borçlanmış. Önceki iş yerinden de bu yüzden tazminatı verilip işten çıkartılmış. Eski patronu ile konuştum. Kumar yüzünden psikolojisi bozulmuş. Garip ve tutarsız hareketler ve çıkışlar yapıyormuş. Ufak konulara fazla agresif yaklaşmaya başlayıp iş arkadaşlarından bir iki kişiyi tartaklayınca da en sonunda işten çıkartılmış. Ne yapmamızı emredersiniz. Gidip alalım mı?"
"Alın! Savcı beye bilgisini verip gerekli izinleri alın. Ama söyle bu kez eşini de getirsinler."
"Emredersiniz Komiserim."
Vakkas ve eşi karakola tekrar getirildiğinde saat on bir olmuştu. İki ayrı odaya alınan Vakkas ve eşi tedirgin bir halde odalarda bekliyorlardı. Saffet yeni bilgiler ışığında Vakkas'ın tutulduğu odaya hışımla daldı ve tam karşısına geçip oturdu.
"Anlat bakalım Vakkas efendi! Bu kez gerçekleri konuşalım."
"Ben her şeyi olduğu gibi anlattım."
"Kumar borcu, işten atılma bunlara hiç değinmedin. Faik borçlarını mı öğrenmişti? Ortaklık planını mı bozacaktı? Ya da gerçekte ortaklık için paran yok muydu?"
"Kumar borcum olması beni bir katil yapmaz. Üstelik bu borcun Faik ile hiç bir alakası da yok. Sürekli onu öldürdüğümü ima ediyorsunuz. Peki bir kanıtınız var mı? Olay anında yada olayla doğrudan bağlantım olduğunu ortaya koyan tek bir detayı benimle paylaşabilir misiniz? Bana ön yargılı bir şekilde yaklaşıyorsunuz. Siz bir polissiniz, taraf tutmamalısınız. Ancak gördüğüm kadarıyla benim katil olmamı canı gönülden istiyorsunuz. Ama hayır! Ben katil falan değilim."
"Ben taraf tutmuyorum. Faik ile aranızın iyi olmadığını biliyoruz. Üstelik o gece senin çalışmaya gelmeni istemeyen de Faik'ti. Senin işine taş koyuyordu. Borçların vardı ve bunları ödemek için para kazanmalıydın."
"Haklısınız Faik beni sevmiyordu. Ama o gece Ziya bana çalışmadığım halde ödeme alacağımı söylemişti. Yani yattığım yerden para kazanacaktım. Bu çoğu insanın arayıp bulamadığı bir kolaylık. Bunun için Faik'i neden öldüreyim?"
"Bize neden gerçeği anlatmadın? Neden yalan beyanda bulundun?"
"Bu benim özel hayatım ve sizin davanızı ilgilendiren bir durumda yok. Katil olsaydım Faik'i öldürdükten sonra neden kaçmayayım. Evimi arayabilirsiniz. Analiz demiştiniz. Beni analize de gönderebilirsiniz. Önceki gece arkadaşımla çıktığımız avdan kalan barut izlerinden başkaca bir şey çıkacağını sanmıyorum."
"Hangi arkadaşınız ile çıktınız bu ava?"
"Ziya ile birlikte çıktık. Bakın Ziya benim mahalleden çok eski bir arkadaşım. Benim yaşadığım durumları öğrendiğinde vefa gösterdi ve bana destek olmak istedi. Onunla kafamız uyuşur. Ama adam öldürmek mi? Bu bizim yapabileceğimiz bir şey değil."
"Anladım, sizi bir süre burada misafir edeceğiz." 

Saffet'in aklı iyice karışmaya başlamıştı. Belki de  Ziya ile Vakkas bir olup Faik'i öldürmüşlerdi. Vakkas'ın eşinin sorgusuna giderken Ekrem'e Ziya'yı derhal karakola getirmelerini emretti.

"İyi günler Nergiz hanım. Sizi buraya neden getirdiğimizi biliyor musunuz?"
"Vakkas'ın borçları yüzünden mi getirildim?"
"Hayır! Faik Koz'un cinayeti için getirildiniz. Ancak bir şüpheli olarak değil bilginize başvurulmak üzere burada bulunuyorsunuz. Geçtiğimiz gece eşiniz Vakkas hiç evden ayrıldı mı? Ya da olağan dışı bir durumla karşılaştınız mı?"
"Gece bir buçuk gibi canım çiğ köfte istedi diyerek evden ayrıldı. Bir saat sonra da elinde iki çiğ köfte dürümle eve geldi. Birini bana uzattı ama ben uyuduğum için zıkkımlan gel yatağa dedim ve uyumaya döndüm."

"Peki bu süre biraz uzun değil mi? Daha yakında bir yerden alamaz mıydı?"
"Evimize yakın noktada fazla dükkan yok. Olanlarda genelde erkenden kapatır. Aşağı caddeye
inmek zorunda, orası da yaklaşık bir saat sürer."
"Anladım yardımınız için teşekkür ederiz. Anlatmak istediğiniz yada aklınıza takılan başka bir detay var mı?"
"Yok, saat iki buçuk gibi geri yatağa geldi. Sabah da zaten sizin arkadaşlarınız gelip aldılar. Sonra bırakmışlar işte şimdi yine aldılar."
"Verdiğiniz bilgiler için tekrar teşekkür ederim. Vakkas'ı biraz misafir edeceğiz siz evinize gidebilirsiniz."
Ekrem, yanında iki diğer memurla birlikte Ziya'yı karakola getirmişti. Saffet onu nezarethaneye götürmelerini söyleyip Ekrem'e bir araç anahtarı alıp kendisini takip etmesini söyledi. Karakoldan ayrılıp olayın yaşandığı atölyeye gitmişlerdi. Saffet, Ekrem'e etrafı iyice aramasını ve insan girip çıkacak büyüklükte her nere varsa hepsini tespit etmesini istemişti. Etrafı iyice aradıklarında pek bir şey bulamadılar. Camlarda demir parmaklıklar vardı. Arka kapı tamamen kilitliydi. Maktulün bulunduğu yeri bir süre daha inceledikten sonra ayrılacakları sırada Ekrem'in dikkatini yerdeki ince su oluğu çekti. Onu takip ettiğinde ise etrafı branda ile örtülü geniş demir mazgalı buldu. Mazgalın etrafındaki toprak birikintisinin dağılmış görüntüsü yakın zamanda açılıp kapandığını gösteriyordu. Hemen ikisi bu noktaya yoğunlaştı. Mazgalı açıp içine eğilip baktılar. İri bir adam olmasa da kısa boylu ve zayıf birinin rahatlıkla sığabileceği büyüklükteydi. Saffet fenerini çıkartıp mazgalın içindeki geniş borunun nereye gittiğine baktı. Borunun ucunda ışık görünüyordu. Hemen olası rotayı hesaplayıp borunun atölyenin arka tarafına doğru gittiğini doğruladılar. Atölye dışına çıkıp arka tarafa baktıklarında yakından geçen küçük dereye açılan bir boru olduğunu anladılar. Derenin yanına açılan borunun ağzına gelip içeri baktılar. Boru içerisinde çamurlu ayak izleri vardı.
Katil büyük ihtimalle bu borudan içeri girip Faik'i öldürüp geri çıkmıştı. Etrafı kontrol ettiklerinde girişi gösterir bir kamera açısı bulamadılar. Ekrem hemen olay yeri incelemede çalışan arkadaşını arayıp olay yerine bir robot getirmesini istedi. Ancak olay yeri ekibinde böyle bir robotun olmadığını öğrenince ne yapacaklarını düşünmeye başladılar. Olay yeri inceleme polisi Sabri'nin bomba imha ekibinde bir robot var. O bizim işimize yarayabilir önerisiyle Saffet ilçe emniyet müdürünü arayarak durumu anlattı ve yardımcı olmasını istedi. Müdürün talimatıyla yarım saat sonra bomba imha robotu borunun girişine yerleştirilmişti. Robot yavaş yavaş borudan içeri girip ilerlemeye başladı. Boru içerisinde herhangi bir delil görülmüyordu. Mazgal kısmına kadar ilerleyip ağır bir şekilde dönüş yaptığı sırada kenardan çıkan bir demir çıkıntısında kan olabilecek bir detay gözlerine ilişti. Bunun failin kanı olabileceği düşüncesiyle zayıf bir polis memuru sürünerek borunun içine girip bu olası kandan örnekler alıp paketledi. Artık adli tıptan gelecek sonuçlar ya Vakkas'sı hapse yollayacaktı ya da onu kurtaracaktı.

Ertesi gün sonuçlar geldiğinde kanın yabancı uyruklu Saber Quita'ya ait olduğu belirlendi. İkamet adresinde bulunamamıştı. Yaptıkları araştırma sonucunda Saber'i şehirler arası otobüste son anda yakaladılar. Saber sorgu için getirildiğinde olayın üzerinden iki gün geçmişti. Bu süre zarfında nezarette bekletilen Vakkas ve Ziya için de süre azalmıştı. Eğer bir sonuca ulaşamazlarsa onları bırakmak zorundaydılar.

 
"Anlat bakalım Faik'ten ne istedin? Neden öldürdün?"
"Ben kimseyi öldürmedim!"
"O zaman Allahın mazgalında senin kanının ne işi var. Buradan da kolundaki yarayı görebiliyorum."
" Ben Faik diye birini öldürmedim."
"Artık yolun sonundasın Saber, iş birliği yapmak senin için daha iyi olacaktır. Şimdi söyle sana bunu birisi mi yaptırdı."
"Ben Faik diye birini tanımıyorum. Evet o mazgala girdim. Ama sadece o dükkanı soymak istemiştim. Son anda vazgeçtim. Geri dönmeye çalışırken de koluma demir battı. Ben kimseyi öldürmedim."
"Sen vazgeçmedin. Son anda gördüğün bir şey yüzünden döndün. Neydi o gördüğün?"
"Dinleyin başımın belaya girmesini istemiyorum. Zaten ülkeme dönüyorum. Biletimi aldım. Lütfen beni bırakın."
"Eğer istediğimi bana verirsen, seni polis koruması eşliğinde o uçağa binene kadar korurum. Yeter ki bana Faik'i kimin öldürdüğünü söyle."

"O gün ben o atölyenin kapandığını düşünerek oraya mazgaldan girmek istedim. Sürünerek geldiğimde içeriden seslerin geldiğini duydum. Mazgalı yavaşça kaldırıp içeri göz gezdirdim. İki adam vardı. Birisinin üzerinde koruyucu kıyafetler vardı. Diğeri ise takım elbiseliydi. Takım elbiseli adam ortağın bize olan borcunu ödemedi. Sende verdiğin sözü tutmadın. Bunun hesabını vereceksin diye bağırdı. Bunun üzerine yanlarına bir kişi daha geldi. Durun lütfen durun söz veriyorum borcumu ödeyeceğim diye yalvarıyordu. Bu sırada koruyucu kıyafeti olan adam kepçe benzeri bir şeyi takım elbiseli adama doğru savurdu. Adam bu saldırıdan kurtulup belinden çıkarttığı silahı ile üç kez ateş etti. Hatta o sonradan gelen adama da bir el ateş etti. Ama adam borcumu ödeyeceğim diyerek yemin ediyordu. Sonra takım elbiseli adam ile bir süre konuştular.  Ardından adam elindeki silahı içinde alevler olan kazanın kapağını açıp içine attı. Silahın içindeki mermilerin patlamasıyla sağa sola çarpma seslerini duymuştum. Sonra takım elbiseli adam arka kapıdan çıkıp gitti. Sonradan gelen adamda takım elbiselinin arkasından kapıyı sıkıca kilitledi. Çok korkmuştum. Hızlıca geri dönmeye çalışırken demir koluma battı. Korkuyla çıkıp oradan uzaklaştım."
"Takım elbiseli adamı ve diğer adamı tarif edebilir misin?"
"Hayır ikisinin de sırtından gördüm."

Saffet odadan çıkıp Ziya'yı getirin dedi. Saber'i odadan çıkartıp sorguyu izlemek için kullanılan odaya aldı. Ziya'yı da sorgu odasına koydu.
"İyi bak bakalım. Arkasından gördüğün adamlardan birine benziyor mu?"
"Evet sol kulağının altında kırmızı bir yara vardı. Bu o adam olabilir."
"Tamam, Saber'i nezarethaneye götürün"

 
Saffet ilk teşhisin ardından sorgu odasına girip Ziya'nın karşısına oturdu.
"Neden Ziya? Neden arkadaşını bu şekilde katledilmesine göz yumdun?"
"Ne dediğinizi anlamıyorum."
"Vakkas ile birlikte kumar borcunuz vardı. İkiniz mahalleden değil kumar nedeniyle tanışıyordunuz değil mi? Artık her şey bitti. Anlatmak zorundasın Ziya!"
"Evet, ne yazık ki iki yıldır kumar denen illete düştüm. Farkında olmadan çok borçlanmıştım. Vakkas ile bu sayede tanıştık. İkimizde borcumuz yüzünden tehdit ediliyorduk."
"Peki bu hikayede Faik neden yandı?"

Ziya dayanamayarak ağlamaya başlamıştı. Saffet ona bir peçete uzattı ve konuşmaya devam etmesi için bir süre bekledi. Ancak Ziya'nın ağlamaya devam etmesi üzerine daha fazla bekleyemedi. 
"Artık anlatma vakti geldi. Her şeyi olduğu gibi anlat."
"Kumar borcum yüzünden zor zamanlar geçiriyordum. Vakkas bana ortaklık karşılığı kumar borcumun bir kısmını ödemeyi teklif etmişti. Bende bunun için onu ortak yapmaya çalışıyordum."

"Vakkas'dan öğrendiğimize göre işten atılmıştı. Birikmiş bir parası da yüksek ihtimalle yoktu. Günü birlik işlere giden bir adamın sana ortak olabileceğine nasıl ikna oldun?"

"Vakkas'ın hanımının altınları varmış. Onları satıp bana verecekti. Bende bunlarla bir kısım borcumu ödeyecektim. Karşılığında Vakkas, atölyeye ortak olacaktı ve düzenli geliri sayesinde o da borcunu ödemeye başlayabilecekti. Üstelik borç bittikten sonra da devamlı bir işi ve ortaklığı olacaktı. Ama Faik bunu kabul etmedi. Durumumu anlatınca da senin borcunu ben üstleneceğim. Beraber bu borcu bitireceğiz dedi. O bana inanmıştı. İlk taksiti ayarlayıp bana verdi. Git öde dedi. Bende ödeme yapmak için kumarhaneye gittim. Vakkas'da oradaydı. Aklıma girdi. Taksit ödemekle bitmez. Gel son kez bir kez şansımızı deneyelim. Eğer parayı katlarsak senin de benimde borcumu tek seferde kapatırız dedi. Ona inandım ve oynadığımız iki oyunu da kaybettik. Taksiti ödeyememiştim. Bunu Faik'e söyleyemedim. Akşam borcumun olduğu kumarhanenin tahsilatçısı arka kapıdan gelmiş. Faik ile onları yan yana görünce afalladım. Sakinleştirmeye durumu anlatmaya çalıştım. Faik ben paranızı gönderdim. Borcumdan başka bir şeye çökemezsiniz deyip demir korunu karıştırmakta kullandığı kepçeyi adama doğru salladı. Adamda bunun üzerine silahını çıkartıp ona ve bana ateş etti. Faik yere yığılınca, adam afalladı. Bana beni kurtar borcunu ödemiş sayalım dedi. Bende silahını demir ocağına attırdım. Silah tüm parçalarıyla orada eriyip yok oldu. Adamı da arka kapıdan çıkartıp kapıyı kilitledim. Dönerkende fişeklere ait boş kovanları da toplayıp kazana attım. Sonrada bir şey olmamış gibi diğer kısma geçtim. Olaydan yaklaşık yarım saat sonrada Faik'in bulunduğu bölüme çalışanlar ile birlikte tekrar gittim."
"İlk başta senin gittiğini anlamadılar mı? Ya da onları susturmak için ne teklif ettin ?"
" İlk gittiğimde tuvalete gidiyorum diyerek yanlarından ayrıldım. Genelde lavabo ihtiyacına gittiğimde hep on beş yirmi dakika kadar zaman harcardım. Bu yüzden şüphelenmediler. Yanlarına dönerken de ellerimi ıslatıp döndüm. Çok pişmanım. Dostumu sattığım için ölümüne sebep olduğum için çok pişmanım."
"Pişmanlığın Faik'e faydası yok. Vakkas'ın bu olayda bir dahli var mı?"
"Hayır efendim. Onun başta parayı kaybetmemiz dışında başkaca bir yere dahli yok."
"Tamam bu anlattıklarını yazılı olarak da vereceksin. Ayrıca şu kumarhane ve adamın da adını ve
adreslerini arkadaşlarla paylaşacaksın."
"Elbette, ne gerekiyorsa her şeyi yapacağım."

 
Kumarhane Şişli'de bir apartmanın bodrum katındaydı. Baskın yapıldığında Faik'in katili olan Nejat'ta oradaydı. Karakola getirildiğinde her şeyi Ziya'nın anlattığı gibi itiraf etmişti. İfadelerin uyuşmasıyla artık olay aydınlanmıştı. Dosya hazırlanıp savcıya iletilmiş ve artık  dosya kapanmıştı. 

Bir kumar borcu hiç suçu olmayan birinin hayatıyla ödenmişti.