Her şey vardı.
Bunu artık biliyordum.Sanki gözlerimin önündeki perde kalkmış, dünya ilk kez bütün renkleriyle karşıma çıkmıştı.Daha önce sadece bakıp geçtiğim şeylere şimdi başka bir yerden bakıyordum.Yanımdan geçen insanların yüzlerinde, bilmediğim hayatların izlerini arıyordum.Otobüs durağında sessizce bekleyen bir kadının aklından neler geçtiğini merak ediyordum.Bir yabancının gülümsemesinin ardında hangi hikâyenin saklı olduğunu düşünüyordum.Sanki herkesin içinde görünmeyen bir roman vardı ve ben ilk kez bunu fark ediyordum.Kalbimde büyüyen duygu, yalnızca bir insana duyulan sevgiden ibaret değildi.Dünyaya bakışımı değiştiren, en küçük ayrıntılara bile anlam yüklememi sağlayan bir dönüşümdü.Bir rüzgârın tenime değmesi, bir yağmur damlasının saçlarıma düşmesi, sokaktan geçen bir insanın gözlerindeki ifade…Hepsi bir anda hayatın bana sunduğu küçük mucizelere dönüşmüştü.Ben artık sadece yaşamıyordum.Hissediyordum.Yüzünü düşündüğümde aklımda kalan ilk şeylerden biri, o unutamadığım yüz hatlarıydı.Her ayrıntısı hafızamda ayrı bir yere sahipti.Uzun ve sıralı kirpikleri bakışlarına derinlik veren, insanın gözlerini kaçırmak istemediği bir ayrıntıydı bu.Bazen bir insanın yüzünde sadece güzellik değil, bir hikâye de saklıdır.Onun yüzünde de yaşadıklarının izlerini, sustuğu cümleleri, geride bıraktığı yılları hissederdim.Gözlerine baktığımda yalnızca bana bakan bir çift göz görmezdim.İçinde yorgunlukları, hayalleri ve bütün o kendine ait dünyasıyla karşımdaki insanı görürdüm.Ve ben, o yüzün en küçük ayrıntılarını bile unutamayacağımı daha o günlerde anlamıştım.Uzun uzun mesajlaşmalarımız devam ediyordu.Geceler, kelimelerin içinde uzayıp gidiyordu.Bazen ne kadar konuştuğumuzu, saatin kaç olduğunu fark etmiyordum.Onu tanıdıkça, anlattığı her şeyde kendimden bir parça buluyor;her yeni cümlesiyle ona biraz daha yaklaşıyordum.Öyle bir hâle gelmiştim ki, günün en sıradan anlarında bile onu görür olmuştum.Yediğim bir yemekte, duyduğum bir şarkıda, sokaktan geçen bir görüntüde…Aklımın bir köşesinde hep o vardı.Hayatın içindeki küçük ayrıntılar, fark etmeden onunla bağlantılı bir anıya dönüşüyordu.Sanki dünya aynı dünyaydı ama benim baktığım yer değişmişti.Her şeyin içinde ondan bir iz, ona dair bir his arıyordum.Bahçeli, kendi halinde bir evimiz olacaktı.Bu hayalin kendisi bile içimde tarifsiz bir heyecan uyandırıyordu.Sanki daha yaşanmamış günlerin sıcaklığını şimdiden hissediyordum.Küçük bir bahçe, sakin akşamlar, birlikte geçirilen sıradan ama bize ait anlar…Bu düşünceler yavaş yavaş tüm bedenimde yer edinmeye başlamıştı.Bir de kedimiz olacaktı.Evimizin içinde dolaşan, bazen bizi güldüren, bazen sessizce yanımıza kıvrılan küçük bir can…Hayatın en basit anlarını bile güzelleştirecek bir parçamız.Bütün bunlar henüz birer hayaldi belki ama benim için gerçeğe çok yakındı.Geleceğimizin bir köşesinde bizi bekleyen, adı konmamış bir hayat vardı.Ben o günlerde sadece bir insanı sevmiyordum.Onunla birlikte kurulabilecek bir hayatı da seviyordum.Bu his hiç bitmesin istiyordum.Zaman biraz yavaşlasa, o anlar biraz daha uzun sürse ve hayatımın geri kalanında hep böyle devam etseydi…Onun varlığı, günlerimin içine öyle doğal bir şekilde yerleşmişti ki artık yokluğunu düşünmek bile istemiyordum.Hayatımda hep olmalıydı.Sabahlarımda, akşamlarımda, en sıradan anlarımda bile…Bir insanın hayatına nasıl bu kadar kısa zamanda bu kadar derinden dokunabildiğine şaşırıyordum.Daha önce hiç bilmediğim bir huzurun içindeydim.Onunla konuşmak, onu düşünmek, geleceğe dair küçük hayaller kurmak bile bana ait olduğum bir yere yaklaşmışım gibi hissettiriyordu.Tek istediğim, bu duygunun hiç eksilmeden benimle kalmasıydı.Kalbim ilk kez bir yerde durmak istemişti.Tüm bu hislerimin karşılıklı olduğuna inanmak istiyordum.Onun da benim gibi hissettiğini, benim kadar heyecanlandığını, aynı hayallere aynı sıcaklıkla baktığını bilmek istiyordum.Bir yandan içimde tarifsiz bir mutluluk büyürken, diğer yandan o mutluluğun gölgesinde başka bir duygu da vardı.
Korku…
Böylesine güzel bir şeyin ardından gelebilecek bir kaybın korkusu.İnsan bazen en çok mutlu olduğu yerde, o mutluluğu kaybetme ihtimalini de düşünmeye başlıyor.Hayat bana ilk kez bu kadar güzel bir şey sunmuştu ve ben, onu elimden alabilecek herhangi bir ihtimalden bile ürküyordum.Kalbim ona doğru büyük bir güvenle yürürken, aklım bir köşede sessizce “Ya bir gün biterse?” diye soruyordu.Mutlulukla korkunun aynı anda var olabildiğini o zaman öğreniyordum.Belki de sevmenin en gerçek hâli buydu;birine bütün kalbinle yaklaşırken, o kalbi kırılmaya da açık bırakmak…
İlk karşılaşmamızın üzerinden tam 3 hafta geçmişti.O üç haftanın nasıl geçtiğini anlamamıştım.İçimde büyüyen heyecanla ikinci buluşmamızı bekliyor, zamanı hızlandırmak ister gibi dakikaları sayıyordum.Tam da o günlerde, hiç beklemediğim bir anda bir sürpriz yaptı.Beni evimden almaya geldi.O an öyle hazırlıklı, özenli bir hâlim yoktu. Sıradan bir günün içinden, sade ve biraz da salaş bir şekilde çıkıverdim evden. Üzerimde büyük bir hazırlığın, uzun uzun düşünülmüş bir görüntünün izi yoktu.Ama belki de asıl güzelliği buydu.Onun bu küçük sürpriziyle anlatmak istediği şeyi anlamıştım.Beni sadece hazırlanmış, en güzel hâlimle değil; olduğum gibi görmek istiyordu.Günlük hâlimle, doğal hâlimle, hayatın içindeki gerçek hâlimle.Belki de bu yüzden gelmişti kapıma.Bana, olduğum hâlimin de yeterli olduğunu hissettirmek için.Ve ben o an, bir insanın size gerçekten bakmasının ne demek olduğunu biraz daha anlamıştım.Yaklaşık yarım saat kadar yürüdük.O yürüyüşün içinde öyle büyük cümleler yoktu belki ama benim için çok şey vardı.Yan yana ilerlemek, aynı yolda olmak, arada birbirimize bakmak.Her şey kendi içinde ayrı bir anlam taşıyordu.Sonra elimi tuttu.İlk gerçek temasımızdı bu.Küçük bir hareket gibi görünse de benim için kalbimde uzun süre yankılanacak bir andı.Parmaklarının elime değdiği o saniyede içimde tarifsiz bir heyecan oluştu.Aramızdaki mesafe ilk kez gerçekten kapanmıştı.Bir insanın elini tutmak bazen sadece bir dokunuş değildir.İçinde güveni, yakınlığı ve “ben buradayım” duygusunu taşır.O gün, yürüdüğümüz yolun uzunluğunu değil; elimde kalan o sıcaklığı hatırladım.Bazı anlar kısa sürer ama insanın içinde yıllarca yürümeye devam eder.O zamana kadar yaşadığım bütün hayal kırıklıkları, bütün kırgınlıklarım sanki yavaş yavaş yerini başka bir duyguya bırakıyordu.İlk kez gerçek bir şeyin içinde olduğumu hissediyordum.İçimdeki boşluklar, cevap bekleyen sorular, geçmişten kalan izler…Hepsi o an biraz olsun sessizleşmişti.İçimden hayata teşekkür ettim.Beni o ana getiren zamana, karşıma onu çıkaran tesadüflere, yaşadığım bütün yollara.Belki de bütün o yaşananların bir anlamı vardı.Belki de insan, doğru kişiye ulaşmadan önce bütün yanlış yolları yürümek zorunda kalıyordu.O an ona söylemek istediğim çok şey vardı.İçimde anlatacak kocaman bir dünya vardı ama kelimeler sadece tek bir cümlede buluşabildi.
“Siyaha sevgim senden… Sen de artık bensin zaten.”
Belki basit bir cümleydi dışarıdan bakıldığında.Ama benim için o cümlenin içinde biriken bütün bekleyişler, bütün umutlar ve bütün sevgi vardı.O an, kalbim ilk kez bir yere ait hissetmişti.