(Deprem sonrası Güneş krallığında)
Zerophion aurasından dolayı Güneş krallığında büyük yıkımlar olmuştu.Askerlerin ellerinde alaca karanlığı aydınlatan meşalelerle yıkılmış evlerin yanlarında koşuyorlar, bazıları ise yıkılmış evlerin yıkıntılarını kaldırıyorlar, enkazdan insanları kurtarmaya çalışıyorlar.
Bir küçük kız elinde oyuncak ayısıyla tek gözünü silerek ağlıyor.
— Anne!! Nerdesin, korkuyorum.
Sesi koşan askerlerin bağırışları içinde kaybolarak.
O sırada yıkıntıların arasında kadın eli gevşek şekilde gözüküyordu.
Sarayda da aynı kaos hâkimdi. Askerler sarayda koşturuyor.
1.75 boyunda, atletik vücutlu, sarı saçlı, üzerinde sarı hatlarla süslenmiş beyaz kıyafetli, kafasında taç olan, tacın üzerinde Güneş simgesi olan birisi hızlıca yürüyen yirmi dördünde gözüken birisi vardır.
Hızlıca yürüyordu, etrafında yüksek rütbeye sahip görünen kişiler de yanında yürüyorlardı.
— Kralım köprülerin çoğu yıkıldı, hasar görmüş yerlere yardım gönderemiyoruz.
Orta yaşlı bir adam elindeki belgeyi uzatarak.
— Şu anki raporlara göre ölü sayısı bini geçti kralım.
Başka orta yaşlı biri der.
— Düşünüyorum, sakin olun biraz.
Genç kral yürüyerek.
Yürümeye devam ederken bir odaya yaklaşırlar, kapının önündeki askerler kralı görünce kapıyı açarlar.
Kapı açıldığında geniş ve süslü bir oda vardır, odanın sonunda biraz yüksekte taht vardır. Kral ve etrafındakiler odaya girerler.
Kral tahta yaklaşarak oturur.
Etrafındaki kişiler de çoğu sağa ve sola şeklinde ikiye ayrılıp yan yana dururlar.
— Diğer krallıklar ne durumda.
Odada yan yana durmuş kişilere bakarak.
— Daha haber gelmedi kralım.
Diğerlerine göre daha genç birisi söyler.
Tam başka bir şey söylemek için ağzını açmışken odaya tek gözünde yara izi olan, heybetli, sakallı ve son derece ciddi ve sert ifadeye sahip biri girer. Tahtın önünde diz çöker.
— Kral Kyle, iki gün önce güneye gönderdiğimiz keşif birliğimiz saldırıya uğramış, sadece biri kurtulmuş, o asker de ağır yaralı.
Kafasını eğerek.
Odadaki herkes bu sözleri duyunca derin nefes verdiler.
Biri öne çıkarak.
— Bu imkansız! O keşif birliğinde eğitimli 50 asker vardı.
Bu sözlere Kral Kyle bile şaşırmış görünüyor.
— Bu nasıl mümkün olabilir komutan Nolan.
Kyle biraz öne eğilerek.
— Yaralı askerden bayılmadan önce aldığım bilgiye göre doğuda uğursuz bir kale belirmiş, kalenin içinden de zırhlı ve silahlı iskeletler çıkmış.
Biraz nefes aldıktan sonra Nolan.
— Keşif birliğimiz iskeletleri yok etmek için ormanda tuzak kurmuşlar. İskeletler tuzağa yakalanınca keşif birliği saldırmış, iskeletlerle keşif birliği arasında bir savaş çıkmış ama birliğimiz yenilmiş, yaralı asker de krallığı bilgilendirmek için kaçmış.
Diyerek devam eder.
Nolan'ın bu sözlerinden sonra oda ölüm sessizliğine gömüldü.
— Keşif birliğimiz kaç iskelet yok etmiş.
İçlerinden birisi cılız bir sesle söyler.
— Askerin saydığına göre 10 iskelet varmış, asker kaçarken hâlâ 10 iskelet varmış.
Nolan odaya bakarak cevap verir.
— 10 iskelet, 50 eğitimli askerli birliğimizi yendi, üstelik güneyde uğursuz aurasına sahip bir kale birdenbire ortaya çıktı, öyle mi?
Kyle çenesini okşayarak.
— Evet kralım öyle.
Diye cevapladı Nolan.
— O zaman bunun tek bir anlamı var.
Odadaki orta yaşlı adam çenesi titreyerek.
Odadaki herkes bunun tek bir anlama geldiğini biliyordu. Bunun tek anlamı ise insanlığın en büyük tehdidi olan şeytan kral ortaya çıkmıştı, ama en kötü haber bu değil. Bunun nedeni hâlihazırda zaten bir şeytan kralın olmasıydı.
— Bu şaka olmalı, zaten bir şeytan kral var, şimdi bir tane daha mı şeytan kral ortaya çıktı.
Orta yaşlı adamın dişleri titreyerek.
(İkinci bir şeytan kral daha, ilkini bile yenemezken başka bir şeytan kral çıktı.)
Kyle derin derin düşünüyor.
Odadaki herkes kendi aralarında tartışıyorlar, her yönden farklı fikirler geliyor.
— Orduyu toplamalıyız.
Birisi bağırarak.
— Diğer krallıklara haber vermeliyiz.
Başkası bağırır.
— Kralım artık kahraman çağırmalıyız.
Nolan'ın sesi gürültüyü delerek odayı susturdu.
Odadaki herkes şaşkınlıkla diz çökmüş Nolan'a bakıyorlar, çünkü geçmişte kahraman çağırmaya çalışmışlardı ama sonuç istedikleri gibi olmamıştı.
(Geçmişe Dönüş)
Bir adam sarayın koridorda çılgınca ve hızlıca koşuyordu. Önündeki kapıya yaklaştığı halde hızını kesmeden koşmaya devam etti, kapıyı sertçe açarak taht odasına girdi.
Tahttaki oturan yaşlı adam odaya giren adama yorgun gözlerle bakıyor.
— Ne oldu? Sebas taht odasına böyle saygısızca girmek için ne gibi bir haber getirdin?
Kral yorgun bir ses tonuyla.
— Kral Geralth, kuzeybatıda şeytan kral ortaya çıktı.
Adam nefes nefese kalarak.
Kral Geralth'ın gözlerindeki yorgunluk bir anda yok oldu, bunun yerine gözleri korku ve tedirginlikle doldu.
(Devam edicek...)