İçeriğe geç

MAVİ DUVAR

Bizi Beşiktaş İskelesi’ne götürecek otobüse binip yaklaşık kırk beş dakika içerisinde iskeleye vardık.Kahvaltımızı adada yapacaktık.Bunun için öncesinde sözleşmiştik.Vapura bindiğimizde Selim cebinden bir çift kulaklık çıkarıp birini bana uzattı.Burada bile bir çifttik.Arka planda o zamanlar dinlerken birçok duyguyu aynı anda hissettiğim, şimdi ise ne zaman duysam bedenimin her yerinde yalnızca acıyı hissettiren Haramiler’in Mavi Duvarı çalıyordu.Denizin mavisi, gökyüzünün mavisi ve bizim mavimiz.Hepsi aynı anda karşımdaydı.Beni çok fazla hayale sürüklemişti.Biliyorsun Selim.Yazmak, hayal kurmak o zamanlar da en sevdiğim şeyler arasındaydı.Bir şarkı bile benim için koca bir hikâyeye dönüşebilirdi.Kurduğum hayallerin arasında ayaklarım yerden kesilmişken, bir anda şalvarlı bir ablanın önüme doğru uzattığı gülle irkildim.Tahmin edilmesi güç olmasa gerek, Selim gülü aldı.O gül hâlâ en sevdiğim romanın arasında duruyor.Benimle birlikte yıllandı, yaşlarıma eşlik etti.O gün vapurda elimde tuttuğum şey, yıllar sonra dönüp baktığımda koskoca bir zamana dönüşecekti.O sırada bana öyle geliyordu ki herkes bize bakıyordu.İnsanların gözlerinde, yan yana duran iki kişiye bakarken oluşan o tanıdık ifadeyi görüyordum.Ne kadar güzel bir çift olduğumuzu düşünüyorlardı sanki.Adaya indiğimizde Selim, kahvaltı yapacağımız yeri çoktan ayarlamıştı.Butik bir otelin teras katında bizim için bir masa hazırlanmıştı.Masada ilk dikkatimi çeken şey, sevdiğim kahvaltı çeşitleri ve diyet ekmek oldu.Bunların hepsinin önceden düşünülmüş olması…Neyi sevdiğimi bilmesi, hatta benim söylememe gerek kalmadan bunları hazırlatmış olması…Ah Selim.Tuzlu kahvaltı çeşitleri bile ağzımda tatlı bir tat bırakıyordu.“Hiçbir şey ağzımın tadını bozamaz.” deyimiyle bütünleşmiş gibiydim.Selim’in en sevdiği şeyler arasında kahvaltıdan sonra iki tane sigara içmek vardı.Kahvaltı boyunca her zamanki gibi araştırıp öğrendiği bir sürü bilgiyi benimle paylaşmıştı.Bu bilgilerin çoğunun bir gün işime yarayıp yaramayacağını bilmiyordum.Hatta büyük ihtimalle hiçbir zaman kullanmayacaktım.Ama onun anlattığı anlamlı, anlamsız her şeyi dinlemek de benim en sevdiğim şeyler arasındaydı.Sesi, küçük bir bebeği uyutmak için söylenen ninniler kadar huzur veriyordu.Ben de onun yanında bir bebek kadar masumlaşıyordum.Bir şeyi özetlemem gerekseydi, tam olarak bu olurdu.Yapım gereği gittiğim birçok yerde bir saatten fazla kalamazdım.Bir süre sonra içimde gitme isteği belirirdi.Onun yanında ise sadece kalmak, durmak yetiyordu.Her şeyi benim yerime de düşünüyor oluşuna hayrandım.Bana ondan başka düşünecek hiçbir şey bırakmıyordu.Ada sessizdi.Hava biraz serindi.Denizin dalga sesi bulunduğumuz yere kadar geliyor, hatta denizin kokusu bile rüzgârla birlikte bize ulaşıyordu.Ben yine bulunduğum yerin, yanımdaki insanın ve yaşadığım şeyin içinde kaybolmuşken Selim birden bana baktı.“Esen, sen kahvaltıdan sonra içtiğim iki sigara gibisin.” dedi.Durup bu cümlenin içindeki derin anlamı düşündüm.Hâlâ ara ara düşünüyorum, itiraf edeyim.Evet, öyleydi.Zaman içerisinde bir sevgili olmanın çok daha ötesine geçtiğimi anlamaya başlamıştım.Bir zaaf da olmuştum artık.Hiçbir şeyi bensiz yapmak istemediğine o kadar emindim ki, bu eminlik bana da onsuz bir anı düşündürmüyordu.Sonra kalkıp komşu Nermin ablanın evine doğru yürümeye başladık.Yolda iki gün boyunca yapacağımız şeyleri konuştuk.Selim her şeyin planlı ilerlemesinden hoşlanan bir adamdı.Bu özelliğimiz birbirimize fazlasıyla benziyordu.Eve varır varmaz bana bir kahve hazırlayıp üçüncü katın balkonuna çıkardı.Karşımda adanın yarısı vardı.Mavili, yeşilli, sessiz ve huzurlu…Ama benim esas manzaram yanımdaydı.Bana bırakmış olduğun eserlerin esenliğiyle hâlâ hayatıma devam ediyorum Selim.Seni atlatmak, hayatımın bir köşesinden bile çıkarmak istemiyorum.Bu acı fazla gerçek ve ben bu gerçeğe bile hâlâ hayranım.Manzaranın büyüsünde yüzerken, Selim’in boynuma kondurduğu öpücükle yeniden hayata döndüm.Bunun devamı gelecekti.İkimiz de biliyorduk.Her şey yine yerindeydi.İlginç olan, hızlı ilerlemek istemeyen ben, o an tenlerimiz arasındaki uyumla birlikte bunu yaşamak istiyordum.İçimde geri çekilmek isteyen hiçbir şey kalmamıştı.Beni öpmeye devam etmeliydi.Nefesim kesilecek gibi oluyordu.Yine de bütün hayati belirtilerim, ondan gelecek bir sonraki temasa bakıyordu.Öpmeye devam etti.Bir süre orada, üçüncü katta, birbirimize sarılarak öpüştük.Dışarıda ada kendi sessizliğinde yaşamaya devam ederken, benim için dünya o balkonun sınırlarına kadar küçülmüştü.Bedenimde Selim’in dokunduğu hiçbir noktaya bir daha kimsenin dokunmasına izin vermeyecektim.Dokunduğu her yer ona aitti.

Ben de…Biraz da ona aittim.