İçeriğe geç

Bölüm III — Ayın Altındaki Dişler

Kuzey ormanlarında gece, hiçbir zaman sessiz değildi. Avının peşinde koşan kurtlar, baykuşların ürpertici sesleri ve ormandaki esrarangiz yaratıklar. Hava kıtanın birçok bölgesine nazaran soğuk, hayat şartları zorluydu..

Ağaçlar rüzgârla konuşur, baykuşlar birbirine cevap verir, uzaktaki dereler taşların arasından geçerken hiç durmadan şarkı söylerdi. Ama bu gece farklıydı.Orman susmuştu.

Genç Vargen, ağacın gövdesine sırtını yaslamış, nefesini tutuyordu. Burnuna taze kan kokusu geliyordu. '' Yakındalar diye düşündü.'' Elini yavaşça baltasının sapına götürdü.Kulakları dikildi. O sırada solundan bir çıtırtı, sağından ise hırıltı sesi geldi.

“Üç kişiler.” diye bağırdı.

Yanındaki yaşlı Vargen başını çevirmeden cevap verdi.

“Dört.”

Genç olan dişlerini gösterdi.

“Birini kaçırdım mı?”

“Hayır.”

Yaşlı savaşçı ilk defa ona baktı.

“Sen sadece acele ediyorsun.”

Genç olan homurdandı.

“Ben acele etmiyorum.”

“Az önce ağaca çarptın Kael.”

“Toprak kaygandı. ihtiyar ne yapabilirim.”

“Toprak ağaç değildi.”

Genç Vargen'in kulakları geriye yattı.

“Bunu yıllarca anlatacaksın değil mi baba?”

“Ölene kadar.” diyerek Yaşlı Vargen gülümsedi. Sonra gülümsemesi kayboldu.

“Şimdi.”

İki Vargen aynı anda ormanın karanlığına atıldı. İlk yaratık ne olduğunu anlayamadan yere serildi. İkincisi genç Vargen'in baltasından kaçmayı başardı.Ama yaşlı olan bu anı bekliyordu saniyer içinde yere yığıldı. Hemen arkasından üçüncü yaratık yaşlı olana saldırmaya çalıştı. Yaşlı olan Vargen hala çok atikti. Yana doğru bir takla atıp kendisine bir boşluk yaratarak baltasını tüm gücüyle savurdu.Yaratığın demirden farksız pençelerinden ustalıkla sıyrılmıştı hatta sıyrılmakla kalmamış yaratık ikeye bölünmüştü.Vargenler onlara boşuna ''Demirkıynak'' demiyorlardı. Büyük bir kurtla ayı karışımı gibi görünen bir buçuk metre ile iki metre arasında farklı boylarda olan, ağaç köklerini hatta kayaları bile parçalayabilecek sertlikte olan siyah metalik pençelere sahip, karanlıkta bile gözlerini fark edebileceğiniz omuzları yüksek ön bacakları arka bacaklarından daha güçlü , koyu, kalın ve sert kıllarla kaplı çirkin yaratıklardı. Genelde sürü halinde avlanırlardı.

Dördüncü Demirkıynak olanları görünce kaçmaya başladı.Genç Vargen başını kaldırdı; “Biri kaçıyor!” Yaşlı olan yere serilmiş olan yaratıkları incelerken ; “Bırak! gitsin”. diye söylendi. Mutsuz görünüyordu.

Kael ;“Ama baba ” derken Yaşlı olan kesin ve net bir ses tonuyla “Sana bırak dedim evlat!” Kael şaşırmış gözlerle durdu.Kaçan yaratığın ayak sesleri karanlığın içinde kayboldu. Genç dişlerini sıktı.; “Onu yakalayabilirdim.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden?” Yaşlı savaşçı cevap vermedi. Gökyüzüne bakıyordu. Kael de baktı ay vardı güzel parlak bir ay. Ama etrafında hiç yıldız yoktu bir tane bile.Sanki gökyüzünün tamamı silinmişti.

“Baba?”

Yaşlı Vargen'in yüzünde daha önce hiç görmediği bir ifade vardı. Korku.

“Eve dönüyoruz.”

“Av bitmedi.”

“Av bitti.”

“Dört taneydiler.”

“Hayır.”

Yaşlı savaşçı baltasını yere sapladı. “Bu gece avlanan biz değildik.” Genç anlamadı.

“Ne demek istiyorsun?” Yaşlı Vargen başını kaldırdı. Burnunu havaya doğru çevirdi. Derin bir nefes aldı. Sonra tekrar aldı. “Deniz kokuyor.” Genç şaşkınlıkla güldü. “Deniz mi ? Buradan denize üç günlük yol var.”

“Dört.”

“Ne?”

“Dört günlük.”

Yaşlı savaşçı ona baktı.

“Bunu şimdi mi düzeltiyorsun?”

Genç omuz silkti. Yaşlı savaşçı istemeden güldü.Sonra tekrar ciddileşti. “Yine de deniz kokuyor.” Genç burnunu kaldırdı önce hiçbir şey hissetmedi. Sonra çok hafif bir tuz kokusu aldı. Genç Vargen'in tüyleri diken diken oldu.

“Bu mümkün değil.”

Yaşlı savaşçı baltasını omzuna aldı.

“Bazen mümkün olmayan şeyler olur.”

İkisi ormandan çıkarken genç bir kez daha geriye baktı.Öldürdükleri yaratıkların cesetleri yerde yatıyordu. Ancak dördüncü yaratığın bıraktığı izlerin yanında başka izler vardı. Çok daha derin ve büyük. Belki de hiçbir Vargen'in tanımadığı bir ayak izi. Yaşlı Vargen onları görmüştü.Ama oğluna söylemedi. Çünkü bazı şeyleri bilmek hazır olmaktan daha tehlikeliydi.

Vargenler, insan suretine bürünmüş kurtlar gibi görünen kadim bir halktı.. İki ayak üzerinde yürür, insanlardan daha iri ve güçlü bedenleri kalın kürklerle kaplıydı. Keskin dişleri ve pençeleri, yabancılara karşı ürkütücü bir görüntü verirdi. Kuyrukları yoktu. Fakat onları asıl farklı kılan görünüşleri değil, kendi dilleri, gelenekleri ve yüzyıllar boyunca şekillendirdikleri kültürleriydi. Kimi Vargen toplulukları insanlarla ticaret yapar, şehirlerde yaşarken kimileri kuzeyin ıssız topraklarında dünyadan uzak bir hayat sürerdi. Bir Vargen'i tanımak, bütün Vargenleri tanımak anlamına gelmezdi.

Aynı gece Vargen yerleşiminde bütün köpekler havlamaya başladı. Ardından bütün kurtlar da ulumaya başladı. Gürültülerden dolayı köydeki bütün çocuklar korkuyla uyandı. Vargenler telaş içinde köy meydanında toplanmaya başladılar. Hava kapanmaya başlıyordu , kara bulutlar gökyüzünde kendini göstermeye başladı. O sırada köyün ortasındaki eski taş kuyunun içinden bir ses geldi. Su sesi. Bunu duyan Vargenler korkuyla birbirlerine bakıyor , kendine hakim olamayanlar garip sesler çıkarıyordu. Kuyunun içinden su sesi gelmesinin imkanı yoktu. Çünkü kuyunun dibinde çok uzun yıllardan beri su yoktu. Köyün yaşlıları meydana koştu. Genç Kael kalabalığın arasından geçip kuyunun başına geldi ve aşağı baktı. Karanlığın içinde mavi bir şey parlıyordu. Aynı anda yüzlerce Vargen'in burnuna tuz kokusu doldu. Ve kuyunun dibinden, denizden gelmesi imkânsız olan bir ses yükseldi. Bir dalga sesi. Sonra Kael kuyudan bir ses daha duydu bir fısıltı.

“**Bulun onu.**”

Genç Vargen'in gözleri büyüdü.

“...Kimi?”

Kuyudan cevap gelmedi.

Ama köyün dışındaki ormanda, üç gün önce ölmüş olması gereken bir şey ayağa kalkmıştı ve henüz kimsenin bundan haberi yoktu.