İçeriğe geç

SU VE ATEŞ

Kahvem çoktan soğumuştu.O günden sonra kahveyi soğuk içmek bana daha fazla keyif verecekti.Gerekçem bu defa herhangi bir yere telaşla yetişmeye çalışmak ya da kafamı meşgul eden başka bir şey değildi.Sebebi, Selim’in bedenimde bıraktığı o büyünün etkisiydi.Üçüncü en sevdiğim kahve de böylece bu soğuk kahve oluvermişti.Hava biraz daha ısınmaya başlamıştı.Bunu değerlendirmek için sahile gitmeye karar verdik.Büyüleme sırası bendeydi.Bedenimde onu etkileyeceğine inandığım bir sürü detayım vardı.Bunların farkında olmak, onun bakışlarında kendimi görmek hoşuma gidiyordu.Sahile indiğimizde yere serilmiş bir örtünün üzerinde en sevdiğim meyvelerden oluşan bir tabak ve iki şarap kadehi bizi bekliyordu.İlhamımın nereden geldiğini artık anladığınızı düşünüyorum.Bir süre orada oturup her zamanki sohbetlerimizi ettik.Sonra denize girme fikri ilk olarak Selim’den geldi.Üzerimdeki elbiseyi çıkarırken ilk baktığı yerin belimin inceliği olduğuna emindim.Sarıldığımızda ya da yolda yürürken, bir anda yaptığı ilk hamle çoğu zaman ellerini belime koymak oluyordu.Ben ise daha denize girmeden onun nasıl yüzdüğünü merak etmeye başlamıştım.Birçok konuda iyi olduğu gibi sevgilim Selim, bu konuda da çok iyiydi.Denizde de sadece onu izledim.Geniş, hafif kumral omuzları… Abartısız karın kasları…Denizle öylesine uyumluydu ki gözlerimi ondan alamıyordum.Yine büyülenenin kendim olduğunu düşünürken Selim karşımda belirdi.“Esen, sensiz bir hayat artık düşünemiyorum.Her şeyin senin yanında daha kolay yoluna girecek olması fikri bir an bile aklımdan çıkmıyor.” dedi.Sonra belimden tutup beni kendisine çekti ve tekrar öpmeye başladı.Kendimi kurda teslim olmuş bir kuzu gibi hissediyordum.Bana ne zaman dokunsa bedenimin her yeri aynı anda titriyordu.Hayır Selim, korkudan değildi.Belki biraz korkuydu.Seni kaybetme korkusu, büyünün bozulacak olma korkusu.Ama en çok da bütün bu duygularla yeni doğmuş gibi tanışıyor olmamdandı.Âşık insanları düşünürdüm.Yazarları, şairleri..Bazen okuduğum bir yazıda, o cümleleri yazdıran kişinin kim olduğunu merak ederdim.Bir insanın başka bir insana, bir yere ya da bir eşyaya nasıl böyle ilham olabildiğini düşünürdüm.Selim, bunların cevabını bende bıraktı.

Biraz daha güneşlendikten sonra eve dönüp üzerimizi değiştirdik ve kiliseye doğru yola çıktık.Yürüdüğümüz yolu ormanlık alandan yana tercih etmiştik.Bir yerde dinlenmek için durduğumuzda Selim kendini yeşilliğin üzerine bıraktı.Güneş, ağaçların arasından süzülüp yüzüne vuruyordu.Elini uzattı.Ben de elinden tutup yanına uzandım.Güneş ışıkları ilk kez bedenime nüfuz ediyor gibi hissetmiştim.Bu kez onu öpen ben oldum.Kendimi yağmura susamış toprak gibi hissediyordum.Bir müddet orada öylece kaldık.Kiliseye girdiğimizde Selim, tarihi bilgisiyle beni yine şaşırtmaya başladı.Kilisenin ne zaman yapıldığını, neden yapıldığını anlatıyor, bildiği her ayrıntıyı benimle paylaşıyordu.Bilmediği şeyleri de orada beraber öğrendik.

Hava kararmaya başlamıştı.Sahil yolundan bir balıkçıya doğru yürümeye başladık.Mekâna girer girmez birkaç kişi Selim’e selam verdi ve önceden rezerve edilmiş masamıza kadar bize eşlik etti.Burası benim için Selim’i başka bir hâliyle tanıma fırsatıydı.Tanımadığı insanlarla nasıl konuştuğunu, daha önce tanıdığı insanlara nasıl davrandığını izliyordum.Masamıza önce meze tepsisi geldi.Selim birkaç meze seçti.Dikkatimi çeken şey sipariş vermemiş olmasıydı.Tam bunu düşünürken garsonlardan biri, “Her zamanki menüyü hazırlatıyoruz.” dedi.İçimden bir şey koptu.Hepinizin aklına geleceği gibi benim de aklımdan aynı soru geçti:Acaba daha önce kiminle gelmişti sevgilim?Kim benim oturduğum bu sandalyede oturmuş, Selim’le aynı manzaraya bakarak onunla sohbet etmişti?Kim onun burada neyi sevdiğini biliyordu?Aklımdan geçenleri okumuş gibi bana baktı.“Buraya daha önce hiçbir kadınla gelmedim.” dedi.İçim bir kuş kadar özgürdü artık.Rahatça oturabilir, masanın üzerindeki her şeyin, denizin, gecenin ve yanımdaki adamın tadını çıkarabilirdim.Sonradan öğrendiğim bir bilgiydi, Selim buraya daha önce tek başına gelirmiş.O masaya oturur, hayatına dair kararlar alır ve sonra kalkıp gidermiş.Yine içimden hayata teşekkür etmiştim.Onu hak edecek kadar güzel neler yaptığımı düşünmüştüm.Onsuz geçirdiğim yirmi yıllık hayatımda yaptığım şeyler aslında çok sıradandı.Okula gidip geliyordum. Ufak ama güzel bir arkadaş çevrem vardı.İleriye dönük hayallerim daha çok kariyerim üzerine kuruluydu.Mükemmel bir ailem vardı.Kendi içimizde saygıyla, sevgiyle büyüdüğüm bir aile…Ve ben Selim’i onlarla tanıştırmak için can atıyordum.Babamla saatlerce konuşabilirlerdi.Annem ona mükemmel yemeklerinden yapardı.

Bunların hepsi hâlâ aklımda Selim.Geçen hiçbir süre zarfında bunları unutmayı başaramadım.Daha tuhafı, unutmak için hiçbir çaba da göstermedim.Bütün bunlar hâlâ seninle benim içinmiş gibi geliyor.Sanki o günlerde kurduğumuz hayat, zamanın bir yerinde hâlâ bizi bekliyor.Güzel olan ne varsa sende kaldı sevgilim.Ben de o güzelliklerin hatırasıyla kaldım.

Selim’in o gece sadece benim tarafımdan hayranlıkla ve büyük bir saygıyla karşılanan biri olmadığını anlamıştım.Kendisinden büyük küçük herkes ona ayrı bir saygıyla bakıyordu.İnsanların yüzünde onu gördüklerinde beliren o ifade, gözlerinin içindeki parıltı, ses tonlarının bir anda değişmesi.Hepsi dikkatimi çekiyordu.O gece ilk kez, benim ona duyduğum hayranlığın yalnızca bana ait olmadığını gördüm.Ve içimden geçen tek şey şuydu:Bu adam nefesimin son anına kadar benim olmalıydı.

Selim çakırkeyifti.Cümlelerinin hafifçe kaymasından anlamıştım.Kelimeler ağzından her zamankinden biraz daha yavaş çıkıyor, yüzündeki o kendine has ifade daha da belirginleşiyordu.Ben zaten sarhoştum.Fazla içtiğimden değil.O gün yaşadığım her şeyin ağırlığından.Onun yanında geçirdiğim saatler boyunca her ayrıntı zihnimin bir yerinde kendine bir yer buluyordu.Bir gün bunları yazacağımı bilmiyordum ama içimdeki bir taraf sanki biliyordu.Masadaki kadehi, denizin sesini, yüzüne vuran ışığı, söylediği cümleleri, yürürken elinin bana gelişini..

Hiçbirini kaybetmek istemiyordum.Şimdi düşündüğümde, o gece yaşadığım her şeyi hafızamın çok derin bir yerine saklamışım.Çünkü bugün onun hayatımdaki bütün ayrıntıları hâlâ orada.

Bir kelimede.

Bir kokuda.

Bir şarkıda.

Bir sokakta.

Bazen hiç beklemediğim bir anda.

Oradan kalkıp meydana doğru yürümeye başladık.Saat biri geçiyordu.Ada gecenin içine çekilmişti.Etrafımızdaki her şey yavaşlamış gibiydi.Ben ise onun yanında yürürken hayatımın en güzel gecelerinden birinin içinde olduğumu hissediyordum.Meydana geldiğimizde beni belimden tutup kendisine çekti.Bir anda bütün dünya sustu.Sonra beni öpmeye başladı.Dakikalarca.O kadar uzun sürmüştü ki zamanın gerçekten durduğunu düşünmüştüm.O sırada başka hiçbir şeyi düşünmüyordum.Ne ertesi günü, ne eve dönüşü, ne hayatın bize bundan sonra ne getireceğini.Sadece onun kollarının arasındaydım.Ağzındaki rakının, balığın ve soğanın birbirine karışmış kokusunu bugün bile bütün açıklığıyla hatırlıyorum.Garip olan şu ki, o kokunun içinde bile bana güzel gelen bir şey vardı.Soğanın kokusunu bile çekilebilir kılan bir yakınlıktı bu.İnsan sevdiği birine dokunduğunda onun bütün ayrıntılarını seviyordu galiba.Sesini.Tenini.Nefesini.Hatta başkasının rahatsız edici bulabileceği bir kokuyu bile.Ben o gece onun kokusunu içime çekiyordum.Ve bilmiyordum ki bazı geceler insanın hayatında yaşanıp bitmiyor.İçinde kalıyor.Yıllar sonra bile bir koku, bir şarkı, bir gece yarısı yeniden ortaya çıkıp aynı yere dokunuyor.Benim için o meydan hâlâ orada.

Saat biri biraz geçmiş.

Ada sessiz.

Selim çakırkeyif.

Ben sarhoş.

Ve ikimizin arasında, yıllar geçmesine rağmen hafızamdan hiç silinmeyen o öpücük.

Şu an bunları yazarken sigaram çoktan sönmüş sevgilim.Kül olmuş bir şeyin yeniden yanmayacağını düşünür insan.Oysa bazı ateşler, alevini kaybettikten sonra bile içten içe korunu saklıyor.Üzerine kül çöktükçe görünmez oluyor, ama yok olmuyor.

Belki de seni yıllardır böyle taşıyorum.

Dışarıdan bakıldığında çoktan bitmiş bir yangının küllerinden ibaretim.Hayat devam etmiş, mevsimler değişmiş, yıllar birbirinin içinden geçip gitmiş.Ama kimsenin göremediği bir yerde, o küllerin altında hâlâ kızıl bir kor duruyor.Senin bıraktığın.

Bazen bir şarkıyla yeniden kızarıyor, bazen bir kokuyla, bazen de hiç beklemediğim bir cümlenin içinde nefes alıyor.Sigaramın külünü silkeleyip yeniden yazmaya devam ediyorum.Garip olan şu ki, önümde yalnızca kül var.İçimdeyse hâlâ ateş.Ve ben, bütün bu yıllar boyunca sönmüş görünen bir yangının içinde seni sevmeye devam ediyorum.