“**Bulun onu.**”
Kuyudan gelen ses kesildi.
Meydandaki yüzlerce Vargen kıpırdamadan bekliyordu. Kimse konuşmuyordu. Çocukların ağlaması bile neredeyse durmuştu. Kael, kuyunun başında diz çökmüş halde aşağı bakıyordu. “...Kimi?” diye yineledi. Ama kuyu çoktan sessizliğe gömülmüştü. Sonra arkasından yaşlı ve yorgun bir ses geldi. “Geri çekil.” Kael sesi umursamadı kuyunun dibine bakmaya ve bağırmaya devam ediyordu .Bir an kafasını kaldırdı ve sesin köyün yaşlılarından olan Helgar teyzeden geldiğini gördü. “Büyükanne, kuyuda bir şey var.”
“Biliyorum, su.” diye cevap verdi Helgar korkmuş gözlerle. Kael heyecanla Helgara dönüp “Burada su yoktu. Neler oluyor? Kimdi o konuşan ya da neydi ?” diye soru yağmuruna başlamıştı. Yaşlı dişi Vargen Kaele doğru yaklaştı. Elindeki bastonu taş zemine her vurduğunda meydandaki ses biraz daha büyüyordu. Kuyunun başına geldiğinde genç Vargen'in omzuna elini koydu. “Şimdi bana bak.” Genç döndü. Yaşlı kadının yüzündeki ifadeyi görünce Kael kulaklarını indirdi. “Korkuyorsun.” Kael başını evet anlamında salladı. '' Güzel korkmayan aptaldır.'' Kael şaşırmış gözlerle Helgarı izliyordu. Yaşlı kadın kuyunun içine baktı. Mavi ışık hâlâ oradaydı. “Sence bu kuyu ne zamandır burada?” Kael tereddüt etmeden ; “Bizim bildiğimizden beri.” diye cevapladı. Helgar başını hayır dercesine iki yana salladı. '' Hayır çok daha uzun süredir burada. Bizim halkımız bu topraklara gelmeden öncede buradaydı. Bu kuyuyu biz açmadık. Dedem bana bazı masallar anlatırdı Vargenler kendi aralarında ayrıma düştüklerinde yurtlarından ayrılıp kendilerine yeni bir yurt elde ederler derdi biz de kuzeyin..'' derken bir dalga sesi daha geldi ve sözü bölündü. Herkes kuyuya doğru bakmaya başlamıştı. Helgar ve Kael kuyudan aşağıya baktıklarında kuyunun içindeki suyun yükselmeye başladığını gördüler ve bir süre sonra geri çekildiler. çünkü en başta su önce birkaç parmak yükselmişti ama sonra giderek hızlanıyordu. Yukarı doğru tırmanıyordu sanki. Su sesleri iyice yaklaşmıştı. Sonra kuyunun taşlarının arasından taşarak su meydana döküldü. Vargenlerin hepsi birkaç adım geriye çekildiler. Su siyaha yakındı ama içinde mavi ışıklar yüzüyordu. Genç Vargen'in burnuna yine aynı koku geldi. Tuz, fakat bu kez başka bir şey daha vardı. Kan.
Yaşlı kadın bir anda gencin bileğini yakaladı.
“Adın ne?”
Genç şaşkınlıkla ona baktı.
“Ne?”
“Adın.”
“Kael.”
Yaşlı kadın gözlerini kapattı.
“Kael.”
Sanki bu ismi uzun zamandır bekliyormuş gibi tekrar etti. “Demek sensin.” Kael'in tüyleri kabardı. “Ben neyim?” Yaşlı kadın cevap vermedi. Meydandaki herkesin önünde diz çöktü ve başını eğdi. Kael'in gözleri büyüdü. “Büyükanne?” Yaşlı kadın fısıldadı. “Sen hiçbir şey değilsin.” Kael'in yüzü düştü. Sonra kadın devam etti. “Henüz değilsin.”
Şafak söktüğünde köyde kimse uyumamıştı. Kuyu tekrar kurumuştu. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Ama suyun ulaştığı her yerde siyah izler kalmıştı. Köyde bazı Vargenler Kaele bakıp kendi aralarında konuşuyordu. Yaşlı heyeti olayın ardından Vargenlerle konuşup durumun kontrol altında olduğunu ve artık evlerine girebileceklerini söylediler. Ardından toplanıp köyün yönetici otağına gidip toplantıya başladılar. Kael köyde deli gibi koşmaya başladı. Babası ortalıkta yoktu. Kael en sonunda onu bulduğunda yaşlı savaşçı, köyün dışındaki taşların üzerinde oturuyordu.
“Baba.”
Cevap vermedi.
“Baba.”
“Biliyorum.” Kael yanına oturdu. Bir süre ikisi de konuşmadı. Sonunda Kael sordu:
“Beni gönderecek misiniz?”
Babası ona hüzünlü ama gururlu bir şekilde baktı. “Evet.”
“Nereye?”
“Güneye.”
“Niçin?”
“Çünkü burada kalırsan seni bulacak.”
“Kim?”
Babası uzun süre sustu. “Bilmiyorum.” Kael ayağa kalktı. “Bilmiyorsan neden kaçıyorum?” diye sorguladı. Babasının cevabı netti “Çünkü annem biliyordu.” Kael dondu. “Annem mi?” diye kekeledi sessizce. Kael annesini hiç tanıyamamıştı. Onu hatırlayabilecek yaşta değildi. Babası ilk defa gözlerini kaçırdı. Ardından “Annen ölmeden önce bana bir şey söyledi.
“Ne söyledi?”
“Bir gün kuyunun konuşacağını.”
Kael'in kalbi hızlandı. “Başka?”
Babası oğluna baktı. “Konuştuğu gece seni doğuracağını söyledi.”
Kael hiçbir şey söyleyemedi. Babası ayağa kalktı. “Hazırlan.”
“Ne kadar zamanım var?” diye sordu Kael. Yaşlı Vargen '' Çok yok bugün yola çıkacaksın.''
“Ya sen?”
“Ben burada kalacağım.”
“Hayır.”
Kael'in sesi yükseldi.
“Ben gitmiyorum.”
Babası ona yaklaştı.
“Kael.”
“Hayır!”
“Dinle beni.”
Yaşlı Vargen oğlunun omuzlarını tuttu ve sıkıca kavradı. Kael meraklı gözlerle ona baktı. “Bütün hayatım boyunca seni korumaya çalıştım.” “Biliyorum.” der gibi baktı Kael. Babası devam etti; “Şimdi ilk defa seni korumak için senden uzak durmam gerekiyor.” Kael'in gözleri doldu.
“Baba...”
“Git.”
Uzaktan köyün çanı hararetli bir şekilde çalmaya başladı. Kael arkasını döndü. Köyün girişinde Vargenler toplanıyordu. Ormanın diğer tarafından at sesleri geliyordu. Vargenlerin atı olmazdı. Gerekirse kurtları evcilleştirip onlara binerlerdi. Kael'in babası baltasını aldı ve Köyün girişine doğru koştu. Koşarken Kaele ; “Güneyden gelmiyorlar.” Kael baktı. “Kim?” Babası dişlerini gösterdi. “Bizi bulmuşlar.” Ormanın içinden ilk insan asker çıktığında Kael'in yüzündeki ifade değişti. Ardından ikinci, üçüncü onlarca asker köye doğru geliyordu. Zırhlarının üzerinde tek bir arma vardı. Kael o armanın ne olduğunu bilmiyordu. Ama babası Einar biliyordu. Ve yüzündeki öfke yerini yıllardır sakladığı başka bir duyguya bıraktı , utanç.
“Baba?”
Yaşlı Vargen fısıldadı. “Bunlar bizi daha önce de buldu.” Kael cevap veremedi. Ne demek daha öncede buldu. Kimdi bunlar ? İnsanlar dost değildi evet Kael öyle yetişmişti ama babası Einarın suratındaki ifade Kaelin bilmediği daha çok fazla şey olduğunu kanıtlar gibiydi. Askerler köye yaklaştıkça içlerinde bazılarının daha sert ve donuk bakışlı olduğu görünüyordu. Boyunlarında bir kolye vardı ama zırhlarının içinde kalmıştı. Onların arkasındaysa zırhı diğerlerinden biraz daha farklı olan bir asker geliyordu. Gülümsüyordu. Boynunda siyah bir taş asılıydı. Taşın üzerinde üç dalga işareti vardı ve taş mavi bir ışıkla parlıyordu.