İstanbul’un gökyüzünü bir bıçak gibi kesen 35 katlı cam kule, dışarıdan bakan herkes için başarının ve gücün simgesiydi. İçeridekiler içinse tek bir kural vardı: Kusursuzluk.
Bern Holding’in en üst katındaki yönetim kurulu salonunda dondurucu bir sessizlik hakimdir. Masanın en başında oturan Berna Saner, önündeki devasa ekranda duran bütçe sunumuna bakarken gözlerini bir an olsun kırpmaz. Kömür karası saçları, keskin yüz hatları ve üzerine tam oturan koyu gri ceketiyle, kusursuzca işlenmiş bir mermer heykeli andırmaktadır.
Sesi hiç yükselmez. Ama o dondurucu, dingin tını salondaki herkesin sırtından aşağı soğuk bir terin süzülmesine yeter:
"Ben bu şirketi 'yaklaşık' rakamlarla yönetmiyorum. Hatayı tolere etmem. %0.5'lik bir sapma, bu masadaki herkesin işini yapamadığının kanıtıdır. Çıkabilirsiniz."
Salondakiler tek bir kelime dahi edemeden, sessizce dosyalarını toplayıp odayı terk eder. Berna yerinden kalkmaz. Geniş camdan dışarıya, ayağının altındaki İstanbul’a bakar. Topuklu ayakkabılarının yankılandığı koridordan geçip kendi odasına girdiğinde sekreteri çekinerek yaklaşır:
"Berna Hanım, avukatınız Mert Bey hatta. Çok acil olduğunu belirtti."
Berna masasına geçer, derin bir nefes alıp ahizesini kaldırır.
"Dinliyorum Mert."
Karşı taraftaki ses alışılmışın dışında ciddi ve tereddütlüdür:
"Berna... Babanın vefat haberini aldım. Yasal prosedürler ve cenaze işlemleri için seni bilgilendirmem gerekiyordu."
O an odadaki zaman durur. Berna Saner’in yüzündeki tek bir kas bile kıpırdamaz. Derin yeşil gözlerinde ne bir damla yaş, ne bir acı, ne de merhamet belirir. Soğukça yanıtlar:
"Benim ilgilenecek bir cenazem yok Mert. Yasal işleri halledip dosyayı kapatın."
Telefonu kapatır. Derin bir nefes alır, masasındaki dosyaları açar ve çalışmaya devam eder. Aradan iki saat geçer. Babasının ölüm haberi, zihninin en karanlık mahzenine çoktan gömülmüştür.
Saat öğleden sonra üçe gelirken, bilgisayar ekranının sağ alt köşesinde bir bildirim belirir. Adsız bir adresten gelen bir e-posta. Konu kısmı boştur.
Berna maili tıklar:
"Babanın ölüm haberini alırken yüzündeki o tek kasın bile kıpırdamayışını izlemek harikaydı Berna... Dışarıya sattığın o soğuk kadın maskesinin arkasında neleri sakladığını biliyorum. Kimsenin bilmediği sırlarını, o cam kuleye tırmanırken arkanda bıraktığın leşleri... Seni izliyorum. Her anını, her adımını."
Berna, bilgisayar ekranındaki adsız e-posta metnine gözlerini ayırmadan bakıyordu. Kalbi hızla çarpmaya başlasa da yüzündeki o profesyonel ve buz gibi ifadeyi bozmadı. Sessizce e-postayı sildi.