4. BÖLÜM
KISIM 4
Bu arada kız kardeşimin mezuniyet günü yaklaşmıştı..
Babam mezuniyet gününden bir hafta önce beni yanına çağırdı...
— Kız kardeşin mezun olacak. Ona bir sürpriz, bir tatil ayarlayalım. Ne dersin? Hep beraber ailece... Ne zamandır tatil yapmıyoruz. Sen de epeydir çalışıyorsun. Hadi, güzel bir yerden bir yer ayarla. Sakin, sessiz, ailece gidebileceğimiz bir yer olsun. Kız kardeşine de bir mezuniyet hediyemiz olur. Ne dersin, Ayhan? dedi.
— Tabii ki baba. Sen nasıl istersen, dedim. Hemen araştırırım.
Kız kardeşim artık inşaat yüksek mühendisiydi. Mezun olmuştu.
Hep beraber ailece Köyceğiz'de bir tatil köyünde tatilimizi geçirmek için bir haftalık yer ayarlamıştım.
Bavullarımızı arabaya taşırken annem bana:
— Ayhan, dedi. Dönüşte sana dediğim konuyu tekrar konuşalım. Geçenlerde çok iyi bir kısmet buldum. Onunla bir tanışmak istiyorum. Döndüğümüz zaman bu aileyle ve kızla bir tanışalım bir bakalım, ne dersin yavrum? dedi.
Annemin gözlerindeki ışıltıya ve sevince baktım.
Bunu derken ne kadar mutluydu...
O pamuk gibi ellerini tuttum, öptüm...öptüm
— Annem, dedim. Sen nasıl istersen... Dönünce bakalım, inşallah,
Ve bavulları arabaya yükledim.
Annem her yeri tekrar kontrol edip evin kapısını kilitledi ve aşağıya indi.
Bizler arabaya çoktan oturmuştuk. Onu bekliyorduk.
Komşumuz Nazife Hanım da aşağıya inmiş, elinde bir maşraba su, arkamızdan dökmek için hazırlanıyordu.
— Ayşe Hanım! diye seslendi. İyi tatilleriniz olsun.
— Nilgün, seni tebrik ederim. Maşallah kızım. İnşallah istediğin yerlere gelirsin. Sizin adınıza çok mutluyum. Sağlıcakla gidin, sağlıcakla gelin, diyerek arkamızdan suyu döktü.
Annem de ona dönerek:
— Teşekkür ederim, Nazife Hanım. Görüşmek üzere. Allah'a emanet olun, dedi.
Ben hareket ederken annem camdan başını uzatarak:
— Bütün komşulara çok selamlar! Ev ve buralar sizlere emanet, diye ilave etti.
Hepimiz mutlu ve sevinçle yola çıkmıştık.
Babam Ayetel Kürsi'yi okuyor, ellerini kavuşturup yüzüne sürüyordu.
Annem de aynı şekilde bildiği duaları okuyordu.
Kız kardeşim bana:
— Abi, radyoyu açar mısın? Biraz müzik dinleyelim, diye sesleniyordu.
Bu şekilde yola çıkmıştık.
Hayat, dedi Ayhan Bey, ne garip...
Bizim planlarımız farklıydı. Oysa neler yaşandı...
Hiçbir şeyin kontrolü bizde değil, Doktor Nusret Bey, dedi.
Ve ellerini çözdü, kollarını öne kavuşturdu.
Sonra tekrar elleriyle yüzünü kapattı.
Belki de gözünden süzülen yaşları Doktor Nusret Bey'in görmesini istemiyor gibiydi.
Ellerini yüzünden ayırmadan konuşmasına devam etti.
— Sanki... dedi.
Sesi titriyordu.
— Sanki dönülmez bir yolculuğa çıkıyoruz gibi içimde bir his belirdi...
Herkesin keyfi yerindeydi.
Okuyarak, üfleyerek, sevinçle tatile gidiyorduk.
O zaman benim içimdeki bu endişe neydi?
İçime garip bir hüzün çökmüştü.
Belki, dedim, mahalleden ayrılışımızın vermiş olduğu bir ayrılık hissiyle bu garip düşünceler içimi kaplıyordu.
Mahalleden gittikçe uzaklaşıyorduk.
Köyceğiz'e doğru rotamızı çizmiştik ama içimi garip bir hüzün dalgası sarmıştı.
Ne yapsam bu hüzün dalgasından kurtulamıyordum.
Herhalde yolculuk heyecanı, diyordum kendi kendime.
İçimde fırtınalar kopuyordu.
Oysa annem, babam ve kız kardeşim neşe içerisinde yolculuğa devam ediyorlardı.
Şakalaşıyorlar, gülüşüyorlar, arada sırada bana da laf atıyorlardı.
Fakat ben kendimi duyamıyor, cevap veremiyordum.
Yola ve içimdeki hüzün dalgasına konsantre olmuştum.
Arada annemin sorularına başımı sallayarak cevap veriyordum.
Babam durumumu anlamış olacaktı ki anneme ve kız kardeşime:
— Oğlumu rahat bırakın. Şu anda pür dikkat araba kullanıyor. Evlilik ile ilgili sorularınızı Köyceğiz'e gittiğimiz zaman sorarsınız, dedi kahkaha ile karışık.
Ben ise konuşulanlardan pek bir şey anlamıyor, onlar gülüyor diye gülüyordum.
Sanki görüyor ama duymuyordum.
İçimde tarif edemediğim garip bir duygu vardı...
Sanki birazdan fırtınalar kopacak,zelzeler olacak ve benim dünyam yerle bir olacaktı..