“Canım,” gözleri korkuyla bana çevrildi. Titriyordu, ağlamamam gerekiyordu. Aceleyle yanına gittim. Ellerini aldım ve koklaya koklaya öptüm. Elleri yüzümü kapatırken ona baktım. “Senin suçun değil.”
Hiddetle kafa sallamaya başladı. Bir yandan gözlerinden yaşlar düşerken sakin kalmam imkansızdı. Yüzünü avuçlayıp dudaklarına kısa bir öpücük kondurdum. “Senin suçun değil.” Dedim alnımı alnına yaslarken.
Bir anda benden uzaklaştı. Transa geçmiş gibi kafa sallıyordu. “Hayır, hayır ben bir suçluyum.” Yanına yaklaşıp ona sarıldım. Kollarımda ağlıyordu şimdi. Saçlarını okşadım sakinleşene kadar.
“Hayır sen değil ben yaptım. Tüm suç benim, sen masumsun.” Bakışlarını bana kaldırdı. “Böyle bir şey yapmana izin veremem.” Ellerini çıkardı yüzüne “Baksana! Ne bu? Kan” Burnunu çekti “Eve rastgele gelen misafirlerimizin kanı. Her şey benim yüzünden, beni bir yere kapatmalısınız.” Kanlı ellerini tekrar tekrar öptüm.
“Sen değil, ben cinnet geçirdim. Tıpkı öncekiler gibi. Daha önce becerdik, bunu da becereceğiz.” Artık daha sakindi ancak hala titriyordu. “Korkuyorum aşkım,”
“Senden ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyorum” Kollarım arasındaki bedenini daha da sıktım. “Asla, izin vermem ki” Gözlerine baktım. O gözlerde korku vardı, ancak pişmanlıktan bir zerre bile yoktu.
Yüzünü avuçlayıp gözlerini bana çevirmesini sağladım. “Bana bak,” Derince bir nefes aldım “Git ve güzel bir duş al, bunlarıysa” diyerek etrafımızdaki kan gölüne baktım. “Ben halledeceğim. Ben yaptım ve ben halledeceğim.”
“Sen yaptın ve sen halledeceksin” diye fısıldadı o da etrafımıza bakarken. Dudaklarından öptüm yavaşça “Evet ben yaptım ve ben halledeceğim. Hadi seni banyoya götürelim” dedim yerinden hareket edemeyeceğini anlayınca. Onu kollarından tutup kaldırırken hala etrafımıza bakıyordu. Işıkları kapattım ve onu merdivenlere yönlenirdim.
“Beni senden almalarına izin vermem” diye nefes verdim saçlarını öperken. “Asla”