[18:02, 17.09.2026] mustafaturan3481: BİTMEYEN IZDIRAP
5. BÖLÜM
1. KISIM
İçimi tarifi imkânsız bir sıkıntı bulutu kaplamıştı. Sanki nefes alamıyordum. Boğazım düğümlenmiş, konuşamıyordum. Kalbimi bir mengene ile sıkıyorlardı. İyice daralmıştım.
“Allah'ım, bu ne garip bir şey?” dedim.
Babam anneme döndü.
— Ayşe Hanım, programımızdan iki saat gerideyiz. Son mola yerinde biraz fazla oturduk herhâlde. Trafiği hiç hesap edemedik.
Annem:
— Bir şey olmaz bey. Gideceğimiz yere sağ salim, kazasız belasız gidelim de varsın iki saat sonra olsun, dedi.
Bunları duyuyor, fakat cevap veremiyordum. Babam çok dakik bir adamdı. Her şeyin saatinde olmasını isterdi.
Önümüzde, yükünü ağır bir şekilde taşıyan bir kamyon ağır ağır gidiyordu. Bu nedenle bizi de yavaşlatmıştı. Yol gidişli gelişli olduğundan sollayıp geçemiyordum. Trafik bayağı yoğundu. Çift yönlü araçlar ilerliyordu.
Babam bana:
— Ayhan, bırak, zorlama. İleride yol çift şerit olacak. O zaman geçeriz bu kamyonu. Sabret oğlum, dedi.
Fakat ben duymuyordum. Kamyonu geçmeye öylesine odaklanmıştım ki ne yapıp edip kamyonu sollamalıydım.
Fırsatını kolluyor, şeritten bir çıkıyor, bir giriyordum.
Ve nihayet aradığım fırsatı bulmuştum.
Bir anda vites yükselterek gaza bastım. Kamyonu solluyordum.
Bu arada içimdeki o yoğun sis dalgası gözlerimin içine dolmuştu. Her yer bembeyazdı. Bir ışık hüzmesi belirdi. Bir anda bütün dünyamı sardı.
Her yer bembeyazdı.
Ve bende bir hiçlik vardı.
Bir boşluğun içinde başıboş, öylece düşüyordum.
O beyazlığın yerini simsiyah bir karanlık aldı. Bir anda her şey karardı ve sessizlik tüm benliğimi sardı.
Şimdi ne aile fertlerinin sesini duyabiliyor ne de görebiliyordum...
Gecenin en koyu karanlığındaydım ve sessizliğin en derinliğindeydim...
Ve birden gözlerime bir ışık hüzmesi çarptı.
Donuk bir ışık, sislerin arkasından gözlerime doğru vuruyordu.
Bulanıktı, büsbütün bulanıktı...
Ve tanımadığım cılız bir ses:
— Ayhan Bey... Ayhan Bey, beni duyuyor musunuz? Hadi artık gözlerinizi açın, diyordu.
Kulağıma gelen bu cılız sese dikkat kesilmiş, kimden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Bir yandan da göz kapaklarımın üstündeki tonlarca ağırlığı yıkıp gözlerimi açmak istiyordum. Fakat yapamıyordum.
Kirpiklerim oynuyor, göz kapaklarımı oynatmaya çalışıyordum ama onları bir türlü açamıyordum.
Neredeydim? Ne hâldeydim? Ve bu üstümdeki ağırlık da neydi?
Beynime bu soru yağmuru yağarken o cılız ışık hüzmesi de yerini yine koyu karanlığa bırakmıştı...
Kulaklarıma çarpan o cılız sesi zar zor da olsa duyuyordum.
— Hemşire Hanım, yarın yine bir deneme daha yapalım bakalım. Ayhan Bey'i uyandırabilecek miyiz, diyordu bir erkek sesi.
Ondan sonra yine aynı titrek ve cılız bir ses duyuldu.
— Peki doktor bey, siz nasıl isterseniz, dedi.
Onları duyuyor, cevap veremiyordum.
Koyu simsiyah bir gecenin ortasında gibiydim. Üstüme örtülmüş kara bir örtü gibi bu zifiri karanlıktan kurtulamıyordum.
Ve yine o cılız ses kulaklarıma çarptı.
— Hadi ama Ayhan Bey, ne kadar da uykucusunuz... İki ay oldu, uyanmak bilmediniz. Hadi artık, diyordu.
Ben hiçbir anlam veremiyordum..
Derin bir uykuya dalmak ,uyumak istiyordum..
Bu kulaklarıma çarpan ses kimin sesiydi ve bana ne anlatıyordu? Neden gözlerimi açamıyordum?
Ellerimi, ayaklarımı, hasılı bütün vücudumu hissetmiyordum. Parmaklarımı bile oynatamıyordum.
Sadece kulaklarıma çarpan o ses..
Ve bir hüzün dalgası dalga dalga kalbimin en derin yerine vuruyordu...