BİTMEYEN IZDıRAP
4. BÖLÜM
KISIM 2
Doktor Nusret bey bir yandan kahvesini yudumlarken bir yandan da şeker niyetine çikolatalardan bir parça aldı bu arada gazeteyi de okumayı ihmal etmiyordu 1. sayfayı manşetleriyle gözden geçirdikten sonra ikinci sayfaya yöneldi... Doktor Nusret Bey'in Bu rutini bir kez daha tekrarlanıyordu her günkü aynı şey aynı yaşanmışlıklar tekrar yaşanıyordu... Nihayet saat 4'e çeyrek kalayı gösteriyordu Doktor Nusret bey garip bir heyecanla doluydu bu duruma kendi de bir anlam veremiyordu niye bu kadar heyecanlanmıştı acaba hayatındaki monoton yaşamdan kurtulup bir aksiyon mu yaşayacaktı bu deli sorular aklını kurcalarken acaba gelecek mi diye mırıldandı... Saat 4.00'de 2 dakika kalmıştı.. kapının zilinin çaldığını duydu acaba Ayhan bey gelmiş miydi..
Kapı otomatiğine bastı sekreter Büşra Hanım ve kapı açıldı.
Karşısında, pardösüsünün yakaları kulaklarına kadar çekilmiş, uzun pardösüsü ayaklarına kadar inmiş, elinde bir baston ve gözlerinde siyah bir gözlük bulunan, tepeden tırnağa simsiyah bir adam vardı.
Bu manzara karşısında sekreter Büşra Hanım irkildi, ürperdi.
Karşısında böyle birini beklemiyordu.
Gayri ihtiyari, sesi titrek bir şekilde:
— Bu... bu... buyurun, diyebildi.
Evet, saat tam 4.00'te içeri girmişti.
Gelen Ayhan Kurtel'di.
İki eliyle bastonuna dayanarak, sekreter Büşra Hanım'a sakin bir ses tonuyla:
— İyi günler, Büşra Hanım. Benim saat dörtte randevum vardı. Doktor Nusret Bey beni bekliyor. Acaba kendisine geldiğimi haber verebilir misiniz? dedi.
Bu manzara karşısında kendini biraz toparlayan sekreter Büşra Hanım:
— Siz buyurun, şöyle istirahat edin. Ben Doktor Nusret Bey'e haber vereyim. Bu arada bir çay getireyim, ister misiniz? diyebildi.
Sesindeki ürkeklik hâlâ devam ediyordu.
Ayhan Bey gözlüklerini çıkarmamış, siyah pardösüsünün yakalarını indirmemişti.
— Yok, yok, dedi. Böyle rahatım. Teşekkür ederim. Doktor Nusret Bey'e haber verin. Onunla çay içeceğim, söz verdim kendisine. Terapideyken getirirseniz sevinirim, dedi.
Sekreter Büşra Hanım cevap vermeden Doktor Nusret Bey'in odasının kapısını tıkladı.
Her zamankinden daha değişik ve hızlı bir şekilde kapıyı çalması, Doktor Nusret Bey'in tebessümüne yol açtı.
— Evet, Ayhan Bey gelmiş, diye mırıldandı.
Bu arada sekreter Büşra Hanım içeri girdi.
Titrek ve ürkek bir sesle:
— Efendim... Saat dörtteki randevulu hastamız geldiler. İçeri alayım mı? dedi.
Doktor Nusret Bey tebessümle:
— Tabii ki, buyursun, dedi.
Sekreter Büşra Hanım kapıyı aralık bırakarak dışarı çıktı.
Masasının kenarında, ayakta ve iki eliyle bastonuna dayanmış bir şekilde bekleyen Ayhan Bey'e dönerek:
— Buyurun, Doktor Nusret Bey sizi bekliyor, efendim, dedi.
Ve kenara çekilerek sandalyesine kendini bıraktı.
Bu hasta onun da dikkatini çekmişti.
Tepeden tırnağa simsiyah olan bu adamda, saçlarındaki ve şakaklarındaki beyazlıklardan başka bir beyazlık yoktu.
Elinden bırakmadığı bastonuyla birlikte kapıya yöneldi.
Bir iki kere kapıyı tıklattı.
— Girebilir miyim, Doktor Nusret Bey? diye seslendi.
İçeriden Doktor Nusret Bey'in sesi geldi:
— Tabii ki, buyurun Ayhan Bey, dedi.
Ve nihayet beklediği hastasıyla buluşmuştu.
Ayhan Bey içeri girdi. Kapıyı kapatayım mı dercesine Doktor Nusret Bey'e baktı.
Doktor Nusret Bey de aynı şekilde beden diliyle başını sallayarak onayladı.
Ayhan Bey kapıyı kapatıp içeri girdi ve sağ tarafta bulunan kanepeye doğru yöneldi.
— Doktor Nusret Bey, buraya mı uzanacağım? Terapi koltuğu buydu, değil mi? dedi.
Doktor Nusret Bey:
— Ayhan Bey, nasıl rahat edecekseniz o şekilde oturun. İster oraya uzanın, ister karşıdaki koltuğa oturun. Siz nasıl isterseniz ve nasıl rahat edecekseniz, size kalmış, dedi.
Ayhan Bey, sert ve ürkütücü görünüşüne rağmen çok nazik bir üslup ve dille:
— Teşekkür ederim. Ben bu terapi koltuğunu tercih ediyorum. Uzanabilir miyim, müsaade ederseniz? dedi.
Doktor Nusret Bey:
— Tabii ki. Fakat isterseniz pardösünüzü çıkarıp bastonunuzu kenara koyalım. Daha rahat edersiniz, dedi.
Ayhan Bey cevap vermeden pardösüsünün yakalarını indirdi, düğmelerini çözdü ve pardösüsünü çıkarıp askıya astı.
İçinde de siyah bir gömlek vardı.
Siyah pantolon ve siyah ayakkabılar...
Her şeyi simsiyahtı.
En son gözlüklerini de çıkardı. Doktor Nusret Bey'in masasının üzerine bıraktı ve terapi koltuğuna uzandı.
Yüzünde garip bir ifade belirdi.
— Doktor Nusret Bey, nereden anlatmaya başlayayım? Sizinle ilk tanıştığımız zaman az kısa da olsa size biraz kendimden bahsetmiştim. Liseyi bitirdiğim ve babamın yanında işe başladığım zamana kadar ki bölümü anlatmıştım dilerseniz bundan sonrasında anlatabilirim...
Doktor Nusret bey tabii Ayhan bey sizi dinlemeye hazırım fakat bana söyler misiniz sizi bu denli karanlığa ve yalnızlığa iten sebep nedir isterseniz bunu bana anlatın daha sonra bu noktaya nasıl geldiğinizi birlikte irdeleyelim dedi sabırsızlığı sesine yansıyordu... Ayhan bey Doktor Nusret bey'e dönerek
__tabii ki her şeyi anlatacağım bu noktaya nasıl geldim karanlığa nasıl gömüldüm bu yalnızlığı neden mahkum oldum hepsini sırasıyla anlatacağım ... Olayların akışı ve benim seçimim beni bu günlere getirdi ..evet Doktor Nusret bey anlattığım gibi zar zor da olsa lise bitmiş ve ben babamın yanında işe başlamıştım... Onunla çalışmak ve onunla zaman geçirmek benim en mutlu olduğum anlardı... İş yerinde babamın her hareketini gözlüyor hafızama not ediyordum,öyle ki nasıl mal alıp mal sattığını müşterilere nasıl davrandığını takip ediyor babamı hayranlıkla izliyordum ben de onun gibi olacaktım onun gibi sevilen sayılan dürüst bir tüccar olamaktı tek gayem, babamın ve annemin kız kardeşimin övüncü ve gururu olacaktım... Bunun için var gücümle çalışıyordum sabah erkenden çalışanlardan önce gelip dükkan açıyor.. ve en son dükkanı ben kapatıyor o şekilde eve gidiyordum... Bilmediğim bir şey olsa çalışanlara soruyor takıldığım yerlerde babama danışıyordum... Ah sevgili babam benim bu azmimi ve çalışma aşkımı gördükçe içten içe mutlu oluyor ve bana sevgiyle bakıyordu onun bu bakışları beni o kadar mutlu ediyordu ki anlatamam hevesim bin kat daha artıyordu...
Ve yıllar bu şekilde harala gürele geçiyordu...