İçeriğe geç

Zırhtaki Çatlak

Aradan birkaç gün geçti. Berna, gelen o tekinsiz e-postayı zihninin en karanlık köşesine gömmüş, günlük yoğunluğunun ve kriz toplantılarının içinde tamamen unutmuştu.

​Fakat onun bu sarsılmaz soğukkanlılığı, onu gölgelerden izleyen kişiyi çileden çıkarmış olmalıydı. Çünkü Berna’nın reaksiyonsuzluğu, oyunun kurallarını değiştirdi.

​Yorucu bir mesainin sonunda saat gece yarısına gelirken Berna evinin kapısını parmak izi okuyucusuyla açtı. Yüksek güvenlikli, dış dünyadan tamamen soyutlandığı bu soğuk ve minimalist ev, onun yegane sığınağıydı.

​İçeri girdiğinde antredeki ışık yandı. Ve tam salona geçecekti ki, mermer sehpanın üzerinde duran nesneyle olduğu yerde donakaldı.

​O tekinsiz e-postayı tamamen unuttuğu an, tehdit dijital dünyadan çıkıp doğrudan mahrem alanına girmişti. Şifreli ve kameralı evinin ortasında, mat siyah, küçük bir kutu duruyordu.

​Berna yavaş adımlarla kutuya yaklaştı. Kalp atışları kulaklarında yankılanıyordu. Kutunun kapağını açtığında içinden iki şey çıktı:

  1. ​Paslı, eski bir demir anahtar.

  2. ​Yıllar öncesinden kalma, sararmış ve yıpranmış bir lunapark broşürü.

​Broşürün arkasındaki boşluğa tükenmez kalemle tek bir cümle yazılmıştı:

​"Bu gece yarısı, paslı kapının önünde."


Berna kutuyu kapattı, paslı anahtarı avucunun içinde sıktı. İçinde yükselen korkuyu hızla bastırırken, yerini yakıcı bir öfke ve dondurucu bir merak aldı.

Berna, avucunun içindeki paslı demir anahtarı öyle sıkıyordu ki, anahtarın soğuk ve tırtıklı yüzeyi tenine batıyordu. Tehdit edilmek ya da birinin onun mahrem alanına sızması, kabul edebileceği bir şey değildi. Şirket güvenliğini ya da polise haber vermek süreci uzatır, kontrolü başkasının eline verirdi. Berna ise hayatı boyunca kontrolü asla kimseye devretmemişti.

Hesap soracak biri varsa, bunu kendi kurallarıyla yapacaktı.

Saat gece yarısı bire geliyordu. Berna, üzerindeki koyu gri ceketini çıkarıp siyah, boğazlı bir kazak ve koyu renk bir kaban giydi. Garaja inip dikkat çekmeyen siyah arabasına bindi. Şehrin ışıkları geride kalırken, navigasyon onu İstanbul’un unutulmuş, terk edilmiş eski sanayi bölgesine doğru sürüklüyordu.