İçeriğe geç

TEMAS

2019-İstanbul

Mesainin bitmesine 2 saatten az bir süre kalmıştı. Meltem Kavak yığılan evrakların, onaylanması ve okunması gereken yazıların arkasında oturmuş bilgisayarından kart oyunu oynuyordu. Kapının aniden çalınmasıyla yerinden irkilerek bilgisayardaki oyunu kapatıp boğazını temizledi.

'Evet girebilirsiniz.' diye seslendi kapının dışındaki kişiye. Kapı açılarak içeriye kargocu montu giymiş biri girdi. Başında sanki yüzünü gizlemek istermiş gibi şapkası alnını kapatıyordu. Meltem;  gözlerini kısarak masaya yaklaşmakta olan kargocuya baktığında onun bir kadın, hatta genç bir kız olduğunu anladı. Kız rahat ve kendinden emin adımlarla masanın önünde durarak yüzünü ona göstermeden elindeki paketi uzattı.

Kız kolunu Meltem'e uzatınca sol bileğinde yuvarlağa benzer yılan dövmesine gözü takıldı ve masanın üstüne biraz eğilerek kızın gözlerine bakmaya çalıştı. Kız gözlerini kaçırarak geriye çekildi ve kadının eline paketi bırakarak arkasını döndü.

'Bir yeri imzalamam gerekmiyor mu?' diye sordu Meltem.

Kız olduğu yerde durdu ve sonra tekrar hareket ederek açık bıraktığı kapıdan çıkarak arkasından kapıyı kapattı. Kadın olayın garipliğini sindirmek için derin bir nefes alıp verdi ve paketi yığıntıların üstüne bıraktı. Tekrar oyunu açıp odaklanacaktı ki aklına takıldı ve ani bir hareketle paketi eline aldı ve evirip çevirdiğinde üstünde gönderenin kime ait olduğuna dair bir bilgi yazmıyordu. Kargo poşetinin üstünde barkod bile yoktu. Kaşlarını çatarak tekerlekli sandalyesinin üstünden yana kaydı, telefona uzandı ve güvenliğin telefonunu tuşlayarak bekledi. Telefon açılır açılmaz karşı taraf kendini tanıtmadan söze girdi.

'Meltem ben. Az önce büroma bir kargocu tarafından bir paket bırakıldı. Büyük bir ihtimalle şu an dışarı çıkıyordur. Onu durdurur musunuz? Tekrar büroma gelsin.' Dedi bir solukta.

'Meltem Hanım biraz önce kuryeci çıktı ama...' derken Meltem masasından kalkarak ayakta durdu. 'Arkasından bakın, bir yere gitmesin. Acele edin!' Dedi. O sırada telefondan tıkırtı ve daha sonrasında ayak sesleri geldi. Birkaç dakika sonra telefon ahizesi tekrar tıkırdadı.

'Meltem Hanım kuryenin arkasından koştum ama onun bir kuryeci ya da bir kargo şirketinde çalıştığından emin değilim. Çünkü koşarak sivil bir arabaya bindi ve hızla uzaklaştı.' Dedi güvenlik görevlisi. Meltem ağız ucuyla teşekkür etti ve telefonu kapatıp sandalyesine kendini bıraktı. Elindeki paketi merakla yırtarak içinden çıkan A4 büyüklüğündeki defteri masaya koydu. Kapağında isim ve bilgi yazmıyordu. İlk sayfası bomboştu. Defterin sayfalarını hızla çevirerek içini inceledi. Büyük bir ihtimalle romandı. İsimsiz ve kimin yazdığı belli olmayan bir roman.

Kalınlığına bakarak içindeki yazıları inceleyince eve gidince okumaya başlayacağını düşündü. Nasılsa yarın tatildi ve bunu okuyup sabaha karşı bitirebilirdi. Merakını çeken yazılar olunca genelde eve gidip 4-5 saat içinde okuyabiliyordu.

Mesaisinin bitiminden sonra arabasına atlayarak yoğun İstanbul trafiğinde geçirdiği çile dolu bir saatin ardından evine ulaşabildi. Yolda sürekli gözü yan koltukta duran ve akşam üstü bırakılan kitaptaydı. Evine gidip yemek yedi, telefon görüşmelerini yaptı. İçini tırmalayan ve huzursuz eden bir şey vardı. Aklı sürekli kitabı bırakan kızdaydı. Kız olduğunu tahmin ediyordu. Saçlarını ne kadar şapkasının altına gizlese de elleri ve gözleri onu ele vermişti. Duş alması gerekiyordu ama rutinini bozarak kitap okuma koltuğuna oturdu ve kahvesini sehpaya bıraktı.

Okuma gözlüklerini takarak derin bir nefes aldı.

Kitabı kucağına koyarak ilk sayfasını açtı.


Duman çok fazla duman. Hayır belki de sis. Bir insan gözleri kaplıyken ortamda bulunduğu renkleri fark edebilir miydi? Ağır tütün dumanı havada asılıydı. Ter molekülleri, DJ 'in çaldığı müziklerin notaları, kadın ve erkelerin kahkahalarını titreşimleri. Bunları gözlerim kaplıyken de hissedebiliyordum.

Gözlerimi aniden açtığımda gözbebeklerimin büyüdüğünü hissettim. Etrafımdaki insanlar aynı anda benden uzaklaşıp yaklaşıyordu. Yine aynı kabustu ve iki senedir görmeme rağmen henüz şifresini çözmüş değildim. Beş saniye sonra saat 4 yönündeki kız saksıya kusacaktı. Tüm hengameye rağmen o öğürme sesini duyduğumda sol tarafımdaki çatı katına çıkan merdivenlere yöneldim. Henüz şifresini çözmemiş olsam da, o kaçınılmaz sondan bir türlü kurtulamasam da, ne kadar geciktirirsem kabusun şiddeti o kadar güçlü oluyordu. Birazdan mutfaktan koşarak çıkan iki kişiye çarpmamak için merdivenlerin ilk basamağına çıktım ve çığlıklar eşliğinde iki kişi hızla yan odaya koştu, zaman daralıyordu. Basamaklarda duran alkol şişesini kafama diktim ve ayaklarımı sürterek merdivenlere tırmanmaya başladım. Müzik sesi boğuklaşırken, içimdeki boğukluk daha da artıyordu.

İkinci kattaki odalardan en tanıdığım olana girdim ve yatağa oturdum. Tanıdıklık hissi beni güvende hissettiriyordu. Bazen rüyalarımda o kadar hızlı çıkıyordum ki yukarı yatak dağınık olmuyordu ya da birkaç dakika sonra onun kafasında kullanacağım alkol şişesi komodinin üstünde değildi. Başka odalara girip bekledim, parti alanında masanın altına saklandım. Çığlık atıp birazdan olacakları herkese anlattım.

Mutfak adasının üstüne çıkıp herkese göğüslerimi göstermeye çalıştım. Senelerdir öğrendiğim tek bir şey vardı. Ben bu kabusta görünmezdim. Sadece bir kişi beni görebiliyordu.

Balkon kapısından içeri giren şiddetli rüzgar kapıyı gıcırdatınca onun birazdan içeri girmesi an meselesiydi. Omuzlarımı dikleştirdim derin bir nefes verdim. Ne kadar çabuk biterse o kadar az canım yanacaktı. Gecenin ihtişamına bakmak için ayağa kalktığımda arkamdaki kapı kapandı. Ardından gelen ayak seslerinin parkedeki çıtırtısını duyduğumda pür dikkat balkon camına yansıyan silüete baktım.

İşte başlıyorduk.

'Meva tek misin?'

'Evet, biraz içim daraldı hava almaya çıktım. Sen iyi misin?' diye sordum.

Boynunu sağa sola mekanik bir hareketle çevirerek kütletti. Nefesim boğazıma düğümlenmişti. Vücudumun kaskatı haline göz kapaklarım daha fazla dayanamayarak kapandı ve göz yaşlarım çeneme doğru süzüldü...

Yavaş adımlarla karşısında duran ve ona sevgiyle gülümseyen kıza doğru baktı....

Kelebeğin ömrü bir gün sürerken ona geceyi bile hor gördüğü kıza ayaklarını parkelere sürterek altından kıvılcımlar çıkartırcasına yürüdü...

Fırtınalara yön vermek için hızla uçan kelebeklerin kanatlarından esen rüzgarlar ortamdaki kıvılcımları ateşe vererek yangına sebep olmuştu.

Bir kelebeğin kanatları ilk çırpışında yanmıştı.


2018-Bursa

BÖLÜM-1

Acının verdiği şiddetle yatağımda oturur pozisyona gelmem saniyelerimi aldı. Nefes nefese kalmıştım. Terden enseme yapışan saçlarımı çektim ve tırnaklarımı batırdığım avuç içlerimi kontrol ederek hızlıca yataktan kalktım.

Etrafıma bakıp sabah olduğunu onayladıktan sonra belime kadar dökülen kestane rengi saçlarımı bileğimdeki tokayla gelişi güzel topladım.

Tuvalete doğru yönelirken koridordaki boy aynasına selam çakıp tam kapıyı açıyordum ki bir şeylerin bıraktığım gibi olmadığını görüp bir iki adım geri atıp geriledim. Kendimle göz göze gelip topladığımı sandığım saçlarımı açıp tekrardan saç tellerimin kendi aralarında savaş vererek belime dökülmesine izin verdim. Üzerimdeki siyah trikonun içinden beyaz askılı badim sarkmış, altımdaki gri penye şortun ipleri çözülmüştü.

Vücudunum Güneş'e alerjisi vardı ve bu yüzden sonbahar kış ayları benim için birer lütuftu. Ölü tenine benzeyen bedenimin üzerindeki kılcal damarlarım soğuktan morarmış, yanaklarım kızarıktı. Tekrardan şişmiş olan kahverengi gözlerim aynanın kiri izin verdiği kadar yansımamla buluştu.

Fincana doldurduğum sıcak kahve kokusu dışında başka bir şey duymuyordum evin içinde. Takvim yaprağına göre 2 Eylüldeyiz. Nereden baksam iki sene olmuştu bu eve taşınalı. Mutfak masasına oturup sigaramdan çektiğim ilk dumanla  zehrin ciğerlerime yapışmasına ve beynimin biraz da olsa uyuşmasına izin verdim. Titreyen telefonuma göz ucuyla bakarak sessize aldım. arayan Ayaz'dı.

Doğma büyüme İzmirli, Kıvırcığa kaçan kumral saçları,1,85 boylarında, yüzünde çilleri olan, balık burcu ve Uludağ Üniversitesi 5 senedir mimarlık okuyan 3.sınıf öğrencisi. Midye dolma hastası, ayakkabı delisi, sürekli göklerde gezen, falcı-yiğit, vücudunun yarısı dövmeyle kaplı, evin tek erkeği Sevim teyzenin tek yaşayan oğluydu. Ayılmaya çalışırken pek alışık olmadığım kapının sesine kulak verdim.

Su, doğalgaz, elektrik? Lanet, olsun hala çalıyordu!

Yerimden kalkıp sallanarak kapıya gittim. 'Kim o?'

'Tahmin et!'

Sutyen nasıl giyiliyordu ya diye düşünürken sandalyede asılı olan gri sökük dizlerime kadar uzanan hırkamı üzerime geçirip kapıyı açtım. Elindeki telefonu bana doğru sallıyordu ve bir yandan da ayakkabılarını topuklarıyla çıkarıp içeri fırlattı. 'Elinde uzaya çıkacak icat var ve sen onu kullanmıyorsun!' dedi söylenerek. Üstündeki kot ceketini çıkartıp astı ve elindeki poşeti bana fırlattı. 'Günaydın kadın, çay koy!'

'Günaydın mı? Saçma sapan konuşma.' Dedim gözlerimi devirerek, sallana sallana mutfağa yöneldim ve çay suyu koymaya başladım.

'Neden geldin?' diye sordum, ocağın altını yakarken. Bir adım bana atarak kamburunun çıkmasını sağlayan bir hareketle bana doğru eğildi ve gözlerini kısarak gözlerimin içine baktı.

'Açım.'

Sanki çok önemli bir sır veriyormuş gibi ardından dişlerini birbirine vurarak koluma doğru eğilince geriye doğru refleks yaptım.

' Otur şuraya Ayaz!'

Kafamı sallayarak masaya oturmasını bekledim ve buzdolabından kahvaltılıkları masaya koymaya başladım. Tezgahta kahvaltılıklarla uğraşırken başımı arakaya çevirerek 'Gerçekten ne oldu? Sen sabahları ayık olmazsın, nedir seni bu saatte buraya getiren?' diye sordum. Kafasını telefondan kaldırmadan 'Aşık oldum ya önemli bir şey değil.' diyerek parmağını ekranda kaydırmaya devam etti. 'Haydi oyalanma, nerede benim çayım?' Telefonunu sertçe masaya koyarak ellerini yukarı kaldırıp bedenini esnetti.

Tüm Karadeniz'in çay fabrikalarının bacaları sana girsin be adam!

Kahvaltımı yaparken o karşımda ağzındaki lokmaların izin verdiği kadar hararetli hararetli sosyal medya gündemini sabah haber spikeri olarak alt başlıklar halinde verirken ben de kendime üçüncü bardak çayımı koymak için ayağa kalktım. Ayaz'ın anlattıkları sıradan, basit ve gereksiz geliyordu ama anlatış şekli beni heyecanlandırıyordu ve sesini seviyordum. Ayaz'ın bir kıza aşık olduğunu ve bu sefer gerçekten ciddi olduklarından bahsederken her zaman ki gibi anlamış ve onaylar gibi yaparak sakince başımı salladım ve tüm dikkatimi ona vererek dinledim. Nihayet kahvaltı sonrası kahve için balkona geçtik. İçeriden küllüğü almaya gidip döndüğüm sırada onu sitedeki çocukların kafasına tükürürken buldum.

Bu çocuk hiç büyümeyecek mi?

'Eee anlat bakalım neler yapıyorsun?'

'İşten eve evden işe, işten sana senden eve, evden sana arada bir markete... '

Sigaranın ilk nefesini ciğerlerime çektiğim sırada o da tek kaşını kaldırarak aynı anda ağzından sigara dumanını minik daireler yaptı ve dışarı üfledi. Tipik hareketi olan alnına düşen iki bukleyi geriye doğru atıp sessizce beni izlemeye başladı.

'Meva seni iki senedir tanıyorum ve hayatına benden başka kimseyi almıyorsun, ne bir erkek ne bir kız, o zamanını harcadığın iki kuruş kazanmak için kıçı kırık bir kitapevinde zaman öldürmekten başka bir şey yapmıyorsun. Üniv-' diyecekti ki kelimelerini öksüz bıraktım.

'Çalıştığım yere kıçı kırık demekten vazgeç artık ben kitaplarla mutluyum!'

'Konu kitapevi değil zaten.' Gözleriyle bir süre tavana baktı. 'Sen bana üniversite sınavlarına gireceğim hayatımı düzene sokacağım. Burada da yapamıyorum gideceğim diyen sen değil miydin?'

İçtiği kahve fincanını ters çevirirken gözlerini kapayıp dilek tuttu.

'Artık okumak istemiyorum kazandığım para bana yetiyor çalıştığım işten de memnunum arkadaş çevremden de memnunum.'

Suratını ekşitti. 'Arkadaş çevrem mi? Hangi arkadaş? Bana söylemeden Casper'la falan mı arkadaş oldun? Nasıl yakışıklı mı bari?' diye sordu gözlerini devirerek.

Suratına dik dik bakarak elimdeki sigara külüne odaklandım ve gökyüzüne bakmaya başladım. Karnıma kadar çektiğim dizlerimi ovaladı benimle göz teması kurmak için biraz eğildi ve gözlerimin tam içine baktı.

'Öyle demek istemedim beni biliyorsun.' Benden tepki gelmeyince derin bir nefes alıp verdi. 'Gözümün önünde her geçen gün içine kapanıyorsun. Kimseyle konuşmuyorsun.'

Beyninde şimşek çakmış gibi gözleri parlayarak 'Bak ne diyeceğim bizim okuldan Aslı'nın doğum günü bu akşam sen de gel benimle hep kafa dağıtmış olursun ne dersin?' heyecanı sesine yansımıştı. Bu sefer kafamı çevirerek geriye atıp aynı anda da iki kaşımı da havaya kaldırarak yanıtımın imkansız olduğunu belirttim.

Başını yana eğerek kendi omuz çıkıntısının üzerine koydu ve dudaklarını dışa doğru kıvırdı. 'Haydi ama kelebeğim bugünü atlatırsak yarın diye bir şey yok.'

Pes ederek iki elimi de havaya kaldırdım. 'Tamam geleceğim ama çok fazla yanınızda durmam.'

Sonbahar gibi olan gözlerindeki yaprakları dökmekten son anda vazgeçirip iri cüssesiyle beni kollarının arasına aldı. Benden sürekli imkansız olan şeyleri istiyordu. Göğüs kafesinin şiştiğini fark edince geri çekilip ona doğru baktım. Sinsice olan gülümsemesini hemen düzeltip hayırdır der gibi göz kırptı.

Var bunda bir şey...

'Bana birini ayarlamaya çalışmayacaksın ama bak söz ver izdivaca gitmiyorum oraya.'

Karşı teldeki guguk kuşlarını kaçırırcasına bir kahkaha patlattı ve ben cevabımı almış oldum...

****

Hazırlanmam için bir saatim kalmasına rağmen Ayaz'ın beni bıraktığı sandalyede oturmuş küllüğü doldurmaya devam ediyordum ki telefon sesi beni kendime getirdi.

'Efendim Ayaz?'

Seslere bakılırsa yolda olmalıydı, 'Neredesin çıktın mı evden?'

'5-10 dakika sonra çıkacağım evden sen neredesin erken değil mi?'

'Bizimkiler erken toplanmış kafeye varmak üzereyim, geç kalma bak arattırma kendini.' Dedi ve telefonu suratıma kapattı.

Harika! Masaya en son oturan ben olacağım için kimin yanına oturacağım belli değildi, şimdiden stres olmaya başlamıştım. Hızlıca hazırlandım. Telefonu arka cebime sokup lavaboda dişlerimi fırçalayıp odadan telefon kulaklığımı ve kartlığımı alıp siyah spor ayakkabılarımı ayağıma giydim son anda unuttuğum anahtarları da ceketimin cebine sokarak evden çıktım. Merdivenleri ritmik bir şekilde inerek yola koyuldum.

Bulvar evimden yarım saat yürüme mesafesinde ve ben geç kaldığım için mecburen taksi durağına gidip Akif amcanın taksisine bindim. Beni görünce sigara içmekten sararan dişleriyle gülümsedi. 'Bu saatte kitapçıya gidiyor olamazsın herhalde.' Dudaklarımın kenarlarını zoraki üste kaldırarak 'Yok Akif amca bulvara gideceğim.' diyerek alışık olduğum arabanın kokusunu içime çektim ve arka koltuğa iyice kuruldum. 

Speedy Gonzales Akif amca beni 15 dakika da kafenin önünde indirdi. Kafenin önünde durup 'Sakin ol Meva onlar sadece insan' diye kendimi küçük küçük teselli ederek basamakları çıkıp içeri girdim.

Ne olur yalı kazığı gibi dikilmeyeyim Ayaz neredesin? Neyse ki saniyeler birbirini kovalıyorken karşı arka masadaki Ayaz'ın kıvırcık saçlarını görüp onunla göz göze geldim. Gülümseyerek 'Meva, buradayız!' diyerek bana el salladı.

Bok herif bir de Ulus'a seslen istersen.

Masadaki tüm gözleri vücudumda hissederek emin ve küçük adımlarla masaya yöneldim. En az 10 kişi saydım hayır 13,12... Ah! 15.

Masanın yanına gelerek kimsenin gözlerine odaklanmamaya özen göstererek 'Merhaba.' dedim mırıldanarak. Ayaz'a yalvarır gözlerle bakıyordum ama o garsonla konuşup bana sandalye getirmesini söylemekle meşguldü. Garsonla göz göze gelip bakışlarımı kaçırdıktan sonra sağ tarafımda bulunan Thor yana kayarak arkadan sandalye çekti.

'Buraya otur.' dedi mekanik bir sesle.

Çaresizce masada göz gezdirip ağız ucuyla teşekkür ettikten sonra yanına oturdum. Oturduğumda bile başım anca omuzlarına denk geldi, o ayaktayken ayağı kalkmayı düşünmüyordum. Masadaki birkaç kişiye refleks olarak iyiyim dedikten sonra ağzıma kilit vurup şalterleri indirdim.

7 erkek 9 kız, masada öyle bir uğultu var ki sol çaprazımda oturan kızıl başın bana adımla seslendiğini duymadım ta ki alttan masadaki oturanların ayakkabılarını incelerken Thor'un bana dönüp bakmasıyla yüzümdeki kanı hissedip başımı kaldırdım. Gözlerini yüzümdeki her santimi inceleyerek bana bakıyordu. Gözlerimi gözlerinden kaçırarak bir sonraki durağım olan kan kırmızısı dudaklarına kaydırdım. Bir şeyler söylüyor ama o kadar ses var ki odaklanamadığım için ağzımdan çıkan tek söz 'Ne?' demek oldu. Gözlerim dudaklarına kitlenirken beyaz dişlerini göstererek beni kendime getirdi. Biraz daha eğilerek eğlenir gibi 'İsmin Meva mı?' diye sordu.

Kirpiklerimi birbirine hızla çarptırarak başımı salladım. Bu sefer onun gözleri benim kanı çekilmiş dudaklarıma kayarak donup kaldı. Boğazım aniden kurumuştu ve öksürmeye başladığım sırada geri çekilip dikkatimi ''kızıl başa'' verdim.

'İsmin çok tuhaf değil mi? Meva...' Düşünürken zorlandığı belliydi. 'Anlamı ne?'

Bunu o kadar sesli söylemişti ki masadaki gözlerin hepsi bana yöneldi. Ufak çaplı kahkaha krizinden sonra susmalarını bekleyerek zoraki gülümsedim. 'Sığınak, sığınacak yer anlamına geliyor.' dediğimde yüzümdeki gülümsemeyi birden silerek dik dik ona bakmaya başladım. Tekrar başımı aşağı eğerek masanın altına baktım. Etkilenmişe benziyordu.

'Benim de adım Çağla, memnun oldum canım.' Tüm samimiyetsizliğini bana hissettirmişti.

Aradan yarım saat geçti doğum günü kızı olan ismi Aslı diye hatırladığım sarışın kızın önüne pasta geldi ve istediği pozu yakalayamadığı için pastanın mumlarını iki kere üfleyerek yaşamımın dakikalarını benden sömürdü. Masada sorulan sorulara cevap vermekten başka konuşmamıştım.

Tuana diye bildiğim bir kızın eski erkek arkadaşının onu nasıl aldattığını ve Tuana'nın çocuktan intikam almak için en yakın arkadaşıyla flört ettiğini masadaki 14 kişiye anlatmasını, yan sıramda oturan kanatlarından kollarını kapatamayan eve gidince üstündeki dar tişörtü nasıl çıkartacağını düşündüğüm ve saatler boyunca yanındakine sabahları 6 tane yumurta beyazı yemenin vücuttaki protein oranını yükselttiğini, en baş köşedeki Aslı'nın yanında oturan 5 kızın hangi fotoğrafa nasıl filtre yapacaklarını tartıştıklarını, Ayaz'ın en sevdiği ayakkabı markasının ayakkabılarının indirime girdiğini öğrenip herkese tek tek fotoğraf gösterip hangisini alsam diye laf anlattığını dinledim.

Masada sadece ben ve Thor'un elinde telefon yoktu ve gece boyunca hiç konuşmadık. Gece yarısına yaklaşırken sağ yanımdaki Jonny Bravo saçlı altında muhtemelen şort üzerinde kırmızı sweatshirtlü esmer çocuğun beni göz hapsine aldığını fark ettim. Telefonu bana uzattı ve Amerikan dublaj gibi olan ses tonu vardı.

'Şuraya telefon numaranı yazar mısın hayatım?'

Hayatım?

Sondaki kelimeye fazla şok olduğumu belli etmemeye çalışarak ciddi bir ses tonuyla 'Hiç sanmıyorum.' diyerek başımı Ayaz'a doğru çevirip tek kaşımı kaldırarak psikolojik baskı yapmaya başladım. Masada beni tanıyanın ya da onun öyle düşündüğü Ayaz olduğu için boğazını yüksek sesle temizledi.

'Meva benimle tuvalete gelir misin?' diye sordu kafasını arkaya yatıran bir hareket yaparak.

Kıçımda yosunlar birikmeden önce sandalyemi geriye çekerek ufak bir tökezlemeyle kalkmayı başarabildim. Arkasından neredeyse koşarak takip edip kolundan tutup ufak bir sarsıntıyla kasanın yanındaki tuvaletlere giden koridorda duvara yapıştırıp alçak bir ses tonuyla dişlerimi sıktım.

'Ne zaman bitecek bu işkence?' diye sordum. Onu boğmak ister gibi ellerimi boğazına götürüp, çenesinin hizasında elimi yumruk yaptım.

Başını geriye çekti. 'Ne güzel muhabbet ediyoruz işte neden sıkıldın hem buradan çıkışta bara gidip eğleneceğiz daha gece yeni başlıyor.'

Beynime kan sıçratıp beni orda bırakıp erkekler tuvaletine girdi.

Sinirden sağ ayağımı ard arda yere vurarak ben de tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım. Ellerimi sensörlü makinadan birkaç denemede koparttığım peçetelere silerek aynadaki yansımama baktım.

Neden hala buradayım?

Tuvaletten çıktığım sırada gözlerim Ayaz'ı aradı birkaç dakika bekledikten sonra masaya dönmeye karar verdim ki kasanın önünde bizimkilerin kalktığını görüp en kısa yoldan nasıl sıvışabilirim diye düşünerek yanlarına gittim.

Ayaz'ın el hareketi yapmasıyla yanına gidip ona aşağıdan dik dik bakmam bir oldu. Eğilerek kulağıma 'Bara gidiyoruz ve sen de geliyorsun. 'dedi emir vererek.

Tam ağzımı açıp küfür edecekken koluma kızıl kafa Çağla'nın girmesiyle irkildim.

'Tatlım duyduğuma göre bara gelmiyormuşsun.'

Kapıya doğru sürükleniyordum.

Yine tam ağızımı açıyordum ki biri omuzuma dokunarak yerimden sıçrattı tam da yanımda olmasını istemediğim Jonny Bravo elini omuzuma koydu.

'Benim araba da yer var istersen benimle gelebilirsin.' Elini omzumdan çekerek sadece onun duyacağı ses tonuyla 'Çek ellerini üzerimden!' dedim dişlerimi birbirine bastırarak. Her şey çok hızlı gelişti. Hiçbir şey söylemeden arkamı döndüm ve tam Thor'a çarpacakken bir adım geriye atıp sendeledim. Bileğimden nazik bir şekilde tutarak beni doğrulttu.

'Sen benimle gelsen daha iyi olacak.' diyerek kalabalığın arasından beni dışarı çıkardı. Elinden kurtulup karşına geçtiğim esnada ellerini ceplerine sokup arabanın anahtarını çıkardı. Etrafıma bakınarak Ayaz'ı aradım ama ortalarda gözükmüyordu. Herkes neredeyse arabalara geçmişti. Yakından gelen korno sesiyle yerimden sıçrayıp sese doğru döndüm. Elini camdan çıkarmış bana gel işareti yapıyordu.

Ayaz Allah belanı versin Ayaz!

Hızlı adımlarla kaldırımdan inerek arabasına yöneldim. Arabasına hayran kaldığımı belli etmeden ön koltuğa kurulduğum sırada o çoktan arabayı çalıştırmıştı. Ona dönüp sorgularcasına bana bir şey demesini bekleyerek suratına bakmaya devam ettim ama sanki ben yokmuşum gibi arabayı park yerinden çıkartıp aynı anda ceketinin cebinden telefonu çıkardı ve bacaklarının arasına sıkıştırdı. Ben de pes ederek artık ne olursa olsun dedim ve emniyet kemerine uzandım ama sinirimden kemere birden abandığım için kemer yerinden çıkmayarak savaş başlatmış oldu.

Daha da sinirlenerek Thor'u unutup bir yandan kemeri çekip bir yandan sövmeye başladım. Verdiğim mücadele karşısında daha fazla sessiz kalamayarak arabayı sağa çekip bana doğru hızlı bir şekilde döndü.

'Kemer sana cevap veremez bunu biliyorsun değil mi?'

Gece olduğundan yüzümün rengini görmediği için kendimi bir anlığa şanslı hissederek istemsizce gülümsedim. Sanki gülümsememi onay vermiş gibi anlayarak kendi kemerini çıkartıp bana doğru içime girmek istercesine kemere uzandı. Onun yaptığı bu hareket karşısında teslim olmuş gibi iki elimi göğüslerimin yanına kaldırarak onu dokunmamaya çalıştım ama onun sağ omuzu yüzüme hafifçe dokundu. Teması karşısında ne olduğunu anlamadan kemerimi takıp kendi kendine; 'Böyle daha iyi. 'diyerek kemerini takıp direksiyonu çevirip yola çıktı. Kasten yapılmış bir hareket olmasa da uzun zamandır Ayaz dışında hiçbir erkeğin kokusunu bu kadar yakından hissetmediğim için afallamış bir şekilde ellerimi kucağımda birleştirerek camdan dışarı bakmaya başladım.

Sessizliği bozarak radyoyu açıp iki tık sesini kıstıktan sonra hızlı bir şekilde araba sürmeye devam etti. Nerede olduğumuzu anlamaya çalışarak geçtiğimiz caddelerin isimlerini hafızamda yokladım ama yollar hiç tanıdık gelmedi. En son okuduğum tabelada 'Uludağ Üniversitesi Kampüsü' yazdığını fark edince, Görükle yolunda olduğumuzu anladım. Saat gece yarısını biraz geçmiş benim bu ıssız yolda tanımadığım erkekle ne bok yiyeceğim konusunda kendi zihnimde savaş verirken onun sesi sayesinde kendime gelip başımı ona doğru çevirdim. Telefonla konuşuyordu. Fırsattan yararlanıp onu incelemeye başladım.

Baştan aşağı simsiyah giyinmiş, büyük bir ihtimalle benden iki üç yaş büyüktü, kahverengi parlak saçlarının bir tutamı bazen gözünün önüne geliyordu, teni biraz koyu gibi, kemikli bir çene yapısına sahipti, orantılı bir burun, sakalları varla yok arasında, gözleri ise hafif çekik ve koyu renkte Thor gibi bir adam ve yine ihtimaller üzerine konuşursam beni serçe parmağıyla bile öldürebilir...

Sırasıyla yanlarından geçtiğimiz sayamadığım fakülte ve her metrede nerdeyse kavis geçtiğimiz yolculuğumuz pavyon havasındaki ışıklı caddeye gelince yavaşlayıp arabayı iki hamlede park edip dışarı çıktı. Kahrolası kemerden kurtulup ben de dışarı çıktım ve etrafıma bakınmaya başladım. Gürültülü müziğin geldiği yöne doğru başımı çevirdim ve bizimkilerin kimlik kontrolünden geçtiğini görünce arabanın önünde durarak mekanı kesmeye başladım. Pişmanlıklarla geçirdiğim 5 dakikanın ardından gelen sigara kokusuyla kendime geldim ve solumda benimle beraber arabanın kaputuna yaslanmış Thor'u sigara içerken gördüm. O da benim gibi mekana bakıyordu. Onu izlediğimi fark etmiş olsa ki kafasını aşağı yukarı hareket ettiriyordu.

'Girmek istemiyorsun değil mi?'

Ben de o an sırf onu haklı çıkarmamak için gülerek 'Yo! Seni bekliyorum.' dedim.

'Pekala.' Sigarasını parmaklarının arasından uzağa fırlatıp son nefesini yüzüme üfleyerek ' O zaman Küçük Hanım önden buyurun.'

Bir adım önden giderek kapıdaki sıraya girdiğimde önce kokusunu hissettim, arkamda olduğuna eminim çünkü sırtıma çarpan rüzgarın serinliğini şimdi sıcaklık kaplamıştı. Omuzumun arkasından kulağıma eğilerek iç gıcıklayan bir sesle 'Bu arada adım Tolga.' dedi burnunu saç tellerime sürterek.

Dediğini duymam azlığa verip bir süre önümüzdeki 3tane sap olan erkeğin içeri girmek için güvenlik görevlilerini ikna etmesini izledik. Sonunda pes edip sıra bana geldiğinde kimliğimi çıkartmak için elimi ceketimin cebine sokarak harekete geçerken güvenlik görevlisi beni izledi. Kimliğimi çıkartıp gösterdiğim sırada gözlerini benden ayırıp arkamda duran Tolgaya çevirip halinden memnun bir şekilde Tolgaya elini uzatıp 'Ooo Tolga Bey hoş geldiniz.' diyerek beni gösterip 'Küçük Hanım sizinle herhalde?' diye sordu.

Bu ne münasebet!

Tolga elini belime yerleştirdi ve bana bakarak yandan bir gülüş attı. 'Evet abi Küçük Hanım benimle.' diyerek beni belimden içeri doğru iteledi.

Göstermiş olduğu temas karşısında belimin buz kesmesiyle beraber içeri girdik. Boyumun azizliğine uğrayıp Ayazları göremediğim için çaresizce arkamı dönüp Tolgaya baktım o hala beni itelemekle meşguldü. Nihayet omuzların arasından bizimkileri görünce masaya doğru insanlara olabildiğince ellememeye çalışarak ilerledim. Mekanda ilk göze çarpan ağır duman kokusu oldu kapalı mekanlarda ne zamandan beri sigara içmeye izin veriliyordu?

Kendime bir tabure bulup bistro masaya oturdum ve etrafımı izlemeye başladım. Canlı müzik yapan bir grup genç serseri parçalar söyleyerek ortamı alevlendiriyordu. Ayaz ile bir ara göz göze geldik halinden hoşnut bir şekilde Aslı'nın yanındaki kızlardan birini ağına düşürmüş elini omzuna atmış bana pis pis sırıtıyordu. Sen bittin der gibi elimi boğazıma götürüp boğazımı keser gibi hareket yaptıktan sonra gözlerini başımın yukarısına kaydırıp sonra bana bakarak göz kırptı. Nereye baktığını anlamak için arkamı döndüğümde Tolgayı garsonun kulağına bir şeyler fısıldarken gördüm.

Baktığımı fark edip bana doğru eğilip kulağıma sadece benim duyabileceğim şekilde 'Ne içersin?' diye sordu. Kalçamı sandalyeden hafifçe kaldırarak kulağına uzandım ve 'Arpalı bir şeyler.' diyerek sorusuna keskin bir şekilde yanıt verdim.

Kafasını sallayarak tekrar garsona siparişleri verip cebinden sigarasını yakmak için çıkardı. Kafamı sahneye doğru çevirdim ve andan zevk almaya çalışarak çalan şarkılara ritim tutmaya başladım. Masadaki tüm kızlar kendi etraflarında dönerek dans etmeye bir yandan da şarkılara bağırarak, hatta birkaçı ıslık çalarak eşlik etmeye başladılar. Akreple yelkovan birbirlerini kovaladı, canlı müzik yerini yabancı pop şarkılara bıraktı, masalardan boş şişeler gitti geldi. En son Ayaz'a baktığımda esmer bir kızın sırtını masaya dayayıp ensesinden kavrayarak öptüğü gördüm. Geleli iki saati geçmişti ve artık ortam iyice kalabalık olmaya başlamıştı. Yan masadakiler bizim masaya alevli meyve tabağı göndermek istercesine yaklaştılar. Daha fazla dayanamayıp üçüncü şişemin sonunu kafama diktikten sonra kalabalığı yararak dışarı hava almaya çıktım.

Çıktığım anda terden ıslanmış olan saçlarımın dipleri dondu, ceketime iyice sarılmıştım gözlerim ilerdeki Tolga'nın arabasıyla buluştu. Bu havada şort ve deri ceket. Aferin Meva. Seri adımlarla oraya ilerleyerek kaputa oturdum ve gökyüzüne bakıp derin nefes aldım. Elimdeki sigara paketinden bir dal çıkarıp çakmağımı almak için ellerimi ceketimin cebinde gezdirip neredeyse kendimi taciz edercesine çakmağı aramaya başladım. Aklıma siyah çakmağımın masanın üzerindeki görüntüsü geldi ve ufak bir siktir çekip sigaramı kulağımın arkasına yerleştirdim. Kolumdaki saate baktığımda sabaha karşı 3'e geliyordu. Bugünün pazar olduğu düşünüp hiç değilse erken kalkmak zorunda kalmayacağımı aklıma getirerek kendimi sakinleştiğim sırada karşıdan saçlarından tanıdığım Jonny Bravo'nun bana doğru gülerek geldiğini gördüm. Olası bir aksilik yaşanmasın diyerek sağ bacağımı sol bacağımın altına sıkıştırarak rahatsız bir şekilde kıpırdandım. Adımlarını yavaşlatıp tam önümde durarak başını eğerek bana bakmaya başladı. Sessizliğimi koruyarak onun dışındaki her yere baktım.

Daha fazla dayanamayıp dublaj ses tonuyla' Haydi ama bebeğim neden bana bakmıyorsun?' diye sordu.

'Çünkü bakmaya değer bir şey bulamıyorum.'

'Sert kızı oynuyorsun demek bu hoşuma gitti.' Ben cevap vermemekte ısrarlı olunca bir adım daha yaklaştı.

'Tamam o zaman soru cevap şeklinde gidelim. Ben Oktay, Ayaz'la aynı sınıftayım, mimarlık okuyorum, Ayaz gibi Görükle'de yalnız yaşıyorum, rap müzik aşığıyım falan filan.' Bir süre bana bakmaya devam etti.

Artık bu işkenceden kurtulmak için yana kayıp kaputtan aşağıya inerek yanından hızlı adımlarla geçtim ama ne yazık ki beni takip ederek arkamdan konuşmaya devam etti. Omuzuma dokunduğu anda mekanik bir hareketle arkamı dönüp tam önünde durdum sadece suratına bakıp içimden gün doğmamış küfürler edip pes edip gitmesini bekledim ama vatoz balığı gibi yapıştı gitmek bilmiyordu.

Ben pes ederek arkamı dönüp gittiğim sırada seslenerek 'Hiç değilse sosyal medyadaki adını söyle takipleşelim bebeğim'.

Arkamı dönüp ona doğru hızlı adımlarla yaklaştım dişlerimi sıkarak 'Sosyal medya hesabım yok, okumuyorum, çalışıyorum ve kızlardan hoşlanıyorum.' diyerek son cümlemdeki yalanı bastırarak söyledim.

Suratında oluşan şok ifadesi uzun sürmedi hatta halinden memnun bir şekilde bir adım atarak elini yanağıma doğru götürüp elinin tersiyle yanağıma dokunarak kısık bir sesle 'Benimle beraber bir gece geçirdiğin zaman tercihinin değişeceğine eminim. 'diyerek göz kırptı.

Önce alt dudağımı ısırıp sinsice gülümsedikten sonra gözlerinin içine bakıp yanağımda olan elini tuttum. Elleri terliydi. Leş herif!  Parmaklarımı aşağı doğru kaydırarak bileğini sert bir şekilde geriye bükerek yere eğilmesini sağladım.

'Ne yapıyorsun be manyak bırak elimi!'

Güzel, bağırması hoşuma gitmişti. Bileğini döndürürken onu da kendi etrafında döndürüp sırtından itekledim. İnleyerek bileğini tuttu ve etkilenmiş gözlerle bana bakmaya başladı.

'Benden uzak dur!' diye bağırarak arkama bakmadan içeri girdim.

İçeri girdiğimde kanı pompalayan kalbimin sesi, müziği bastırmıştı. Nefesimi kontrol ederek hızla masaya doğru insanları iterek ilerlemeye başladım ama masadaki insan sayısı azalmıştı. Gözlerim hemen Ayaz'ı aradı ama onu göremeyince başım dönmeye başladı. Sakinleşmek için tabureye oturarak dans pistine doğru bakınmaya başladım. Gözlerim tanıdık bir bedeni görünce onun üzerinde durdu.

Tolga Aslıyla aralarından toplu iğne geçmeyecek kadar birbirlerine sürtünerek dans ediyorlardı. Normalde gözlerimi hemen kaçırırdım ama gözlerimi alamayarak onları izlemeye başladım. Aslı'nın sağ eli Tolga'nın ensesinde, diğer eli göğsünün üzerinden aşağı doğru kaymaya başladı elini takip ederek Tolganın kasıklarının orda gezdirdiğini gördüm. Yaşadığım bu sahne karşısında bakışlarımı Tolganın yüzüne kaydırdım halinden memnun gözüküyordu, ellerini kızın belinden kalçalarına doğru kaydırıp orda bir süre oyalandıktan sonra bir elini kızın saçlarından kavrayıp çektikten sonra yüzünü kızın boynuna gömdü.

Daha fazla gözlerim kanamadan önüme dönüp masadaki çakmağımı alıp bir sigara yaktım. Gözlerimi yine piste doğru çevirdiğimde önüm kalabalıklaşmıştı, kalçamı hafifçe kaldırıp bakmaya başladım ama göremedim. Sinirden sigarayı iyice körükleyip kamyoncular gibi dudaklarımın kenarında tutup arka cebimdeki telefonumu çıkartıp Ayaz'ı aradım ama telefonu kapalıydı. Çaresizlikten kafamı kaldırıp masanın üzerindeki patlamış mısırdan bir avuç alıp ağzıma attım çiğnemekte zorluk çekerek ağzımda çevirmeye başladım. Belimde bir el hissedince sıçrayarak arkamı döndüğümde Tolgayla göz göze geldik. Az önce Aslının kalçalarında olan elinin şu an benim belimde olması düşüncesi midemin bulanmasına sebep oldu.

Bana doğru eğilerek saçlarımı önümden omuzlarımın arkasına attı.

'Biz kalkıyoruz seni bırakacak biri var mı?'

Sözlerine karşılık gözlerim biraz dolarak kafamı iki yana salladım.

Kendi kendine bir şeyler mırıldanarak ceketini tabureden alıp bileğimden tutarak beni dışarı çıkardı. Burnum yanmaya başladı ağlamamak kendimi zor tutarak ellerimi yüzüme kapatıp sonrasında saçlarımı geriye doğru atıp ensemdeki saçlarımı çektim. Derin nefes alarak başımı kaldırınca Tolga'nın güvenlik görevlisiyle bir şeyler konuştuğunu gördüm.

Bana dönerek 'Eve bırakmamı ister misin?' diye sordu.

Başka bir çarem yoktu.

'Evet lütfen.'

Başını sallayıp arabasına doğru yöneldi. Arkadan onu takip ederken ceketi olmadığı için siyah tişörtünün altındaki kasları rahatlıkla görebiliyordum. Bagajında acaba baltası var mı diye düşünürken arabanın kilidini açıp direksiyonun başına geçti. Ben de hızlıca yan koltuğa oturup bu sefer yavaşça çekerek kemerimi taktım. İtaat etmekten başka çarem yoktu, ona muhtaçtım. Arabayı kıvrak bir hareketle yola çıkardı.

Camı açıp içeri temiz hava girmesini sağlayarak derin bir nefes alıp başımı Tolgaya doğru çevirdiğim sırada gözleri benim çıplak bacaklarımdaydı. Dikkatini dağıtmak için bacaklarımı oynatıp yüzüme bakması için boğazımı temizledim. Yandan bir gülüş atıp yola bakmaya devam etti. Sol şeride kendini atıp gecenin karanlığında hızla yol alırken sessizliği telefon sesi bozdu. Acaba benim mi diye can havliyle telefonuma bakarken o çoktan telefonu açıp konuşmaya başlamıştı bile.

Kulağımı onun sesine odaklayıp dinlerken radyonun tuşuna basıp sesini açtı. Kafamı cama doğru çevirdim ve kolumu dışarı çıkartıp rüzgarla dans etmesine izin verdim ama hala sese odaklanmaya çalışıyordum. Sesi hiç duymadığım sinirli ve düzgün bir aksanla telefondaki kişiyi azarlar gibi bir şeyler söyledi.

Telefonu kapatıp bacaklarının arasına koyduktan sonra gaza yüklenip 'Amına koyduğum yavşakları bir işi de bensiz halledin!' diyerek öndeki araçlara selektör yaparak hızını arttırdı. Söze gireceğimi belli ederek boğazımı temizleyip 'Bir sorun mu var?' diyerek olan biteni anlamaya çalıştım.

Bir anlık bir göz temasından sonra tekrar yola bakarak 'Nerede oturuyorsun?' diye sordu.

'Bulvara çok yakın, başında indirsen olur taksiye atlar giderim.'

'Gecenin 4'ünde caddede bırakmayayım. Şöyle yapalım; benim ufak bir sorunu halletmem lazım. 10 dakika sürer sonra seni evine bırakırım.' Dedi almış olduğu derin nefesi vererek.

Söylediklerini tartıp caddede inip başıma bir şey gelmesindense arabada onu beklerim daha iyi diye düşündüm.

'Tamam uygundur benim için.' dedim ve kollarımı bağlayıp yolu izlemeye başladım. Alkolden ve sigaradan dilim damağım kurumuştu ve kendimi çok yorgun hissediyordum.

Biraz daha gittikten sonra bilmediğim yollardan dönüp yolun karşısına geçtik. Her yerde iki katlı villaların olduğu kapıların önünde son model arabalar, biraz ileride koca koca binaların bulunduğu sessiz bir yerdi. Bir kaç sokak geçtikten sonra sokak lambalarının ikisinin yanmadığı ve sadece bir kaç evin önünde araba bulunan sokağa girdik. Sokağın en sonundaki tarlalara bakan evin önüne arabayı park etti. Derin bir nefes alıp sakince bana döndü.

'Ben gelene kadar arabanın içinden çıkmanı istemiyorum.' 

Arka kapıyı açarak koltuktan ceketini alıp sırtına geçirdikten sonra bagajı açtı. Ne aldığını görmedim ama bayağı bir oyalanıp bagaj kapısını kapattıktan sonra evin bahçe kapısına gidip bana baktı.

'Sakın bir yere ayrılma.' Gergin gözüküyordu.

Sanki nereye gidebilirdim ki? Bilmediğim bir yer gece 4'ü geçiyordu. Hava soğuk hiçbir evin ışığı yanmıyor hatta bu evlerde birilerinin oturduğunu sanmıyordum. Kafamı camdan çıkartıp sokağa göz attığımda evler yeni yapılmışa benziyordu camlardaki kapılardaki kepenkler inik ve iki tane arabanında arka arkaya park etmiş durumdaydı. Kafamı Tolga'nın girdiği eve doğru çevirdim iki katlı üste de bir çatı vardı evin yan cephesi tarlalara doğru bakıyordu. Sıcak aile evi değil sanki terkedilmiş bir izlenim veriyordu ev bana. Acaba ailesiyle mi yaşıyor eve girerken sadece bir camdan ışık geliyordu annesi bu saate kadar beklemiş olamaz herhalde. Biraz daha bekledim, saatime bakıp nerdeyse 10 dakikayı geçtiğini fark edince içime huzursuzluk çöktü. Oyalanmak için telefonumu açıp tekrar Ayaz'ı aradım ama hala ulaşılamıyordu. Sıkıntıdan ve korkudan patlamak üzereydim sigara paketimi çıkartıp içine bakıp iki dal sigaram kaldığını görüp bir dal çekip yaktım.

Dakikalar geçti artık iyice huzursuzlanmaya başladığım sırada evin kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ama sanki bir şeyler ters gidiyor çünkü dışarı çıkanın Tolga olmadığından emindim.

Çelimsiz, uzun saçları alnına yapışmış adam topallayarak arabaya koşmaya başladı. Olan biteni anlamaya çalışırken adamın elindeki silahı fark ettim birden kapıyı açıp kendimi dışarı atacakken emniyet kemerinden kurtulamadım.

Çırpınışlarım kifayetsiz kalırken yan koltuğuma başından ve burnundan hatta ağzından kan gelen bir adam oturdu, telaşlıydı. Üstü ıslak, ellerindeki tırnaklarının olması yerde kan vardı, her yeri ıslaktı ve vıcık vıcıktı. Üstelik leş gibi kokuyordu. Boynundaki derin olduğunu tahmin ettiğim dikine kesilmiş yaradan akan kanların kuru olup olmadığını anlayamıyordum. Nefes alıp verirken ciğerlerinden hırıltılar yükseliyordu. Kafamı hemen eve doğru çevirdiğimde Tolga'nın eli başının üzerinde ve elinin altından akan kırmızı sıvıyı gördüğüm anda attığım çığlığa engel olamadım.

Yanımdaki adama tekrar baktığımda silahın namlusunun soğukluğunu anlımda hissettim iyice bana doğru bastırıp 'Sesini çıkartırsan beynini dağıtırım beni duydun mu?' dedi hırıltılı bir sesle.

Kapıldığım heyecandan ve korkudan kafamı salladım ve gözlerimden iki damla yaş süzüldü. Ne yapacağımı bilemeyerek araba hızla park yerinden çıkarken yapabildiğim tek şey arkama bakmak oldu. Tolga'yı bir arabaya hızlı bir şekilde binerken gördüm. İlk defa takip edileceğime bu kadar sevindim. Yanımdaki adam sürekli lanet ve siktir çekerek arabayı sağa sola savurup nerde olduğunu anlamaya çalışarak ve bir yandan da gözlerinin içine kadar giren kanı, silahı tuttuğu sol eliyle silmeye çalışıyordu.

Acilen bir plan yapmam lazımdı ve aklıma gelen ilk şeyi yapıp camı açıp dışarı 'İmdat! Yardım edin!' diye avazım çıktığı kadar bağırmak oldu. Adam beni kolumdan sertçe çekerek içeriye soktu ve camları kapatıp kapıları kilitledi.

'Az önce bu silahla birinin kafasına sıktım ve silahın içi hala dolu biraz daha bağırmaya devam edersen namlu ağzında olur hatta başka bir yerine bile sokabilirim şimdi çeneni kapa düşünmeye çalışıyorum.'

Allah belanı versin Ayaz!

Tekrar arkama doğru bakıp Tolga'nın arkadan selektör yaparak geldiğini gördüm ve yola bakarak içimdeki en sakin sesi bulmaya çalıştım.

'Bak arkamızdan Tolga bizi takip ediyor nereye kadar kaçacaksın arabayı çek kenara beni indir hiç değilse.'

'O piç kurusunun bana ne yaptığından haberin yok. Beni iki gündür o evde tuttu, dövdü, işkence etti, tırnaklarımı çekti, sayısız yerimi kesti, ıslatıp vücuduma elektrik verdi. Kendimi kurtarmak için başımda duran adamı öldürmek zorunda kaldım. Tam kaçarken o piç geldi içeri zor indirdim yere, kaçtım anlıyor musun ölmemek için kaçtım ve şu an elimdeki tek koz sensin'

'Ne kozu ben daha Tolgayı tanıyalı bir gün bile olmadı. Beni eve bırakıyordu sadece.'

'Onu şimdi göreceğiz bakalım.'

El frenini çekip inşaat şantiyesinin orda lastiklerden toz duman çıkartarak arabayı durdurdu ve silahı bana doğru doğrulttu. 'Hemen in arabadan!' dedi bağırarak.

Çaresizce kemere elimi attım ve tek dokunuşla kemer açıldığı anda kapım da açıldı. Adam beni kolumdan tutarak arkama geçti. Sol kolunu boynuma doladıktan sonra diğer eliyle de şakağıma silahı dayadı.

'Bırak beni ne olur ben bir şey yapmadım kimseye bir şey söylemem ne olur bırak beni.' Yalvarıyordum. Sesim boş inşaat alanında yankılanmıştı.

Çünkü biliyorum Tolga'nın beni kurtarmayacağını beni tanımıyor, adam her şeyi bildiği için önceliği o olacaktı. Saç diplerim karıncalanmaya başlamıştı.

Ben artık sinir krizi geçirircesine kolundan kurtulmaya çalışırken Tolga ani bir fren sesiyle lastikleri kaydırarak arabadan iri cüssesiyle inip ucunda susturucu olan silahı iki eliyle kavradı. Bakışları sadece arkamdaki adamın üzerindeydi. Öfkeliydi. Saniye ve salise arasındaki zaman dilimindeyken bakışlarıyla bedenimi teğet geçti. Göğüs kafesi iyice şişti ve nefesini verdiğinde sakin gözüküyordu.

'Ali indir silahını kızı bu işe karıştırma haydi koçum.'

Dediği karşısında afallayarak ağlamayı ve debelenmeyi bıraktım sanırım bir tür şoka girmiştim bedenimin hiçbir kasımı hareket ettiremiyordum donup sadece Tolga'nın gözlerinin içene baktım. Kulağımın dibinde az önce isminin Ali olduğunu öğrendiğim adam bağırarak;

'Lan piç! Ben sana güvendim senin evinde kaldım. Sen ne yaptın? Onu elimden aldın. Ben onu seviyordum orospu çocuğu seviyordum! Benim sevdiğim kızı elimden aldın sen. Onu öldürdün. Öldürdün!' Koluyla beni daha fazla sıkıştırdı.

'Onu ben öldürmedim Ali bunu biliyorsun Defne kendisi intihar etti ona ben bir şey yapmadım.'

'Benim onu kaybetmeme sebep oldun! Defne'nin ölmesinin bunların tüm sorumlusu sensin ve bunu ödeyeceksin adi herif!' dedi ağzından kanları fışkırtarak.

Kulaklarım olan biteni duyuyor ama tepki veremiyordum sadece iki elimle Ali'nin kolunu tutuyordum. Tolga artık sinirlenmişe benziyordu. Bir adım daha attı. 'Son kez söylüyorum kızı bırak birlikte çözelim bu işi.'

Ali kafasını salladığında başı bana değiyordu. 'Bu iş bu gece bitecek! Sevdiğin kızı gözünün önünde öldürünce bakalım sen ne hissedeceksin?' diye sordu dişlerini sıkarak.

Tolga soğuk bir kahkaha attı. 'Zaten öleceksin. Beni iki cesetle uğraştırma da indir artık şu silahını.'

Tam o sırada çöp kutusundan yükselen ani ses Ali'nin dikkatini dağıttı ve o panikle benimle birlikte arkasını dönüp silahı karşıya doğru doğrulttuğunda iki el silah sesi duydum. Duyduğum ses Tolga'nın silahına aitti çünkü Ali'nin elindeki silahta susturucu yoktu. Ne olup bittiğini anlamam sanki saatlerimi aldı ama saniyeler içinde Ali arkamda yere serildi. Dönüp bir anda arkama baktığımda Tolga'nın bana doğru gelip sarılacağını düşündüm ama yaptığı şey elini ağzıma bastırıp 'Şşş sakın sesini çıkarma.' demek oldu.

Burnumdan nefes almaya çalıştım ama az önce ağladığım için burnum tıkanmıştı ve nefes alamadığım için debelendim. Nefes alamadığımı anlayınca elini yavaşça çekip silahı beline koyup etrafı kolaçan etti. Daha sonra yüzümdeki saçlarımı çekip başımı ellerinin arasına aldı ve kafamı olduğum yere sabitledi. Arkama bakamıyordum. Ali'den ses gelmiyordu...

Sığınacak başka bir yerim olmadığı için kafamı Tolga'nın göğsüne yasladım. Kulaklarım enseme yediğim darbe yüzünden boğuk bir çınlamayla titredi. Hızlı atan kalbi yanağımda ritmini sürdürürken dakikalar geçince yavaşlamaya başlamıştı sanki. Dizlerimdeki soğumayı hissedince kafamı geriye çektim ve en son gördüğüm şey Tolganın giderek bulanıklaşan yüzü olmuştu.