İçeriğe geç

2.bölüm

Karsus hunharca toprağı kazmaya çalışsa da nafile... O iki toprak el ikimizi de tutup savaş meydanına götürdü ve tutmaya devam etti.

Ben daha neler olduğunu anlamadan, toprak komutanı Mei bir parça toprak üstünde uçar gibi havalanıp kollarını göğsünün altında birleştirmiş bir şekilde önümüze doğru geldi. Başını yana eğdi ve bizi süzdü.

Ama bu normal bir süzme değil, sanki bir avcının avını süzmesi gibi bir bakıştı. Ardından dalga geçermişçesine konuştu:

— Ah, siz barbarlar hâlen bu tenekeleri mi giyiyorsunuz? Çok yazık.

Karsus'un çenesi kasıldı:

— sen bana barbar diyemezsin ahmak herif!

Ter içinde karsusa döndüm:

— Karsus ne diyorsun Tanrı aşkına? Kadın şu an bizi elinde tutuyor, isterse teneke gibi ikiye bölebilir bizi!

Mei beni umursamadı, sadece gülümsedi. Gülümsemesi ürperticiydi. Ardından Karsus'un gözlerinin içine baktı; sanki Karsus'un ruhunun derinliklerine bakıyordu:

— Karsus, yanındaki haklı. Çok ileri gitme.

Karsus, Mei'nin gözleriyle karşı karşıya gelince ellerini sıktı ve kaskının dışına bir ter damlası sızdı.

bir anda Mei bizi yere bıraktı ve uzaklaşıp eski yerine geçti.

Karsus dişlerini sıkıp seslendi:

— Şeytanın kızı, bizden mi korktun?

Mei “şeytanın kızı” nı duyunca nedeni bilinmez bir şekilde kaşları çatıldı

Mei sinirlenmişti ve saldırabilirdi, sanırım bunu karsus da fark etti çünkü kalkanını göğüs hizasına getirdi.

O anda Karsus'un arkasından bir toprak parçası sivrilerek saldırdı. Ben hızlıca atılarak sivrilmiş toprak parçasını kalkanım ile geri savurdum ve Karsus'u bilerek sarstım.

Benim sarsmam ile Karsus olayın farkına vardı ve kalkanını daha aktif kullanabilmek için kendine yaklaştırdı.

Mei, o anda üstümüze art arda sivrilen topraklar attı.

Kalkanımı önüme siper ettim; o toprak parçaları kalkanıma çarptı ve dağıldı fakat beklemediğim bir şey oldu: Kalkanım hasar aldı. Aslında Karsus'un arkasından gelen sivrilmiş toprağı savurduğumda kalkanım hasar almamıştı.

O an şunu fark ettim: Ben Karsus'un arkasından gelenleri savururken tam zamanında müdahale etmiştim, ne erken ne geç; fakat bu sefer siper ettiğimde kalkanı erken tuttum, bu yüzden darbenin hepsi kalkanıma işledi. Bunu anladığım an Karsus'u uyardım:

— İhtiyar, kalkanını tam zamanında kaldır yoksa geberip gitcen!

Karsus tam saldırıları engelleyeceği sırada cevap verdi:

— Geberip gitmek mi? Teh, anca rüyanda!

Lanet olsun, bu ihtiyar hâlen kendini bir şey zannediyor. Neyse, Karsus dediklerimi uyguladı ve saldırıları tam zamanında engelledi; bu sayede kalkanı hasar görmedi.

Başardık, saldırıları savuşturabildik. Ardından ben Mei'ye doğru döndüğüm anda söze girdim:

— Komutan Mei, biz çalılıklardan izlerken size saldırmak gibi bir niyetimiz yoktu. Salın bizi,

kimsenin canının yanmasını istemiyoruz.

Mei bunu duyunca sanki çocukla konuşuyormuş gibi durdu:

— Aa, küçük barbarlar beni tehdit mi ediyor? Ne kadar tatlı! Ama oyuna daha yeni başlamıştık, mızıkçılık yapmayın.

Yer yine sallanmaya başladı fakat bu sefer hazırlıklıydık.

Bir süre sonra ağzım açık kaldı; bu sefer toprak el yerine yerden büyük bir gümbürtüyle toprak kazıklar çıkmaya başladı.

Toprak kazıklar hızlıca etrafımıza geçilemez bir duvar ördüler.

Resmen düello alanındaydık. Mei biraz duraksadı, gülümsedi ve iki elini kaldırarak konuştu:

— Asıl oyun şimdi başlıyor!

Mei bunu söyleyince kafamı karsusa çevirdim karsus da kafasını bana çevirdi

Bir süre birbirimize baktık karsusun vizöründen sadece yılların kırıştırdığı göz çatılmış halde bana bakıyordu

sonra tekrar meiye doğru döndük

Bir süre sonra yerden uğultu yükseldi

Uğultu bitince bir sivrilmiş toprak havalandı ve bana döndü

O sivrilmiş toprak havalanıp bana doğru fırladı kendini yana çekemediğim için göğüslüğüme çarptı, göğsüm sızladı.

Bir iki adım geri çekildim. Göğüslüğümde göçük oluşmuştu; artık her şey netti, bu savaş zırhımızın dayanıklılığına göre şekillenecek bir savaştı.

Göğsüme elimi atıp kafamı meiye doğru kaldırdığımda meinin ağzı keyifle aralandığını gördüm

Mei yine elini kaldırdı

Yerden yine sesler yükseldi kafamı indirdiğimde iki toprak kazık ok gibi fırladı.

Ama bu sefer göğsüme değil yüzüme doğru geliyordu.

Kafamı yukarıya kaldırdım. Havayı delme sesi önümde yankılandı

Boğazımın dibinde olan toprağın soğukluğunu iliklerime kadar hissettim.

Birkaç adım geri çekilerek kafamı indirdim

Biraz etrafa bakınca gözüne karsus ilişti

Kazıklardan art arda kurtuluruken nefesleri ağırlaşıyor bacakları titriyor hareketleri yavaşlıyordu

Acaba ihtiyar

Tükeniyormuydu…

Ben bunu düşünürken Karsus bana seslendi:

— Çömez, sen kendine dikkat et! Ben kendi başımın çaresine bakarım!

Ben bunu duyunca şaşırdım ve konuştum:

— Karsus, emin misin

— En kötü ölürüm benden önce ölme yeter

Karsus bunu söyleyince “artık yetti” dedim kılıcımı kınından çektim ve kılıcımın ucunu mei ye Çevirdim, mei kafasını eğip kılıca baktı

— Sen o demir kürdanla bana mı saldıracaksın

Artık büyük savaşa gireceğimi bildiğim için kaskımı çıkarıp kenara attım.

meinin göz kapağı yarıya indi gözü birkaç saniye yüzümde gezdi.

— Tam bir sefile benziyorsun

Önümdeki toprağa elimle işaret ettim.

— Seni gebertip buraya gömeceğim

Meinin bir kaşı yukarıya kalktı.

— Öyle mi dersin.

Kafamı karsusa Çevirdim, karsus da kaskını fırlattı. Göz göze geldik. Hiç konuşmadık ama ikimiz de aynı şeyi düşündüğümüzü anlamıştık.

Hemen kılıcımı yere bıraktım yerden bir taş alıp havada bir parça toprağın üstünde olan meiye fırlattım.

Taş beklediğim gibi kendisine ulaşmadan cam küreye çarpıp sekti mei taşa baktı ve hafif sırıttı

— Hepsi bu mu

Meinin dikkatinin dağılmasını fırsat bilerek kılıcımı yerden elime kavradığım an koşmaya başladım

Mei ye doğru ilerlerken mei kafasını bana çevirdi ve koşu yoluma parmağıyla ile işaret etti

Ayağım yeri döverken vıcık vıcık bir ses kulağımı doldurdu kafamı meiden yere çevirdiğimde önümün çamur olduğunu fark ettim kendimi iki ayağımla durdurmaya çalıştım fakat geç kaldım tek ayağım çamurun içine battı

zırhımın o çelik ağırlığı beni dahada çamura çekiyordu.

Çamurdan kurtulmak için kılıcımı bıraktım ve elimle ayağımı çektim ayağımı diz seviyesine kadar kurtardım tam çıkacakken kılıcımı bıraktığım yer çamur oldu ve kılıcım çamurun içinde gözden kayboldu kafamı kaldırdığımda

Meinin bir el hareketi ile toprak bir parça çamur ile birlikte kılıcımı eline fırlattı

Mei kılıcımı biraz elinde tuttu ve göz gezdirdi

— Demek kılıç ha en son 10 yıl önce görmüştüm. Hâlâ bunlarla mı savaşıyorsu…

Mei sözünü bitirecekken metalin cama çarpma sesi, küçük bir çıtırtı sesi havada yankılandı kafamı sese çevirdim

Karsus meinin dikkatinin dağılmasını fırsat bilerek kalkanını fırlatmıştı kalkan da cam küreye çarpıp geri sekmişti ve kalkanın çarptığı yer bir örümcek ağı gibi çatlamıştı bir süre sonra çatlak aniden silindi

— İlk defa bana zorla mana harcattınız iyi gelişiyorsunuz ama artık oyun bitti

Meinin sözleri biter bitmez karsusun altından gürültü geldi ve yerden bir kazık fırladı o kazık Karsus'un kalkan fırlatırken açık kalmış kolunu deldi; gelen çatırtı sesi ormanda yankılandı. Karsus derin bir hırıltı çıkardı.

Fışkıran kan gözlerime sıçradı. Elim titriyordu, kalbim duyulacak şekilde çarpıyordu.

Karsus'un kolunu delen kazık tekrar yerin dibine girince Karsus kolunu tutarak dizlerinin üstüne düştü.

Bu adam ile tanışalı daha bir gün olmadı, daha günün başındayken birbirimizi öldürecektik; fakat neden bu kadar önemsiyordum onu?

Cevabı basitti… Belki sinir bozucu bir adamdı fakat bu dünyada ondan başka kimsem yoktu.

Ardından bana baktı, sanırım benim endişemi anladı:

— Çömez! Beni boşver!

Bu sefer bunu kabullenemedim ve bağırdım:

— Olmaz öyle şey Karsus, buradan ikimiz de çıkacağız!!!

Karsus'a doğru atıldım; neredeyse aramızda beş adım varken bir sivrilmiş toprak Karsus'un kafasına doğru fırladı. Fakat koşmaya devam edersem savuramayacaktım, düşünmeye vaktim yoktu; kalkanımı sivrilmiş toprağa doğru fırlattım.

Zaman bir an yavaşladı. Kalkanımın o saldırıya isabet etmesi için içimden bildiğim tüm duaları ediyordum. Şükürler olsun, kalkanım saldırıya isabet etti; kalkanım yere düştü, saldırı ise parçalandı.

Mei bir an durdu ve hafif bir inanmazlıkla,

— Küçük barbardan beklenmeyen bir hareket,

dedi. Bu arada kalkanı fırlattığım kolum sızlıyordu. Hızlıca Karsus'a doğru koştum, sonunda yanına varabildim.

Bu zamana kadar dik durmaya, ayakta kalmaya çalışsam da artık bayılacak gibiydim. Ayaklarım titriyor, gözüm kararıyor, kılıç tutuşum gevşekleşiyordu.

Yine yerden sesler geldi; kafamı iki yana sallayıp kendime geldim kılıcı tutan elimi sıkılaştırırken.

İki toprak el yine ikimizi tuttu. El bizi havaya kaldırırken ben karsusun kolundan tutuyordum.

El beni arkaya doğru çekmeye başladı parmak boğumlarım beyazlaştı tıpkı bir kene gibi karsusa yapışmıştım

Yanlışlıkla karsusun delinmiş kolunu tuttuğum için karsus acıyla haykırdı.

— Siktir… Yanlış kolumdan tuttun

Biliyorum ama başka şansım yoktu

Karsusun çelik kol zırhının çıkıntısına tutunmuştum

Mei gözünü devirip elini sola doğru sürükledi

Parmaklarım tek tek açıldı önce baş parmağım sonra işaret sonra orta derken elim karsusdan ayrı düştü

Toprak eller bizi sıkmaya başladı; zırhım kırılacakmış gibi gıcırdıyor, kaburga kemiklerim derime batıyordu.

Mei'ye acı dolu gözler ile baktım,

Bir süre yüzüne baktım ama mei beni umursamıyodu gözü sadece karsusu görüyordu.

ağzımdan sadece şu sözler çıktı:

— Lütfen bizi… Bırak.

O sadece devam ediyordu, fısıldamam sadece boş bir yalvarıştı

Kafamı karsusa çevirdim

Karsusun ağzının kenarından bir kan damlası sızıp usülce aşağıya süzüldü.

Karsusun zırhı kale kapısı gibi gıcırdıyordu

Karsusun zırhında korkunç bir çatırtı koptu

Karsus ciğeri sökülürmüşcesine öksürdü ağzından kanlar fışkırdı

Fışkıran kanlar karsusun gri sakalını kirletti

Hayır hayır bir şey yapmam lazım…

Ne yapacağım! , ne yapacağım! , ne yapabilirim ki?!

— Lütfen dur! Lütfen bizi bırak, yalvarıyorum!

Yalvarışlarım cevap bulmuyordu… Feryadım ormanda yankılandı.

*Çat.*

Zırhı kırıldı.

Karsus’tan kanlar fışkırdı.

Mei bizi yere bıraktı.

Donmuş gözlerimle ona baktım. O elini çenesine koydu, bir şeyler söyledi:

— Topr… Si… Gibi böceklerin ka.. I.. Kirle….

Dediği hiçbir şeyi anlamadım; kulağım çınlıyor, başım dönüyor, gözüm bulanıklaşıyordu. Kafamı indirdim, Karsus'a baktım.

Mei ezdiği bir böceğe bakma zahmetine bile girmeyen birinin umursamazlığıyla uzaklaştı; bunu fırsat bilerek kendimi Karsus'un yanına attım.

Hemen boynuna elimi koydum…

nabzı atmıyordu

Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarparken bedenini kendime çektim. kulağımı göğsüne yasladım. tık yoktu.

Karsus…

Ölmüştü…